29 Ağustos 2019

Yıldız


Yıldız


Şöhretli bir yıldız olmak var;

sahnelerde, ekranlarda

bugünlerde çocukların aklında..


Kırlarda dolaşmadılar onlar..

Gece vakti ıssızlıkta,

kurt ulumalarında

bilemezler onlar

nasıldır

bir seyyahın

ya da bir denizcinin

yıldıza bakışı..


Ne bilsinler

yıldızdan gelen akışı..


Ne fal açılan yıldıznamelerde

ne de Yıldız’daki sarayın

pencerelerinde görünmez

bir yıldızdır o..


Milletinin gönlünde ışık saçan,

yıldırımlarla çakan,

destanlar yazan bir yıldızdır o..


Bakmasını bilene

yol gösterendir

fezadaki her yıldız..

Görmesini bilene

sonsuz bir hız..


Kim takarsa onu

şahididir tarihin,

sahibidir talihin..


Önce hayallerini yaşadığımız,

sonra omuzlarımızda taşıdığımız

milletin emanetidir,

vatanın izzetidir,

subayın alametidir o yıldız.



Peyami Bayram
29 Ağustos 2019
İstanbul


10 Ağustos 2019

ELDEN GİDEN

Elden giden nedir?

Vatan elden gidiyor,
din elden gidiyor,
rejim elden gidiyor,
ormanlarımız yok ediliyor,
denizlerimiz kirleniyor,
ozon tabakası deliniyor.

Bu gibi tepkisellikler ne getiriyor?

Sanırım sadece kitlelerin gazını alıyor.
İnsanlar birden fazla konuda bunalmış, sıkılmışken bir konu öne çıkarılır, çoğunlukla sonu bir yere varmayan ufak ya da büyük çaplı eylemlerle kitlelerin manipüle edilmesi sağlanır. Biraz eylem, slogan derken hele de polisin biber gazı ve jopu da değmişse fevkalede bir iş yaptığına inanan vatandaşın keyfine değme gitsin. Yediği pataktan başı göğe erince(!) yeni bir eyleme doğru hazırlanır öfkeli kitle.

Bu döngüyle küresel sermaye baronları kıs kıs  gülerek servetlerini ve nüfuzlarını artırmaya devam ederler. Birilerinin sermayesi ve nüfuzu artıyorsa buna mukabil birilerinin parası ve emeği çalınıyor demektir.

İnsanlar sadece kendi emeğine ve parasına sahip çıkmak için mücadele etmek yerine boyundan büyük sorun(?)ların karşısına dikilmeye kanalize edilir.

Esasında "ekmeğimiz elden gidiyor" en temel ve karşı konulamaz haklı bir söylemdir. Bu söylem arşı inletir. Buna rağmen çalıştığı işten atılma ve işsiz kalma korkusu ile haksızlığa karşı koymak ikilemi insanı cidden zora sokar. 

Ne var ki hergün cebinden eksilen parayı, sofrasından eksilen lokmayı unutturarak soyguna devam etmek isteyen egemenlerin yazdığı senaryolara figüran olmak insanların büyük çoğunluğunu avutuyor.

Ne diyelim oyun oynamayı sever insanoğlu, yenilse de gam değil, tekrarı vardır.

Oysa hakikatle yüzleşmek zordur!

Peyami Bayram
10.08.2019
İstanbul

27 Temmuz 2019

Özbenlik/nefis ve merkezde olmak

Özbenlik/nefis ve merkezde olmak

İnsanın elinin yettiği insanlar yâranı, dilinin yettikleri dostları,
bazı eylemleri ve söylemleri ile ulaştıkları gönüldaş/fikirdaşlarıdır.
Bunlar içi içe geçmiş halkalar gibidir.
En içte kişinin öz benliği,
bu öz benlikte/nefiste bilkuvve bulunan;
sevgi,
merhamet,
diğerkâm olmak,
cömertlik,
dürüstlük,
mertlik
gibi sıfatlar en yakın halkaya,
yani yarâna dokunmalı ki
oradan dalga dalga dostlar
ve sonra gönüldaşlar/fikirdaşlar da nasiplensin.

Özbenliğin/nefsin;
böyle güzel hasletlerle dolup taşması,
ancak yüce bir ideal/ülkü/mefkûreye inanmakla mümkündür.

Yani; merkezde olacaksın ama benmerkezci/bencil olmayacaksın.

Kolay bir şey değil; zaten zoru başarandır kalıcı eser olan/bırakanlar..

Peyami Bayram
27.07.2019
Armutlu

22 Temmuz 2019

Nasihat 7

Nasihat 7
Türkiye Cumhuriyeti devleti İstiklâl Harbi sonrasındaki yakın tarihinde,
ABD ve NATO dayatmalarına karşı;
1974 Kıbrıs barış harekâtı,
15 Temmuz hain darbe teşebbüsü
ve nihayet
S400 alımı konusunda dik duruşuyla bağımsızlığını perçinlemektedir.
Bu duruşun yanında olmak ne bir partinin taraftarı olmaktır ne de başka bir siyasî tarafın karşısında olmaktır.
Türkiye Cumhuriyeti sevgisi ve bağımsızlığına gönül vermek bütün bağlılık, bağımlılık, taraftarlık, grupçuluk, hizipçilik, particilik, cemaatçilik taassuplarının üzerinde olmadığı sürece bize bu dünyayı cehennem edecek zebaniler nöbet bekliyor.
Bunu asla unutma evlâdım!

Peyami Bayram

22/07/2019
İstanbul

15 Temmuz 2019

15 Temmuz 2016 kalkışmasının kısa özeti ve çıkardığım dersler

15 Temmuz 2016 kalkışmasının kısa özeti ve çıkardığım dersler;

1. 15 Temmuz 2016 tarihine gelinceye kadar Fetullah Gülen isimli şahıs yüce İslâm dininin kavramlarını suistimal ederek uydurduğu kendi dinine topladığı müritleriyle yaklaşık kırk yıllık bir süreçte sistematik olarak ve sinsice Türkiye Cumhuriyeti'nin en hassas noktaları olan başta TSK, Emniyet ve Yargıdan başlamak üzere yerleştirdiği elemanları ile devleti neredeyse ele geçirmişti.

2. Devlet bürokrasisi, istihbarat birimleri, askeri yüksek idare ve özellikle de siyâset erbabı bu süreçte bu yapıyı ya tam çözemedi  veya büyümesi ile birlikte ulaştığı güç ve özellikle küresel güçlerle bağlantıları nedeniyle menfaatdaş olmayı yeğlediler.

Bu hususta ilk zamanlarda islamcı gruplar Fettulah Gülen'in de "müslüman" olmasını, "aynı kıbleye yöneliyor" olmayı, "alnı secdeli insanlardan zarar gelmez" fikrini göz önüne alarak görüşleri ve yöntemlerini beğenmeseler de bu kadrolaşmaya sessiz kaldılar. Hatta bu cemaate veya liderine yapılan eleştiri ve suçlamalara dahi savunma refleksi gösterdiler.

Öte yandan sol, sosyal demokrat veya kemalist düşüncedekiler de bu yapıyı diğer tüm dindarlar ile aynı kefeye koymak suretiyle asıl ve yakın tehlikenin doğru ve net bir şekilde tanımlanmasını ve mücadele edilmesini dolaylı olarak engellemiş oldular.

3. Baştan beri CIA ile irtibatı olup olmadığı tam bilinmiyor olsa da belli bir büyüklüğe ulaştıktan ve hele de Fetullah Gülenin ABD'ye yerleşmesinden sonra tamamen CIA kontrol ve yönlendirmesinde olduğunu bilmek için fazla zeki olmaya gerek yoktu. (Buraya bir not bırakmış olalım: geri zekalı fetöcülerden bunu hala anlayamayanlar var olduğunu yine Fetullahçı ahmaklardan başka herkes görüyordur sanırım.)

4.  Yıllardır yerleştiği devlet kadrolarında en iyi yaptıkları iş bukalemun gibi takiyyecilik yapmak olan bu fettulah dininin müntesipleri 2010-2011'den itibaren siyasi iktidardan alamadıkları kadrolar/makamlardan ötürü hükümeti devirmek için öncelikle ellerindeki emniyet ve yargı güçlerini kullandılar. Bu esnada TSK içindeki hiyerarşik yapıda kendi elemanlarının önünü açmak için yine yargı kumpaslarıyla bazı subayların ordudan atılması veya terfilerinin engellenmesini sağladılar.

5. 2016 Ağustos ayında yapılacak YAŞ toplantısında TSK içindeki kendi elemanlarının tasfiye edileceği söylentisi belki en fazla 2-3 yıl sonra tamamen sessizce ele geçirecekleri devlet aygıtının avuçlarının içinden kayıp gittiğini düşünerek telaşa kapılmalarına sebep oldu. Onlar robot gibi yetiştirildiklerinden pek düşünemezler, onların yerine düşünen NATO/CIA kanadı mevcut kadro ile bu sefer hıyaneti aleniyete dökerek ve  milletin namlusunu millete doğrultarak 15 Temmuz 2016 tarihinde askeri bir kalkışma/darbe cüretinde bulundular.

6. Kırk yıldır korku krallığı ile kurdukları takiyyeci yapının cüretini destekleyecek cesareti doğal olarak olamazdı. Burada onlara cesaret verici NATO/CIA bağlantılı unsurlar oldu. Bu kalkışmaya cüret eden hainler karşılarında kendilerinden çok daha cesur bir ordu-millet olduğunu gördüklerinde yaptıklarını ellerine yüzlerine bulaştırıp yaklaşık 12 saat içinde rezil bir şekilde teslim olmak zorunda kaldılar.

7. TSK içinde bu sapık dinin mensuplarının karşısına dikilen, onların yaptığı hainliklere prim vermeyen gerçek vatan sevdalısı ve milletine aşık subaylar o gecenin görünmeyen kahramanlarıdır. Her ne kadar bazı ikbalperest subaylar gerçekte inanmadıkları halde fettulah dininin peşine takılmış olsalar da onlardan daha fazlası milletinin yanında sağduyu sahibi gerçek cesur subaylar/astsubaylar vardı. Albay Sait Ertürk ve astsubay Ömer Halisdemir gibi niceleri milletinin ve devletinin yanında hainlere karşı direnmiş ve şehit olmuşlardı. Orgeneral Ümit Dündar ve Korgeneral Zekai Aksakallı gibi daha nice değerli subaylarımızın devlete ve millete sadakati ve hainlere karşı büyük bir tepkiyle sokaklara dökülen millet ile beraber darbeci hainlere gösterdikleri cesur savunma bu kalkışmayı başarısız kılmıştır.

8. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın ise bu hain darbe teşebbüsünden öncesinde haberdar olduğunu ve o gece için hazırlıklı olduğunu zannediyorum. O gün ve devamındaki süreci oldukça soğukkanlı ve mahirane idare etmesinden bunu tahmin ediyorum. Bu hususun yıllar geçtikçe netleşeceği kanaatindeyim.

Şimdi de bu tür olayların tekerrür etmemesi ve devlet ve millet olarak tekamülümüz için almamız gereken dersler ve tedbirler neler olmalı onlara bakalım;

1. Allah'ın insanlığa gönderdiği son kitap Kur'an-ı Kerim ve son nebi Hz. Muhammed (as)ın örnekliği apaçık ortada dururken cemaat, tarikat bilmem ne yapılanmalarına kimsenin, özellikle de kamu görevindekilerin ihtiyacı yoktur.

2. Dindar olmak ile herhangi bir cemaat, tarikat vb mensubu olmak arasındaki farkın özellikle dine mesafeli veya karşı duran kesimlerce çok iyi anlaşılması gerekir. Aksi takdirde maalesef ayrım gözetmeden dindar gözüken kişilere yapılan ötekileştirme ve uzaklaştırma takiyyeci grupların kamufle olarak daha da güçlenmesine zemin hazırlamıştır. Laiklik savunuluyor sanılırken dindarlara toptan cephe almanın getirdiği sonucu bu acı tecrübeyle hep beraber yaşamış olduk.

3. Bütün kamu görevlerinde liyakat ve ehliyet esas alınmalı, KPSS, diploma derecesi ve diğer bilgi ve beceri ölçümlemeleri gibi somut veriler başat kriter olmalı, mülâkat gibi subjektif olabilecek kriterler ise minimize edilmelidir.

4. Hukukun üstünlüğü her şeyden daha önemli hale getirilmeli. Adil yargılama için yargı tamamen bağımsız olmalı, adalet mekanizması hızlı ve pratik işlemeli.

5. Katılımcı demokrasinin gelişmesi için sivil toplum güçlendirilmeli.

6. Siyasi partilerin de kamu hizmeti gördükleri varsayılarak ehliyet ve liyakat esaslarını dikkate almak partilerin de vazgeçilmezi olmalıdır. Ayrıca parti içi demokrasi kesinlikle işler hale getirilmelidir. Elbette bu husus siyasi partilerin seçmenlerinin katılımcı demokrasinin gereği olarak partilerine seçimden seçime değil de daima destek vermeleri ile olacaktır. Yani her vatandaş şayet bir partinin taraftarı ise partisini olumlu ve/veya olumsuz gidişatla ilgili denetlemeli, görüş, öneri ve varsa projelerini paylaşmalı.

7. Medya etiği ve hukuku konularında akademik çalışmalar yoğunlaşmalı. Medyanın güvenilirliği üst seviyelere çıkarılmalıdır.

8. Eğitimde araştırma, sorgulama ve kritik düşünmeyi genç nesillere uygulamalı öğretecek eğiticiler/öğretmenler yetiştirilmeli.

Peyami Bayram
15/07/2019
İstanbul

24 Haziran 2019

23 Haziran 2019 Seçim Sonuçları

23 Haziran 2019 Seçim Sonuçları 

Seçim sonucu İstanbul için inşallah hayırlı olur.
Kazanan bir aday veya bir kadro değil İstanbul halkı olur umarım.
Seçim sonuçları sadece İBB Başkanı seçimi ile sonuçlanmış olmayacak gibi duruyor. Beklenen muhtemel gelişmeler şöyle olacak sanki;
Türkiye siyaseti yeniden tasarlanacak,
CHP için muhafazakâr duyarlılık önemli ve öncelikli olacak,
AK Parti aldığı yenilgiyi ve seçmenin mesajını mutlaka değerlendirecek ama kadroların yenilenmesi dahi partide olacak reformun önüne geçemeyecek.
Sağ muhafazakâr yelpazede yeni açılımlar ortaya çıkacak,
Milliyetçi kesim siyaset yapma temellerini ve tarzlarını yeniden gözden geçirecek.
Sol siyaset kalmadığı ve ideolojilere rağbet olmadığı için Türkiye'nin yeni solu HDP üzerinden devam edecek. HDP de terör örgütleriyle ilişkisini kısıtlayarak bu kulvardaki alanını genişletmek için çaba gösterecek.
Yukarıdaki gelişmeler doğal olarak ülkemizi bir erken seçime götürür.
Siyaseti izlemeyi bile bilmediğimiz, demokrasiyi sadece sandıkta oy vermekten ibaret bellediğimiz için kampanya süresince verilen sözlerin ve seçim vaatlerinin takipçisi olamayacağız ve çoğunluğu bir sonraki seçime kadar unutulup gidecek muhtemelen.
Bu meyanda Türkiye'nin son 40 yıllık siyasetini bilfiil yaşayarak gözlemlemiş birisi olarak Ekrem İmamoğlu'nun beni yanıltmasını gönülden arzu ediyorum.

Peyami Bayram
24.06.2019
İstanbul

17 Haziran 2019

İBB SEÇİMLERİ

İBB adayları Binali Yıldırım ile Ekrem İmamoğlu'nun çıktığı İsmail Küçükkaya moderatörlüğündeki tartışma programı öncelikle karşılıklı insani ve demokratik ölçülerde, bel altına vurmadan fikirlerin tartışılabilmesini ortaya koyması açısından yeni siyasi hayatımız için iyi bir başlangıç oldu diyebiliriz.

Bu tür tartışmaların doğal olarak galibi ve mağlubu olmaz. Herkes tuttuğu tarafın üstünlüklerini görür. Lakin kampanya süresince kendi adayına odaklandığı için karşı taraf hakkında daha az ve dolaylı bilgi sahibi olur. Bu tür tartışmalar bu açıdan faydalı olabilir. Aynı zamanda medeni bir şekilde fikirlerin insanca  tartışılması ve karşıt görüşlerin sorunlara çözüm alternatiflerini sergilemesi için uygun bir zemin ve güzel bir örnek oluşturmaktadır.

Biz seçmenler için siyaset her ne kadar bir hizmet yarışı gibi sunulsa da ülkemizde politikacıların bu işten nemalandıklarını göz ardı edemeyiz. Umulur ki bu tür kamuya açık tartışmalar ile daha şeffaf hale gelecek bir siyaset gerçekten halka hizmetten başka hiç kimsenin rant ve menfaat aracı olamasın.

Hukukun üstünlüğünü sağlayamaz, adaleti tesis edemezsek hiç bir dünya görüşü bize huzur ve refah getiremeyecektir.

Ülkemiz ve İstanbulumuz için hayırlısını dilerim.

Merak edenler için elbette benim de bir oyum var ama önemli olan oyumun rengini buradan beyan etmek değil, milletimin selâmeti için dua etmek daha evlâdır.

Peyami Bayram
17.06.2019
İstanbul

RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...