14 Temmuz 2015

Olduğu kadar mı? Yaptığımız kader mi?

Bir insan bir süreliğine bir iş yapsa veya bir eğitim alsa ve geçen süre sonunda o insan kendisini nasıl başarılı ve dolayısıyla mutlu hisseder?

Veya bu soruyu bir de tersinden soralım; bir işveren bir süreliğine çalıştırdığı bir işçisinden ya da bir hoca eğitim hizmeti verdiği bir öğrencisinden nasıl bir netice elde ederse kendini mutlu hisseder ve işçisini/öğrencisini bundan dolayı ödüllendirir?

Her iki sorunun cevabı da gayet basit değil mi?

Bir eğitin/öğretim sürecinin sonunda öğrencinin bütün verilmek isteneni(müfredat) en iyi şekilde kavraması, aynı şekilde işçinin de kendisine verilen işi en iyi şekilde yapması işverene para ve/veya zaman kazandırması yapılan işin/eğitimin başarılı bir şekilde tamamlanması anlamına gelir. Bu netice karşılıklı olarak işveren-işçi veya hoca-talebe olmak üzere her iki tarafı da mutlu eder ve yaşam şevkini artırır.

İnsanın dünyadaki mutluluğu bu döngünün sürekli bu şekilde devam etmesi ile alakalıdır esasında. İşsizlik, başarısızlık ve mutsuzluk birbirini tetikleyen durumlardır insan hayatında veya tersinden çalışma, başarı ve mutluluk.

Hayat dediğimizde dünyada ölünceye kadar yaşadığımız hayat ve ölümden sonra yeniden yaratılışla yaşayacağımız ebedi hayat kesinlikle beraber düşünülmelidir. Bu iki hayatı birbirinden ayıran dünya görüşü insanlığı yokluğa(ademe), anlamsızlığa, bencilliğe, sınırsız tüketime, tatminsizliğe ve her türlü ahlaksızlığa sürüklemektedir. Bu da insanlığı adım adım büyük bir felakete götürmekte.

Bu tespitten sonra gelelim bizim cenaha. Yani Allah'a ve ahirete inandığını söyleyen, kendisini öyle ya da böyle "müslüman" olarak tanımlayan, "mü'min" olduğunu iddia eden bizlere.

Ölümden sonra yeniden dirilişe inananlar olduğumuz halde bazen yaptıklarımızı sanki bir ilkokul müsameresi gibi yapıyoruz. Bu oyunun kaydedildiğini de unuturcasına.

Tekrar baştaki misale dönersek başarılı ve mutlu olan kimdir hayat dediğimiz şu kısa dünya yaşantısında? Kim bugün yaptıklarını "şimdi ve burada" bırakıyor, kim de onu öteye ve yarınlara, yani "ahiret"e taşıyor?

Bir ay Ramazan yaşadık, bundan bize ne kalacak? Ramazan bizde ne değiştirmiş olacak? Yoksa geldiği gibi gidecek mi?

Bir yıl boyunca işlediğimiz günahları bir ayda, hatta bir (kadir)gecede temizleyip pir-ü pak mı olacağız?

Bu soruların hepsinin cevabı tek tek kendi nefislerimizde saklı aslında.

Ramazan ayı sonunda ya da o kutsal kadir gecesi ertesinde kendi nefis aynamızda kendimize boydan boya bakmalı ve bu süreçte neleri kazandığımızı, hangi hatalardan döndüğümüzü, hangi kötü alışkanlıkları terk ettiğimizi, aktif iyi olmak için nasıl bir başlangıç yaptığımızı inceden inceye sorgulamalıyız.

Ahirete olan inancımızda samimi isek bu nefis muhakemesini yapmak zorundayız. Ki ebedi mükafat beklentimiz de sahici olsun. 

Hayat müsamere sahnesi değil, ömür dediğin daima çocuk kalınan bir oyun hiç değil. 

Ölüm var! Hayatı ciddiye almak zorundayız.
Yoksa zilletin içine düşeriz de rezil oluruz Rabbulalemin huzurunda!

Allah'ın affını umarak şeytana meyledenlerden olmamak duasıyla.


Peyami Bayram
14/07/2015, İstanbul
1436 Ramazan ayının Kadir Gecesi.

06 Temmuz 2015

Kadir Gecesi



Elimizde bulunan muazzez kitabımız Kur'an-ı Kerim'in peygamberimiz Hz. Muhammed(sa) vasıtasıyla insanlığa bir hidayet kaynağı olarak indirilmeye başlandığı geceye verilen isimdir Kadir Gecesi.

Ve tabii ki düşünüp ibret alan, sakınan insanlara bir hidayet rehberidir Kur'an.
Vesile arayanlara kurtuluş reçeteleri sunan ilahi bir kitaptır Kur'an.
Tılsımlı bir cisim de değildir.
Kimseyi de çarpmaz haşa!
Öğüt almak isteyen için eşsiz bir kaynaktır.
Anlamak isteyen için apaçık bir dille anlatır.
Akleden kalplere hitap eder.

Alemlerin Rabbi Allah'ın insanlığa son vahyinin kitap hali Kur'an-ı Kerim, o kitabın insan halinde bize gösterilen şekli Hz. Muhammed(sa)'dir.

Şimdi bütün bunlar Kur'an-ı Kerim'de aşikar iken ve onun insan hali muazzez peygamberimiz Hz. Muhammed(sa) bize en güzel örnek iken bazılarımız o yüce mesaj Kur'an-ı Kerim'i terk edilmiş/dışlanmış halde bıraktı.(Furkan Suresi 30) 

Yani kitabın cismini muhafaza etmede en büyük özeni gösterdik, hatta çok daha ileri gidip onu yükseklere koyduk. Abdestsiz bile dokunmadık. Süslü ciltler, yaldızlı baskılar, muhtelif kılıflarla süsledik.
Sabah akşam her vakit okuduk.
Cüzler okundu, hatimler yapıldı.
Farklı ses tonları ve makamlarda kıraat olundu.
Yüzyıllardır milyonlarca hafız yetişti.

Şimdi 
ahvalimizi yeniden muhakeme etme vakti değil midir?
Ne oldu bize?

Hira Dağı'ndan ilk vahyi alıp evine giden peygamberin 23 yıllık tebliğ, mücahede ve mücadele döneminin ardından yaklaşık 900 yıl insanlığa hak ve adalet örnekleri vermiş, ilmin her alanında zirve şahsiyetler yetiştirmiş bir medeniyet sunan biz müslümanlar bugün ne haldeyiz?

Kur'an-ı Kerim'i her an yeniden ve doğrudan doğruya kendimize gönderiliyormuş gibi algılayıp, anlayarak ve çağa anlatarak okumazsak onun misyonuna uygun hareket etmiş olmayız.

Her Ramazan ayını ve her Kadir Gecesini yeni bir fırsat bilelim ve Kur'an-ı Kerim'in inzal olunuşuna tekrar şahitler olalım. 

Bu gece bizim Kader(Kadir) Gecemiz olsun.
Nitekim insanın Kur’an ile buluştuğu/tanıştığı gece bin aydan hayırlı, yani bir ömre bedeldir. 

Mademki ölüm var; o halde ölümden sonra yeniden dirilişe inananlar için hayat bu mutlak akıbete hazırlık sürecinden başka bir şey olmaması gerektir. 

Kur’an’ı; anlamak, idrakimize sindirmek, hayatımıza rehber edinmek için okumalıyız. 

Tekrar tekrar okuyalım.
"Okuma bilmeyen" bir Nebi gibi okuyalım.

Biz onu ıssız gecenin koynundaki yetim ve öksüz Muhammed(sa) gibi okur/anlarsak bizim de yanımızda Hatice, Ali, Ebubekir, Ömer olacaktır; bizim de hicret edecek bir Medinemiz, kan dökmeden fethedeceğimiz anayurdumuz, Mekkemiz olacaktır. 

Öyle okuyalım ki Kadir Gecesi bizim kader gecemiz olsun.

Böylece;

Bu çağın Selahaddin'i, Alparslan'ı ve Fatih'i bu ateşte kavrulacak ve dünyanın dört bir yanındaki zulüm gören mazlumlar ve yardıma muhtaç garibanın yardımına koşacaktır inşallah.

Yeniden Harezmi'ler, Farabi'ler, Mimar Sinan'lar, Yunus Emre'ler, Ali Kuşçu'lar, İbn-i Sina'lar, Cezeri'ler yetiştirmek için yeniden can-ı gönülden sarılalım ilahi vahye.

İnsanlığın başka kurtuluşu yok!

Peyami Bayram
06/07/2015, İstanbul






02 Temmuz 2015

Hesap ve kitap

Yaz dedi bir ses,
hepsini yaz..
Dur dedi beriki,
daha vakit var..

Neyin hesabındasın?
bırak bu ince kurnazlıkları,
bunlar beyhude çırpınmalar..
defter-i kebire kaydettiler
hepsini..

emin ol
O her şeyi bilenden...
sen,
yeter ki bir şey bilmeyenlere
bildirme aczini..

O ki;
bildiğini asla aleyhine kullanmaz;
daima fırsat verir
nefes alan her cana.

O,
tuzak kurmaz
arınmak isteyene,
pek şefkatlidir 
en mücrim günahkara bile..
Daima açık ardına kadar;
girmek isteyene
izzet sarayının kapıları..

O'nun sarayına giren
kurtulur ebediyen;
kapısında beklemekse;
cehennem..
Bildirilmiştir akıl sahiplerine;
"Ah keşke"
"Bir fırsat daha"
diyenler korosunu
kavuran ateştir cehennnem..

Peyami Bayram
20/06/2015, İstanbul



30 Haziran 2015


Orucumu bozdum!

Ramazan öncesinde buradan ilan ederek bir süreliğine "sosyal medya orucu"na niyetlenmiştim. Lakin şeytanlar hiç rahat bırakmıyor insanı.
İstiklal Marşımız'a dil uzatma haysiyetsizliği,
Doğu Türkistan'daki Çin zulmünün ayyuka çıkması,
bir de üstüne mübarek bir ayda ve üstelik güney sınırımız ateş içinde iken, başka derdimiz yokmuş gibi aşağılık bir sapkın zümrenin adeta onursuzluklarını tescillemek için yaptıkları rezillikler beni daha fazla suskun kalamayacağım bir noktaya getirdi.
Ne mi yapabilirim?
Mehmet Akif ERSOY'un deyişiyle;

Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdımı, hatta boğarım! ...
-Boğamazsın ki!
-Hiç olmazsa yanımdan kovarım.
....


Peyami Bayram
29/06/2015, İstanbul

24 Haziran 2015

Bu ay;

Rahmete muhtaç olanların,
Azığını yoklukta bölüşenlerin,
Mağfiret için açılan ellerin,
Ahirete hazırlık yapanların,
Zenginliği açlıkta olanların,
Ahlaklı kalma talimi yapanların,
Namazı baş tacı edenlerin 
                                        mübarek ayıdır..


17 Haziran 2015

Hayırlı Ramazanlar!

Sosyal medya ve özellikle de Facebook ortamı hakkında bazı şeyleri tekrar ve derinden düşünme vaktidir.

Bir kere sosyal medya denilen, çoğumuz tarafından henüz ne idüğü tam olarak anlaşılamayan, hele de gelecekte ne gibi sorunlara yol açacağı bilinmeyen bu ortamla ilgili bir süre önce görüşlerimi paylaşmıştım.

http://bayramist.blogspot.com.tr/2015_03_01_archive.html

Bunun bir sorun olduğunu belirterek hala bu ortamda olmak aslında beni rahatsız etmiyor değil. 

Şimdi Ramazan ayını da bir fırsat ve imkan bilerek, zamanın da ruhuna uygun bir şekilde "sosyal medya orucu" tutmaya niyetlendim.

Herkes için bereketli bir Ramazan ve ondan müstefid olarak gerçek anlamda bir bayrama kavuşmayı dilerim.

Peyami Bayram
17/06/2015, İstanbul

14 Haziran 2015

Bakara 44-49

Ey Türk, Kürt, Falan Partili, Feşmekan cemaatten, bilmem ne örgütten kendine "Müslümanım" diyenler!
Demek siz kendinizi göz ardı edip iyilik ve dindarlığı hep başkalarına öğütlüyorsunuz, öyle mi?!
Üstelik bunu Kitab'ı okuduğunuz, ona uyduğunuzu iddia ettiğiniz hâlde yapıyorsunuz.
Peki, bunun en azından büyük bir ahlaksızlık olduğunu hiç düşünmüyor musunuz?!
Nefsinizi günahlardan alıkoymak, bu uğurda zorluklara katlanmak ve namaz kılıp samimi niyazda bulunmak suretiyle Allah'ın inayetine sığının.
Şüphesiz bunlar nefse zor gelen işlerdir. Dolayısıyla bunları ancak Allah'a derin saygı ve bağlılık gösteren kimseler yapabilir.
Böyle kimseler şeksiz-şüphesiz bilir ve inanırlar ki öldükten sonra Rableri'ne kavuşacaklar ve hesap vermek üzere O'nun huzuruna çıkacaklar.
Ey Türkiyeliler!
Vaktiyle Allah'ın size lütfettiği onca nimeti ve böylelikle sizi bir zamanlar cümle âleme üstün kılışını bir düşünün!
Kıyamet ve hesap gününe karşı tedbirinizi alın; çünkü o gün kimsenin kimseye en ufak bir faydası bile dokunmayacak, hiçbir şefaat kimseye fayda sağlamayacak, hiç kimseden günahlarının affı için herhangi bir fidye/bedel kabul edilmeyecek ve günahkârlara asla yardım eli uzatılmayacak.
Allah vaktiyle sizi İngiltere ve adamlarının zulmünden kurtarmıştı. Onlar size işkencenin en beterini reva görüyor, oğullarınızı katledip sağ bıraktıkları kızlarınızı/kadınlarınızı kötü amaçları için kullanıyorlardı.
Bu zulümden kurtulmanız, Rabbinizin size lütfettiği çok büyük bir nimetti.

Not: Yukarıdaki satırlar Bakara Suresi'nin 44-49 ayetlerinin acizane tarafımdan anlaşılan halidir. 

Peyami Bayram
14/06/2015, İstanbul 

RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...