Kelime, Söz ve Kitap
"İnsanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa anlaşır" diye bir atasözümüz vardır. İletişim kurmanın en temel yolu konuşmada birbirimize kelimeler yoluyla duygu, düşünce ve durum bildiririz. Kelimeler anlam yüklüdür, cümleler ise bu kelimelerden oluşan bir anlam yumağıdır. İnsan inşa edeceği cümleyi bilgi dağarcığındaki kelimelerle ifade eder. Seslendirdiğimiz cümleler bizim eserimizdir ve artık sözümüz olmuştur.
Derler ya "kişi söylediğinin esiri, söylemediğinin hakimidir", aslında hakim olduğunu dile getiren kişi bilgedir, hikmetlidir. İçindeki gizli uyarıyla birlikte söz söylemenin vebalini belirtir bu veciz ifade aslında.
Günümüz insanı kelimelerin anlamından ve bağlamından kopmuş söz müsrifi bir halde konuşuyor, yazıyor. Herkesin, her an ve her yerde her konuda konuşması gerekiyormuş gibi mütemadiyen kelimeleri ardı ardına boca eden bir densizlik almış başını gidiyor. Bu durum iletişim değil tamamen bir kakofoni, yani ses itişmesi, tenafür. Bu insanlararası bir iletişim olamaz. Olsa olsa etkileşim, kavga, kargaşa olur ve buradan çıkacak olan sonuç da insanın hayrına bir şey olmaz.
İdeal iletişimde ya karşınızdakine bir şey verirsiniz, ya ondan bir şey alırsınız veya her ikisi birden gerçekleşir. Fakat günümüzde her türlü medya ile beraber hele sosyal medya denilen mecrada harcanan vakte oranla alınan fayda çoğu zaman yok denecek kadar az maalesef. Bunun nedeni yukarıda değindiğimiz gibi yetersiz bilgi, gereksiz ilgi ve pervasız bir cesaretle konuşulup, yazılanlardır.
Yuhanna İncili "önce söz vardı" diye başlar. Hayat sözle başladı ve sözle devam eder. Sözlerini en iyi söyleyen kitaplardır. Çünkü kitabın iki kapağı arasında bir bütünlük içinde söyleyeceği sözü anlatır yazar. Bunu okuyan da bu bütünlüğün ifade edilebildiği ölçüde o sözden istifade eder.
İnanmak ise işitilen sözün ifade ettiğinin bizim anlam dünyamızda karşılık bulması ile ilgilidir. Önkabul olarak çocukluğumuzdan beri belletilmiş olan şeyler bir inanç konusu olmaktan ziyade yerleşik geleneğe tabi olmaktır. Analitik ve mukayeseli bir dinleme insanı işittiği sözlerden kendi sorularını sormasına ulaştırır.
Önümüzde iki kitap durur biri kendi sözlerimiz ve eylemlerimizden oluşan, bizim eserimiz olan hayat kitabımız, ki bunu ölünceye kadar yazmaya devam ediyoruz. Diğeri ise inandığımızı iddia ettiğimiz kitap ya da kitaplar. Biri bizim hayatımızı bütün detaylarıyla anlatır, diğeri dikkate almamız için hayatı bize anlatır.
Neticede bu iki kitaptan sorumluyuz.
Ne diyordu ilahi kitap: "önce söz vardı"
Evet söz hep vardı ve var olacak; insan olana, insan kalana..
Peyami Bayram
26 Mayıs 2020
Arnavutköy, İstanbul
26 Mayıs 2020
23 Mayıs 2020
Bizim Bayramlarımıza Ne Oldu?
Bizim Bayramlarımıza Ne Oldu?
İlk defa bu bayramda coronavirus sebebiyle sokağa çıkma kısıtlaması var.
Evet çok farklı bir bayram yaşayacağız. Evde kalacağız, yalnız bir bayram yaşayacağız. Fakat hatırlamakta fayda var; belki 25-30 yıldır bayramlarımız çok değişti.
Sanırım seksenli yıllarda başlayan çalışanlar için uzun (uzatılmış demek daha doğru) bayram izinleri çoğu zaman hafta tatilleri ile birleşince dokuz güne ulaştı. Bu süre neredeyse bir çalışanın yıllık izin süresi kadar bir tatil demektir. Modern çağın sunduğu geniş imkanlar ile otomobil sahibi olan hane sayısının artması, turizm tesislerinin nispeten ucuzlaması(veya hane halkının gelir seviyesinin artması), çocuk sayısının azalması, tatil kültürünün değişmesi ve en önemlisi yeni neslin geleneksel hayattan uzaklaşarak modern batılı yaşam tarzının etkisinde kalması ile bayramlar Bayram olmaktan çıkıp çoktan "tatil"e dönüşmüştü.
Bu modern bayram zamanlarında çalışan büyük nüfusun yaşadığı şehirler boşalır Ege ve Akdeniz sahillerine bir akın başlardı. Büyük ebeveynler reklam filmlerine bile konu olacak şekilde evde yalnız kalır, mahallede kalanlar da televizyonun başından kalkıp birbirine ziyarete gitmez. En yakın komşular ve akrabalarla bile SMS, WhatsApp veya sosyal medya yoluyla bayramlaşılır olmuştu. Çok yakın ve samimi birkaç kişi telefonla aranır, televizyon, internet ve akıllı telefon ile bayramlar eğlenceli hale getirilir olmuştu zaten.
Bizim bayramlarım bambaşkaydı.
Gelin biraz onu yâd edelim.
Ramazan'ın sonuna erişmenin rehaveti çökerdi üstümüze arefe günlerinde. Bir yandan evde hanımlar bayram temizliği yapar, yemekler ve tatlılar hazırlardı. Erkekler şeker, çikolata, lokum, kolonya, meyve gibi ikramlıklar alırdı. Çocuklara bayramlık elbiseler, pabuçlar alınır. Vefat etmiş aile büyükleri unutulmaz, kabir ziyaretleri yapılırdı arefe günlerinde. Bir de fıtır sadakasını verememiş olanlar son gün telaşıyla onu ulaştırmaya çalışırdı. Son orucu açmak için oturulan iftar sofralarında biraz buruk, biraz neşeli, biraz da telaşlı bir hal olurdu doğal olarak.
Bazı bayramlarda da imkanlar nispetinde sılayı rahim yapılırdı. Ya maaile veya aile fertlerinin bir kısmı ile memlekete aile büyüklerinin yanına gidilir onları bayramda yalnız bırakmaz, bayram sevincini ve coskuşu birlikte yaşanırdı. Bazen de büyükler gelirdi, evlerimize bereket, saadet ve huzur getirir, bize bayramı gerçekten bayram ettirirlerdi.
Bayram sabahı namaz için erkekler camiye giderken hanımlar da son hazırlıklarını tamamlar, yerlere yeni veya mis gibi silinmiş kurutulmuş halılar, masalara, sehpalara örtüler serilir, ortaya ikramlıklar konulur. Otuz günlük aradan sonra bir arada yapılacak ilk kahvaltı sofrası özenle hazırlanırdı.
Erkekler, çocuklarla birlikte camide bayram namazını eda ettikten sonra cami cemaati ile bayramlaşmayı müteakip fırından taze ekmek alarak eve gelirdi. Bayram hazırlıkları ile mis gibi kokan evde herkes tertemiz bayramlıkları ile büyükten küçüğe bayramlaşmak için sıraya dizilirdik. Küçükler büyüklerin elini öper, sarılır kucaklaşır bayramlaşırdık. Küçüklere bayram harçlığı vermek en güzel adetlerimizdendi.
Böylece neşeli, mutlu ve huzurlu bir şekilde kahvaltı yapılırdı. Çocuklar derhal harçlıkları ile çatapat gibi oyuncaklar almaya bakkala koşar, sonra komşuları dolaşır bayramlaşır, şeker ve harçlık toplardı.
Herkes önce yakın komşu ve akrabadan başlayan bayramlaşma ziyaretlerine giderdi. Kısa süren bayram ziyareti esnasında kolonya, şeker, çikolata ile şerbet, ayran, çay veya kahve gibi içeceklerin yanında baklava, kadayıf, yaprak sarması gibi yiyecek ve tatlılar ikram etmek, çocuklara harçlık vermek adettendi.
Bizim bayramlarımızda yeniden sağlıkla bir araya gelip kucaklaşmak dileğiyle bütün müslümanların Ramazan Bayramı'nı tebrik eder, büyüklerin, şehit aileleri ve gazilerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden, güzel Türkiyem'in toprağından öperim.
🌹🇹🇷😊
Peyami Bayram
23 Mayıs 2020
Arnavutköy, İstanbul
Bayram Ola, Alvarlı Efe
NUTK-İ ŞERÎF
Cân bula cânânını
Bayrâm o bayrâm ola
Kul bula sultânını
Bayrâm o bayrâm ola
Hüzn ü keder def' ola
Dilde hicâb ref' ola
Cümle günâh af ola
Bayrâm o bayrâm ola
Mevlâ bizi afv ede
Gör ne güzel 'ıyd ola
Cürm ü hatâlar gide
Bayrâm o bayrâm ola
Feyz-i mehabbet-i Hakk
Nur-i hidâyet siyâk
Cennet-i a'lâ durak
Bayrâm o bayrâm ola
Hakk'ı seven merd-i şîr
Kalbi olur müstenîr
Allah ola destigîr
Bayrâm o bayrâm ola
El tuta kitâbını
Dil tuta hitâbını
Cân tuta şitâbını
Bayrâm o bayrâm ola
Mevlâ'yı cândan seven
Rızâ-yı Hakk’a eren
Lutf-i Hudâ'ya güven
Bayrâm o bayrâm ola
Hakk’ı seven dil ü cân
Aşkı eden heyecân
Feth ola bâb-ı cinân
Bayrâm o bayrâm ola
Ganîler ede kerem
Ref’ ola derd-i verem
Sahî ola muhterem
Bayrâm o bayrâm ola
Nûr-i hidayet dola
Dilde hidâyet bula
Nâsırın Allah ola
Bayrâm o bayrâm ola
Tevhîd ede zevk ile
Hakk’ı seve şevk ile
Tasdîk inerse dile
Bayrâm o bayrâm ola
Dildeki Rahmân ola
Derdlere dermân ola
Âzâde fermân ola
Bayrâm o bayrâm ola
Lutfî’ye lutf u kerem
Dâhil-i bâb-ı harem
Dâima Allah direm
Bayrâm o bayrâm ola
Alvarlı Efe Muhammed Lutfî
Anlam Bilgisi
ref': ortadan kaybolma
'ıyd: bayram
Cürm: suç
siyâk: üslup
şîr: aslan
müstenîr: nur dolu, parlak
destigîr: tutan el
şitâb: acele etmek
dil ü cân: canı gönül
bâb-ı cinân: cennetlerin kapısı
Sahî: cömert
Nâsır: yardımcı
16 Mayıs 2020
Adem'in Çocukları 2
Adem'in Çocukları 2
Ne sen beni dinledin,
Ne ben seni anladım.
Sen beni suçlu bildin,
Ben seni masum sandım.
Tanımadık,
anlamadık,
çünkü dinlemedik
can kulağıyla birbirimizi
Sormadık neydi derdimizi.
Bilen varsa söylesin,
herkes hakkını istesin;
bir somun ekmek
bir tas çorba
ve bir bardak su.
Kopardığımız fırtanaysa;
denizlerde dalga doğrusu.
Kim haklı diye sormayın,
herkes haklı zira,
kendinizi yormayın.
Ölümü düşünmeden
ne konuşun, ne çalışın, ne de yazın
Kim bilir;
kim kime muhtaç kalır
ya kışın ya da yazın.
Unutmayın bir de;
Kardeşiz hepimiz
ortak babamız Adem'de..
Can çıkmadan çıkmaz huy,
sen yine de vicdanın sesini duy.
Sende olanı ver.
Elin uzanırsa ya uzak ya da yakın,
Kimseden bir şey isteme sakın.
Zahmet verme hizmetçine bile;
Gün olur hepsi gelir dile..
Doğruluk yolun olsun,
Yüzüne tebessüm dolsun.
Verirken dahi son lokmanı;
Sorgulama hiç kimsedeki imanı.
Ne sen beni dinledin,
Ne ben seni anladım.
Sen beni suçlu bildin,
Ben seni masum sandım.
Tanımadık,
anlamadık,
çünkü dinlemedik
can kulağıyla birbirimizi
Sormadık neydi derdimizi.
Bilen varsa söylesin,
herkes hakkını istesin;
bir somun ekmek
bir tas çorba
ve bir bardak su.
Kopardığımız fırtanaysa;
denizlerde dalga doğrusu.
Kim haklı diye sormayın,
herkes haklı zira,
kendinizi yormayın.
Ölümü düşünmeden
ne konuşun, ne çalışın, ne de yazın
Kim bilir;
kim kime muhtaç kalır
ya kışın ya da yazın.
Unutmayın bir de;
Kardeşiz hepimiz
ortak babamız Adem'de..
Can çıkmadan çıkmaz huy,
sen yine de vicdanın sesini duy.
Sende olanı ver.
Elin uzanırsa ya uzak ya da yakın,
Kimseden bir şey isteme sakın.
Zahmet verme hizmetçine bile;
Gün olur hepsi gelir dile..
Doğruluk yolun olsun,
Yüzüne tebessüm dolsun.
Verirken dahi son lokmanı;
Sorgulama hiç kimsedeki imanı.
Yarını düşün;
Çünkü ölüm var.
Bugünü yaşa;
Aldığın nefes kadar.
Dün yaptığın iyiliği unut,
Kabahatlerini hatırla;
Tevbe için elini çabuk tut.
Hep Allah'a sığın,
Yalnız O'na secde et
Yalnız O'ndan iste,
Yalnız O'ndan iste,
Batılı terk et..
Ne varsa içinde
döküleceği günden sakın
İçindeki gizli sandığın.
O hiçbir şeye muhtaç değildir;
Samimiyet Rabbinin tek isteğidir.
Samimiyet Rabbinin tek isteğidir.
Teslim olursan O'na
Tasa yok artık sana..
Peyami Bayram
14 Mayıs 2020
21 Ramazan 1441
İstanbul
Tasa yok artık sana..
Peyami Bayram
14 Mayıs 2020
21 Ramazan 1441
İstanbul
11 Mayıs 2020
KORONALI GÜNLER 9 Gerçek Kurtuluş
KORONALI GÜNLER 9
Gerçek Kurtuluş
Nefes alıp veren, düşünen ve akleden insanın yaşam serüveni aslında çok da uzun sayılmaz. Kronolojik olarak yılların sayısıyla bakınca ortalama 70-80 yıllık insan ömrünün normal koşullarda neredeyse ilk 18 yılı çocukluk ve ergenlik son 10 yılı da yaşlılık ve hastalık olarak düşülse geriye net 40-50 yıl civarı bir ömür kalır.
İyi bir ebeveyn ilk çocukluk ve ergenlik yıllarında çocuğuna doğru rehberlik yapabilmişse ne ala. Yok böyle bir imkan olmamışsa hayata 1-0 yenik başlayan bir genç insan karşımızdadır. Bu problemli durum bir kenarda dursun şimdilik.
Genç insan her şekilde hayatı tanımaya çalışacak. Okul, iş, aile, ekonomi,bilim, sanat, hukuk, sosyal hayat, siyaset vs ile ilgili konuları bir bir öğrenme sürecini tecrübe edecektir. Gündelik yaşamda karşılaştığı ya da karşılaşması muhtemel durumları ya birebir yaşayarak veya gözlem ya da eğitim yoluyla öğrenmiş olacak.
Bunların yanı sıra kendini bekleyen malum ve muhakkak kaçınılmaz bir akıbeti, yani ölümü de merak edecek. Öyle ya, bu hayatın bir de sonu var. Hiç hatırına getirmek istemese de bu gerçek her an karşısında duracak. Kimi zaman hastalıkla, kimi zaman yakınlarının vefatı ile ölüm kişinin gündeminin tam ortasına oturacaktır.
Ölüm gündeme gelince hayatın içindeki hususlar tekrar gözden geçirilecek, ister istemez bir durum muhakemesi yapılacaktır. Ölümün soğukluğu, korkutucu olması ve belki de belirsizliği aslında ölümden sonra yeniden dirilişe inanıp inanmamakla ilgilidir. Şayet kişinin zihin ve gönül dünyasında ölüm ve ölümden sonrası için bir tasavvur, bir inanç ve buna bağlı bir yorum mevcutsa fazla zorlanmadan hayat yolculuğuna devam edecektir.
Yukarıda ebeveynin çocukluk ve ergenlik yıllarında yapmış oldukları rehberliğin önemine bir vurgu yapmıştık. Kişiyi dosdoğru bir inanca sağlam temellerle bağlayan ebeveynin çocukları hayat ve ölüm denklemini çözmekte fazla zorluk yaşamazlar. Bilgiyi kuru bir ezber olarak yüklemek yerine kaynak kodları ve araştırma yollarını öğreten ebeveynlerin çocukları da ilim, akıl ve muhakeme yoluyla denklemin çözümünü başarabileceklerdir. Bunun dışındakilerin hayat yolunda iyi okul ve öğretmen, doğru arkadaş ve çevre en büyük şansları olacaktır.
İnsanın hayat ve ölüm konusunda kafasının rahat olması için Allah ve ahiret konularına da iyi çalışmış olması gerekir. O halde Allah nedir ve nasıldır? Ahiretin mahiyeti nedir? gibi soruların cevap bulması şarttır. İnandığı tanrının nasıl olduğunu bilmeyen bir insanın inandığını söylemesi sadece boş bir söz değil aynı zamanda insanın hapsolduğu bir zindandır. Bu insan teslim olduğu kuvveti tanımayan bir esir konumundadır. Esaret kişinin özgür tabiatına aykırı bir durumdur. Kurtuluş çabası içinde olan insan daima kaybettiğini sandığı özgürlüğü aramak ister. Beden ve fiziki yaşam koşulları ile mahdut olması bu çabasında yaratıcı kudrete teslimi zorunlu kılar onu. Bu yüzden bir an evvel teslim olduğu kuvveti çok iyi tanıyıp O'nun kuvvetini ve kudretinin yüceliğini tam anlamıyla idrak ederek O yüce kudrete teslimiyeti O'na aidiyete, O'nunla hemhal olmaya, O'nun safına geçme yoluna evirmelidir. Böylelikle esaret biter O yüce kudretin aciz ve fakat gönüllü bir bendesi olarak özgürlüğe kanat açılır.
İşte hakiki iman burada başlamıştır. Şimdi kitapla tanışma ve bu kitabı ona ulaştıran Allah'ın elçisini tanımak elzemdir. Zamanın ve mekanın mutlak hakiminin tanıtımı olan kitap ve o yolun mürşidi olan peygamberler ile tanışmak ve O'nun arzında yolculuk yapmak yolu şaşırmamak ve zamanı israf etmemek için en büyük nimettir.
Bundan sonrası artık kişinin O'nun cephesinde olması ve her şeye o gözle bakmasıdır. Artık bütün maksat tanıdığı O; en merhametli, sınırsız hazinelerinden hesapsız nimetler sunan, son derece affedici, ilmi sonsuz, son derece hikmetli, her şeyi işiten ve gören, hayatı ve ölümü yaratan, ölümden sonra yeniden diriltecek ve şaşmaz adaletle hesap görücü olan, alemleri kucaklayan tek ve benzersiz yaratıcının rızasını kazanmaktır. Bu yolda olmak ise hem insanı mutmain eder hem de yüceler yücesi Yaradan'ın rızasını getirir. Bu yolda yaşamak gibi ölmek de Hakk'a ve hakikate şahit olmaktır.
İşte gerçek hayat yolu budur ve bu yolun sonunda ölüm bir son değil kısıtlı dünya yaşamından yepyeni, ebedi bir aleme yeniden doğuştur. Akleden bir kalple bilip tanıdığı alemlerin Rabbi olan Allah'ın rızasını kazanmış olarak ebedi alemde tekrar diriliştir.
Ne mutlu bu gerçek kurtuluşa erenlere..
Peyami Bayram
11 Mayıs 2020
Arnavutköy, İstanbul
Gerçek Kurtuluş
Nefes alıp veren, düşünen ve akleden insanın yaşam serüveni aslında çok da uzun sayılmaz. Kronolojik olarak yılların sayısıyla bakınca ortalama 70-80 yıllık insan ömrünün normal koşullarda neredeyse ilk 18 yılı çocukluk ve ergenlik son 10 yılı da yaşlılık ve hastalık olarak düşülse geriye net 40-50 yıl civarı bir ömür kalır.
İyi bir ebeveyn ilk çocukluk ve ergenlik yıllarında çocuğuna doğru rehberlik yapabilmişse ne ala. Yok böyle bir imkan olmamışsa hayata 1-0 yenik başlayan bir genç insan karşımızdadır. Bu problemli durum bir kenarda dursun şimdilik.
Genç insan her şekilde hayatı tanımaya çalışacak. Okul, iş, aile, ekonomi,bilim, sanat, hukuk, sosyal hayat, siyaset vs ile ilgili konuları bir bir öğrenme sürecini tecrübe edecektir. Gündelik yaşamda karşılaştığı ya da karşılaşması muhtemel durumları ya birebir yaşayarak veya gözlem ya da eğitim yoluyla öğrenmiş olacak.
Bunların yanı sıra kendini bekleyen malum ve muhakkak kaçınılmaz bir akıbeti, yani ölümü de merak edecek. Öyle ya, bu hayatın bir de sonu var. Hiç hatırına getirmek istemese de bu gerçek her an karşısında duracak. Kimi zaman hastalıkla, kimi zaman yakınlarının vefatı ile ölüm kişinin gündeminin tam ortasına oturacaktır.
Ölüm gündeme gelince hayatın içindeki hususlar tekrar gözden geçirilecek, ister istemez bir durum muhakemesi yapılacaktır. Ölümün soğukluğu, korkutucu olması ve belki de belirsizliği aslında ölümden sonra yeniden dirilişe inanıp inanmamakla ilgilidir. Şayet kişinin zihin ve gönül dünyasında ölüm ve ölümden sonrası için bir tasavvur, bir inanç ve buna bağlı bir yorum mevcutsa fazla zorlanmadan hayat yolculuğuna devam edecektir.
Yukarıda ebeveynin çocukluk ve ergenlik yıllarında yapmış oldukları rehberliğin önemine bir vurgu yapmıştık. Kişiyi dosdoğru bir inanca sağlam temellerle bağlayan ebeveynin çocukları hayat ve ölüm denklemini çözmekte fazla zorluk yaşamazlar. Bilgiyi kuru bir ezber olarak yüklemek yerine kaynak kodları ve araştırma yollarını öğreten ebeveynlerin çocukları da ilim, akıl ve muhakeme yoluyla denklemin çözümünü başarabileceklerdir. Bunun dışındakilerin hayat yolunda iyi okul ve öğretmen, doğru arkadaş ve çevre en büyük şansları olacaktır.
İnsanın hayat ve ölüm konusunda kafasının rahat olması için Allah ve ahiret konularına da iyi çalışmış olması gerekir. O halde Allah nedir ve nasıldır? Ahiretin mahiyeti nedir? gibi soruların cevap bulması şarttır. İnandığı tanrının nasıl olduğunu bilmeyen bir insanın inandığını söylemesi sadece boş bir söz değil aynı zamanda insanın hapsolduğu bir zindandır. Bu insan teslim olduğu kuvveti tanımayan bir esir konumundadır. Esaret kişinin özgür tabiatına aykırı bir durumdur. Kurtuluş çabası içinde olan insan daima kaybettiğini sandığı özgürlüğü aramak ister. Beden ve fiziki yaşam koşulları ile mahdut olması bu çabasında yaratıcı kudrete teslimi zorunlu kılar onu. Bu yüzden bir an evvel teslim olduğu kuvveti çok iyi tanıyıp O'nun kuvvetini ve kudretinin yüceliğini tam anlamıyla idrak ederek O yüce kudrete teslimiyeti O'na aidiyete, O'nunla hemhal olmaya, O'nun safına geçme yoluna evirmelidir. Böylelikle esaret biter O yüce kudretin aciz ve fakat gönüllü bir bendesi olarak özgürlüğe kanat açılır.
İşte hakiki iman burada başlamıştır. Şimdi kitapla tanışma ve bu kitabı ona ulaştıran Allah'ın elçisini tanımak elzemdir. Zamanın ve mekanın mutlak hakiminin tanıtımı olan kitap ve o yolun mürşidi olan peygamberler ile tanışmak ve O'nun arzında yolculuk yapmak yolu şaşırmamak ve zamanı israf etmemek için en büyük nimettir.
Bundan sonrası artık kişinin O'nun cephesinde olması ve her şeye o gözle bakmasıdır. Artık bütün maksat tanıdığı O; en merhametli, sınırsız hazinelerinden hesapsız nimetler sunan, son derece affedici, ilmi sonsuz, son derece hikmetli, her şeyi işiten ve gören, hayatı ve ölümü yaratan, ölümden sonra yeniden diriltecek ve şaşmaz adaletle hesap görücü olan, alemleri kucaklayan tek ve benzersiz yaratıcının rızasını kazanmaktır. Bu yolda olmak ise hem insanı mutmain eder hem de yüceler yücesi Yaradan'ın rızasını getirir. Bu yolda yaşamak gibi ölmek de Hakk'a ve hakikate şahit olmaktır.
İşte gerçek hayat yolu budur ve bu yolun sonunda ölüm bir son değil kısıtlı dünya yaşamından yepyeni, ebedi bir aleme yeniden doğuştur. Akleden bir kalple bilip tanıdığı alemlerin Rabbi olan Allah'ın rızasını kazanmış olarak ebedi alemde tekrar diriliştir.
Ne mutlu bu gerçek kurtuluşa erenlere..
Peyami Bayram
11 Mayıs 2020
Arnavutköy, İstanbul
08 Mayıs 2020
KORONALI GÜNLER 8
Salgın var deyip
salgının olduğundan
daha büyük
bir korku saldılar
dünya insanlarına.
Şimdi salınan korkuyla
gelen ve gelecek olan
asıl felaketin getireceği
salgını bekleyedurun.
Virüs ne yapabilirdi?
Hiç düşündünüz mü?
Ya virüs korkusu?
Peki, ne yaptı bize bu virüs korkusu?
Korku bittiğinde
ardından bize neler bırakacak?
Virüsün enkazı mı büyük olurdu,
yoksa korkunun
ve de korkuya hükmeden iradenin
tüm insanlığa bırakacağı enkaz mı?
Ya da şöyle mi sormalı;
birilerinin
geride bırakmayı planladıkları
ve kurmayı tasarladıklarının
ne olduğunu anlamak için
daha ne kadar
elimiz kolumuz bağlı
beklememiz gerekiyor?
Tarih boyunca dünyaya nizam vermek isteyen güçler
önceleri insan ve silah gücünü kullandı.
Sonra insan, silah ve siyaset/ittifaklar kullanıldı.
Son çeyrek asırda bilgi ve bilişim teknolojileri ile medya çok önemli bir güç haline geldi.
Şimdi yeni dünya düzeni için yapılması olası alternatif savaş türlerinin(konvansiyonel, nükleer veya vekalet savaşları) hiç birisi dünyanın dört bir yanında milyarlarca insanı aciz bir şekilde ortada bir savaş olduğunun farkında bile olmadan sonucu bekler halde bırakamazdı.
Türkiye Cumhuriyeti olarak biz bu savaştan inşallah en az hasarla çıkan ülkelerden oluruz.
Yeni bir dünya düzeni kurulurken insanlığın yine en asli ve temel ihtiyacının hukukun üstünlüğü ve bireysel olarak ahlâklı insan olmanın her zaman en önemli hususlar olduğunu hatırda tutmalıyız.
Sağlıkla kalın,
her türlü hijyenin yanında bilgi, enformasyon ve medyatik hijyeni asla ihmal etmeyin,
zihnen uyanık olun,
aklınızı kimsenin elinde oyuncak etmeyin,
aileniz, dostlarınız ve yakınlarınızla
birlik ve beraberlik bağlarını güçlü tutun,
ülke içinde ve dışında bütün insanlarla barış içinde kardeşçe bir arada yaşamanın yollarını arayın.
Ne olursa olsun biz ve bizden sonraki nesiller bu dünyada insan kardeşlerimizle kalacağız. Bunu hiç unutmayalım.
Komşu komşunun külüne muhtaçtır.
Hepimizin ihtiyacı var birbirimizin güzel sözüne.
Tebessüm yakışır her insanın yüzüne.
Esen kalın.
Selam ve sevgilerimle.
Peyami Bayram
8 Mayıs 2020
Arnavutköy, İstanbul
Salgın var deyip
salgının olduğundan
daha büyük
bir korku saldılar
dünya insanlarına.
Şimdi salınan korkuyla
gelen ve gelecek olan
asıl felaketin getireceği
salgını bekleyedurun.
Virüs ne yapabilirdi?
Hiç düşündünüz mü?
Ya virüs korkusu?
Peki, ne yaptı bize bu virüs korkusu?
Korku bittiğinde
ardından bize neler bırakacak?
Virüsün enkazı mı büyük olurdu,
yoksa korkunun
ve de korkuya hükmeden iradenin
tüm insanlığa bırakacağı enkaz mı?
Ya da şöyle mi sormalı;
birilerinin
geride bırakmayı planladıkları
ve kurmayı tasarladıklarının
ne olduğunu anlamak için
daha ne kadar
elimiz kolumuz bağlı
beklememiz gerekiyor?
Tarih boyunca dünyaya nizam vermek isteyen güçler
önceleri insan ve silah gücünü kullandı.
Sonra insan, silah ve siyaset/ittifaklar kullanıldı.
Son çeyrek asırda bilgi ve bilişim teknolojileri ile medya çok önemli bir güç haline geldi.
Şimdi yeni dünya düzeni için yapılması olası alternatif savaş türlerinin(konvansiyonel, nükleer veya vekalet savaşları) hiç birisi dünyanın dört bir yanında milyarlarca insanı aciz bir şekilde ortada bir savaş olduğunun farkında bile olmadan sonucu bekler halde bırakamazdı.
Türkiye Cumhuriyeti olarak biz bu savaştan inşallah en az hasarla çıkan ülkelerden oluruz.
Yeni bir dünya düzeni kurulurken insanlığın yine en asli ve temel ihtiyacının hukukun üstünlüğü ve bireysel olarak ahlâklı insan olmanın her zaman en önemli hususlar olduğunu hatırda tutmalıyız.
Sağlıkla kalın,
her türlü hijyenin yanında bilgi, enformasyon ve medyatik hijyeni asla ihmal etmeyin,
zihnen uyanık olun,
aklınızı kimsenin elinde oyuncak etmeyin,
aileniz, dostlarınız ve yakınlarınızla
birlik ve beraberlik bağlarını güçlü tutun,
ülke içinde ve dışında bütün insanlarla barış içinde kardeşçe bir arada yaşamanın yollarını arayın.
Ne olursa olsun biz ve bizden sonraki nesiller bu dünyada insan kardeşlerimizle kalacağız. Bunu hiç unutmayalım.
Komşu komşunun külüne muhtaçtır.
Hepimizin ihtiyacı var birbirimizin güzel sözüne.
Tebessüm yakışır her insanın yüzüne.
Esen kalın.
Selam ve sevgilerimle.
Peyami Bayram
8 Mayıs 2020
Arnavutköy, İstanbul
01 Mayıs 2020
MASAL
MASAL
Bir varmış,
bir yokmuş,
yeryüzünde insan çokmuş..
ülkenin birinde
yaşayanların çoğunun
aklı başında yokmuş..
Nasıl olsun ki;
bir yanda kral
diğer yanda masal..
kral öldüğü halde yaşar,
masalın bin bir türlüsü var..
aklı olanın aklı şaşar..
kraldan çok kralcılar
siper etmişler kralı,
masalcılar uydurdukça masalı;
çiğnemişler her defasında
koydukları kuralı..
ortada kopan
kupkuru bir gürültü
her iki taraftan,
ne o yan ne bu yan
derde derman,
daima kazanan;
bu oyunu kuran..
anlamamışlar yıllarca,
birbirlerini
yemişler hunharca.
ne ölü kral
çıkmış mezardan,
ne kesilmiş arkası masalın;
yeni masal yeni yazardan..
ülkede bu işten
kimse karlı çıkmamış,
nice yıllar yaşanmış;
böyle azar azar,
hep hesaba yazar,
her an zarar,
her yıl zarar
koskoca ülkede
bir aklı başında
adam mı çıkmazmış?
olur mu hiç;
adam gibi konuşanı;
ya kralcılar ya masalcılar
etmişler linç..
kurtuluş için
hep yeni nesil beklenmiş;
her yeni nesil de
bu vasattan nasiplenmiş..
ve bir gün;
toprak kirlenmiş,
hava kirlenmiş,
su kirlenmiş;
ülkede insan yaşamaz
hale gelmiş..
kralcılar ve masalcılar
birlikte yok olmuşlar,
kralın toprakta kalmış
çürümüş bedeni,
türlü türlü masallar
toplumun ölüm nedeni..
gelin anlatayım size,
bu hikayeden
alın ibreti;
mülk Allah'ın
kimsenin yok
onda hissesi
her insan doğar,
yaşar ve ölür.
sonra döner aslına,
alır toprak onu bağrına,
hiç ayrım yapmaz toprak ana
evlatlarına;
önder, führer
çiftçi ya da
peygamber
haşre kadar bekler
hep beraber..
insan olan
ardında miras değil
eser bırakır,
insan olan varisler
eserden ilham alır,
yeni eser yaratır.
mirasyediler
ölü yüzü pudralar,
yan gelip yatar..
masallar alemi
iç içe gizemi,
bal ile zehiri
verdikçe ademe;
döner serseme,
uyuşur kalır
ve bekler kurtarıcıyı,
anlamaz başı kesilirken
çektiği acıyı..
işte bütün masal bu;
merak ettin mi sonunu
aç gözünü
ve
gör sahnedeki oyunu..
Peyami Bayram
1 Mayıs 2020
Arnavutköy, İstanbul
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
RAMAZAN 1447 CÜZ 30
OTUZUNCU CÜZ Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...
-
İstikamet ve istikamet açısı Bilindiği gibi bir çemberin 360 eşit yayının merkezdeki açısına 1 derece denir. Bir çemberin 6400 eşit ...
-
Hemen başta merakınızı gidereyim. Biz bu savaşın merkezindeyiz, hatta tam ortasındayız. Merkezi veya ortası derken neyi kastettiğimi aşağıda...
-
Son günlerde uyuşturucu ve her türlü ahlaksızlıkların ortaya döküldüğü iğrençlikler herkesin gözüne adeta zorla sokuluyor. Dünyada büyük güç...


