06 Şubat 2015

Mucize, akıl ve aksiyon

Mucize, akıl ve aksiyon

Mucize; aciz bırakan demektir. Yani insanın bir olay ya da olgu karşısında kendini aciz hissettiği bir duygudur. Güneşin her gün dakik bir şekilde doğması ve batması bir mucizedir mesela. Gökten yağmur yağması, deprem, ineklerin süt vermesi, arıların bal yapması, bir ağacın meyve vermesi, bir dişinin gebe kalması gibi aslında günlük hayatta sürekli müşahade ettiğimiz bir çok şey hem Allah'ın kevni ayetleri olup hem de birer mucizedir. 

Aynı şekilde Allah'ın son elçisi Hz. Muhammed'e vahyettiği sözler yani Kur'an da bir mucizedir. Hem de düşünüp akleden insanlar için en büyük mucizedir. Bu büyük mucizeye ilk muhatap olan sevgili peygamberimiz o mucizenin hayata nasıl aktarılacağını da bizzat yaşayarak talim etmiş ve örnekliğini bütün insanlığa mükemmel bir şekilde göstermiştir. O'nun izini başka yerlerde ve başka şekillerde aramak kibrit çöpünü gözümüze çok yaklaştırıp arkasındaki ormanı görmeye engel olmaya benzer. 

Bu mucize, yani Kur'an ve onun hayata aktarılması alemlerin Rabbi olan Allah'ın bütün ademoğullarına en büyük armağanıdır. Evet, bu aynı zamanda ağır bir yük, meşakkatli bir görev ve nefse çok zor gelen bir yol/yolculuktur. Sonunda ölüm olan bu hayatta ahirete iman eden bir mü'min için de aynı zamanda hazine değerinde bir mirastır bu kitap. İşte esas mucize ve bu mucizeye muhatap olan biz insanlara Allah bunun gibi mucizelere bakıp sadece şaşkınlık ve hayranlıkla izlemeyi ve onlara övgüler yağdırmayı değil bizzat hayatımıza aktarmamızı istiyor. 

Allah adaleti ve hikmeti ve dahi rahmeti gereği peygamberimizin(O'na selam olsun) o mükemmel örnekliğini bütün kullarına bir nimet ve fırsat olarak vermiştir. Allah'ın yasasında(sünnettullah) bir değişiklik olmaz ayetine mutabık olarak bu mucizeyi her kul hayatında yaşayabilir ve yaşatabilir. Bunu ne derece başardığının bir önemi de yok aslında Allah katında. 

Rabbulalemin kişinin niyetine ve üzerinde fiilen bulunduğu istikamete bakarak merhametiyle onu ebedi cennetine konuk edeceğini bize bildiriyor. İşte bu meyanda yüce peygamberimiz Hz. Muhammed'in mucize olarak bize bıraktığı bu mirası kim inkar eder veya görmezden gelirse sonu hüsran olacaktır. İnsanlığın ve aslında kendi ebedi kurtuluşumuz için Allah'ın bize verdiği bu mucizeyi hayatımızda canlandırmak yine Allah'ın izni ve inayetiyle bizim elimizdedir. 

Burada sözü İstiklal şairimiz rahmetli Mehmet Âkif'in dizelerine bırakalım. 

Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak... 
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak. 
Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle. 
İmânı olan kimse gebermez bu ölümle: 
Ey dipdiri meyyit, 'İki el bir baş içindir.' 
Davransana... Eller de senin, baş da senindir! 
His yok, hareket yok, acı yok... Leş mi kesildin? 
Hayret veriyorsun bana... Sen böyle değildin. 
Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz? 
Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz? 
Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın? 
Esbâbı elinden atarak ye'se yapıştın! 
Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan 
Tek bir ışık olsun buluver... Kalma yolundan. 
Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk! 
Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk! 
Herkes gibi dünyâda henüz hakk-i hayâtın 
Varken, hani herkes gibi azminde sebâtın? 
Ye's öyle bataktır ki; düşersen boğulursun. 
Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun! 
Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar; 
Me'yûs olanın rûhunu, vicdânını bağlar 
Lânetleme bir ukde-i hâtır ki: çözülmez... 
En korkulu câni gibi ye'sin yüzü gülmez! 
Mâdâm ki alçaklığı bir, ye's ile şirkin; 
Mâdâm ki ondan daha mel'un daha çirkin 
Bir seyyie yoktur sana; ey unsur- îman, 
Nevmid olarak rahmet-i mev'ûd-u Hudâ'dan, 
Hüsrâna rıza verme... Çalış... Azmi bırakma; 
Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma! 

Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş... 
Sesler de: 'Vatan tehlikedeymiş... Batıyormuş! ' 
Lâkin, hani, milyonları örten şu yığından, 
Tek kol da yapışsam demiyor bir tarafından! 
Sâhipsiz olan memleketin batması haktır; 
Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır. 
Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar... 
Uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var. 
Feryâd ile kurtulması me'mûl ise haykır! 
Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır! 
'İş bitti... Sebâtın sonu yoktur! ' deme, yılma. 
Ey millet-i merhûme, sakın ye'se kapılma.

04 Şubat 2015

Başarıyı tek başına elde edeceğini sanan ahmaktan, 
kazandığını başkasıyla paylaşmayan cimriden, 
bildiğini yapmayan hainden daha kötüsü yok.
Buradan açıkça ilan ederim. 
Hiç kimseyi dünyada bırakıp gideceğim bir şey için kırmayacağım, üzmeyeceğim. Varsa benden alacağı, şikayeti veya beklentisi olan lütfen hayattayken istesin. İnanan veya inanmayan kimseyle ölümden sonraya bir hesabım kalmasın.


Neye, kime ve nasıl inanıyoruz?

Neye, kime ve nasıl inanıyoruz?

İnsanlar liderlerini, önderlerini, ideologlarını, alimlerini, hocalarını, mollalarını, şeyhlerini, efendilerini ve dahi peygamberlerini yülceltme ve övgülemede öylesine ileri gider ki sonunda yarı tanrılar ortaya çıkar. Sonrasında başlar bir yarıştırma. Bu zihniyet Kuran'da şöyle ifade edilmiş;

30- Yahudiler: "Uzeyr, Allah'ın oğludur." dediler. Hıristiyanlar da: "Mesih Allah'ın oğludur." dediler. Bu, onların ağızlariyle geveledikleri sözleridir. (Sözlerini), önceden inkar etmiş(olan müşrik)lerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin, nasıl da (haktan batıla) çevriliyorlar!?
Bu tespitten sonra bu sapkınlığın nasıl cereyan ettiği de gözler önüne serilir bütün çıplaklığı ile;
31- Hahamlarını ve rahiplerini Allah'tan ayrı rabler edindiler, Meryem oğlu Mesih'i de öyle. Oysa kendilerine yalnız tek Tanrı olan Allah'a ibâdet etmeleri emredilmişti. O'ndan başka tanrı yoktur. O, onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir.
(Tevbe Suresi)

Bu hitabı üzerine alınmayan "müslüman" neye, nasıl inandığını bir kez daha ve derinden tefekkür etmelidir.
Şimdi lütfen kendimize dönüp bir bakmalıyız. Hangi düşünce, ideoloji, mezhep, parti, cemaat, tarikat veya başka dünya görüşünden olsanız da bu meyanda özümüze dönüp tekrar tekrar bu konuyu irdelemeliyiz.
O yüce sıfatlar eklediğiniz, olağanüstülükler atfettiğiniz, bazen kerameti kendinden menkul hale getirdiğiniz o zatların da sizin gibi bir ademoğlu olduğunu bilmelisiniz.
Onların hayatta iken ifa ettikleri eylemlerinin izlerinden başka ne kalır ki bu dünyada? Hepsi toprak olup gitmedi mi?
Biz ne yaptık?
Ne yapmalıyız?
Nasıl yapmalıyız?
Asıl sorun budur.
Biz nasıl bir iz bırakıp gideceğiz?

Peyami Bayram
3 Şubat 2015
İstanbul 

İyi uykular

İyi uykular...
uyumak iyidir,
ve uyuşmak..
kimseyi duymazsınız,
kimseyi görmezsiniz..
hiç kimse sizi uyandırmasa
uyuduğunuzu da fark etmezsiniz 
bu rehavet sürüp gider..
kendinize küçük bir saltanat;
şöyle konforlu bir hayat..
ne de güzeldir;
zahmetsiz ve külfetsiz.
nimeti bol,
mübahtır her yol
önde ikram edenler,
arkadan toplayıp gelenler,
asude bir hayat
oh ne rahat..

sonunda olmayaydı ölüm
uyumak ne iyiydi be gülüm..
Peyami Bayram
03/02/2015
İstanbul

30 Ocak 2015

kendinizi ziyan etmeyin

duyduk, duymadık demeyin;
kendinizi ziyan etmeyin.

yolda diken var deyip
kenara çekilmeyin.
hesap hassastır;
diken acıtırsa 
birinin canını 
senden sebeptir, 
akıtırsa kanını.

cenazede çok ağlama, 
bayramda çok gülme.
senin çehren olsun 
daima gülümseme. 
yolculuk
nereye olursa olsun
cebinde hesabın 
daim hazır olsun.

sakın toklara 
ikramı bol yapma,
sonra dönüp açlara 
acıyan gözle bakma.
ekmeğini bölüş komşunla,
aşına ortak et düşkünü,
bir yetim giydir,
bir mazlumu sevindir.

kendini ziyan etme;
zalime meyletme!

sevgiden yana;
nefretten uzak.
barıştan yana;
savaştan uzak. 

ölüm bizden yana;
korku bizden uzak.

kendini ziyan etme;
ha bugün, ha yarın deme!
unutma,
üşenme,
vaz geçme,
erteleme...!



16 Ocak 2015

Kendim ve ben

Kendimle yakınlaşmak 
isterim bazen,
hatta biraz içli dışlı olmak.

Ne de olsa eski dostuz.
Hani yediğimiz içtiğimiz de 
ayrı gitmiyor doğrusu.

Birbirimizden 
gizlimiz, saklımız da yok.
Her yola birlikte gitmişiz,
her haltı birlikte yemişiz;
ne bir eksik,
ne bir fazla.
İstemesek de 
biriz biz.
Birbirimizi
çok iyi biliriz.

İçimdeki ben
sanki ayrılır kendimden.
Ve o kıymetli ten
yok olacak bir gün
ben çıkınca içinden.

Kendim 
ve ben;
biz çok eski dostuz.
Ne kadar yakın olsak
mesafe kapanmaz,
bana kendimden
dost olmaz!

Peyami Bayram
10/01/2015, İstanbul






RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...