11 Ocak 2018

Çok Şükür

Çok şükür

Ne yok olduk;
Hep çok olduk,
Çok şükür..

Aç kalmadık,
Hep tok olduk;
Çok şükür..

Aramadan bulduk,
Lütfunla olduk;
Çok şükür..

Başa gelirse kaza,
Elimizdendir keza;
Çok şükür..

Verdiği ne çoktur,
Aldığı hiç yoktur,
Çok şükür..

Hoş, görünür belki;
O bilir içim dışım.
Her ne varsa;
Es-Settar sırdaşım.
Çok şükür..

Affımı dilerim ancak senden.
Ümit ederim kereminden. 
Çok şükür..

Peyami Bayram
11/01/2018

İstanbul 

05 Ocak 2018

Dün İstanbul Maltepe’de masum iki küçük kız çocuğunun cansız bedenleri toprağa verildi ve bugün mübarek cuma mesajları veriyoruz birbirimize....

“ve diri diri gömülen kız çocuklarına sorulduğunda;
hangi suçtan dolayı öldürüldükleri,”
81. Tekvir 8-9

http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2013/01/20130118-2.htm

Allah bizim belamızı verir bu gidişle.
Ne Allah’ın vahyine kulak astığımız var ne de kendi yaptığımız kanunlara, kurallara uyduğumuz.
Kim verecek bu yavrucakların hesabını şimdi?

Hiç birimiz masum değiliz.
Hepimizin eline kan bulaştı, o çocukların çığlıkları, o annenin kısık sesli feryadı hepimizin boynuna bir yafta gibi asıldı.

Yazık oluyor bize,
yazık ediyoruz geleceğimize.

Allahım sen bizi affet, affını istemekten bile hayâ ediyorum lakin gidecek başka mercî yok, merhametine muhtâcız, bize merhamet et, bizi merhametli et yâ Rabbî.

5/1/2018

Nasihat 5

Yılın ilk iş gününde akla düşenler..

Nasihat 5

1. Her başlayan biter. Acılar, sevinçler, günler, yıllar ve tabii ki hayat da.. Fırsat varken hayatı ıskalama.

2. Her gün güneş yeniden doğar. Allah’ın verdiği nimetler sınırsızdır. Yaratılmış her canlının nasibi de onunla birlikte var edilmiştir yeryüzünde.
Umutların da sınırı yok.
Umudunu asla yitirme.

3. Yarın için hiç kimsenin yaşama güvencesi yok. Bugün yaptıkların ve tasarladıkların yarına mutlaka kalır. Ya seninle ya sensiz.
Bencil olma ve sadece bugün için düşünme..

4. Unutma, hayat bir akarsu gibidir. Kıymetsiz şeyler suyun üstünde sürüklenir gider, çer çöp gibi. Kıymetli olanlar suya yön verir, kaya gibi...

Her doğan gün ile beraber yeniden “Bismillah” de ve çık yola.

Yolun açık,
gönlün şen,
umudun gülşen olsun.

Peyami Bayram
02/01/2018
İstanbul

25 Kasım 2017

Nasihat 4

Allah ne yaptığınızı biliyor.

(Ankebut/45)

Nasihat 4

Kime dönersen yüzünü;
ondan alırsın sözünü. 
Kısmetin heybendedir, 
başkasının malına çevirme gözünü. 
İstemek yetmez, 
azimle çok çalışmalı insan, 
işine vermeli hep özünü. 

Peyami Bayram


25/11/2017
Ankara

14 Kasım 2017

Nasihat 3

Nasihat 3

Hangi işin çıraklığını yaparsan o işin ustası olursun.

Aman sakın ola çıraklığını yapmadığın bir işte usta olmaya çalışma rezil olursun.

Önce kabiliyet ve istidadına göre bir iş seç, ustanı da bu işin erbabından seçmelisin.

Usta olsan da ustana saygı ve hürmette kusur etme. Hele vefasızlık hiç etme.

Çırak yetiştirmezsen ustalığın gelişmez, hatta körelir. Bol bol çırak yetiştir.

Eserini ve emeğini değerinden ucuza satma, süslü ve abartılı gösterip kimseyi de aldatma.

- Bilmediğini öğren,
- Anlamadığını sor,
- İşin ve sanatınla ilgili yenilikleri takip et,
- Kendini geliştirmek için okumaya ve araştırmaya mutlaka zaman ayır,
- Güne erken başlamayı prensip edin, gün ağardıktan sonra yatmak tembelliktendir.
- Hatanı kabul et ki hatalar tekrar etmesin,
- İşinle ve eserinle övünme; senden iyisi de vardır veya olacaktır,
- Bilginin cimriliğini yapma, unutma ki cömertlik gerçek zenginliktir.
- Kazancında ailenin, fakirlerin ve yaşadığın beldenin hakkı var, hiçbirini ihmal etmeden vermelisin.
- Çalıştırdığın işçi ve çırakların maişeti senin hayat konforundan daha az olmasın.
- Ahlâksız ne işin ne de kazancın bereketi olmaz, bunu da asla unutma!

Hayırlı işler, bereketli kazançlar, niyetin halis, istikametin düzgün, varacağın yer esenlik olsun.

Allah yâr ve yardımcın olsun.

Peyami Bayram

14/11/2017

İslam, Batı ve Müslümanlar

"Bir insanı haksız yere öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir."

"Kendinize yapılmasını istemediğiniz şeyi başkasına yapmayın."

1.  "Müslüman"lara karşı zaten müteyakkız halde olan tüm Avrupa ve batılı ülkeler Fransa'daki olaylar üzerinden harekete geçirilmek isteniyor.

2. Beyaz Adam'ın Orta Doğu olarak adlandırdığı coğrafyada yüz yıl önce yapılan paylaşımın yenilenmesi isteniyor.
Şimdiki güçler oranında hisseler isteniyor diyebiliriz.

3. İslamofobiye haklılık kazandırılarak batılı ülkelerde "cadı avı" başlatılabilir. Böylece Avrupa'da artmakta olan Müslüman nüfus azaltılabilir.
Göçmenlerin girişine engel olmanın haklılığı ve bunlara karşı katı tutumun sürdürülerek kalıcı kılınması sağlanabilir.

4. Türkiye'nin bu süreçte safını netleştirmesi istenecektir.
Batı'dan yana mı yoksa Orta Doğu'lu ve Müslüman bir ülke olarak İslam safında mı?

5. Adına Batı'da "barış", "demokrasi" vs. bizim tarafta ise "İslami" dense veya adında "İslam" ve benzer çağrıştırıcı ifadeler olsa da zalimden yana olmak zulme ortak olmaktır.

6. Türkiye bu süreçte kilit konumdadır ve dünyaya yeni bir dil ve istikamet bulmalıdır.
Bu hem Batılılar hem de İslam ülkeleri için hayırlı bir tutum olacaktır.

Allah'tan başka bütün güç ve otoritelerin hakikatte zayıf ve bitici olduğuna inanıyorum.

Allah bütün masum ve mazlumların yardımcısıdır.

14/11/2015
İstanbul

06 Ekim 2017

Üniversite ve Özgürlük

Edward Said’i İsrail tarafına taş atarken gösteren fotoğrafın yayımlanmasının ardından, Columbia Üniversitesi’nde Yahudi öğrenci birlikleri, Said’in görevden uzaklaştırılması talebinde bulundular. Aşağıdaki metin, Edward Said’in Columbia Üniversitesi’nden atılması talebine karşılık üniversitenin yaptığı resmî açıklamadır:

“Edward Said Meselesi Hakkında”

Columbia Üniversitesi Öğrenci Konseyi, profesör Edward Said’le ilgili kampüsteki tartışmada idarenin pozisyonuna ilişkin bir açıklamada bulunmamızı talep etti; bu yazı, rektör Rupp ve kendi adıma verdiğim yanıttır. Bugüne kadar bu açıklamayı yapmaya yanaşmadım, çünkü bana göre burada Columbia’da benimsenen değerler, başından beri gayet iyi bilinir ve açıktır, teyide ihtiyaç duymaz. Yine de bunu yapacağım zira kimi zaman herhangi bir büyük üniversitenin dayandığı temel prensipleri tekrar etmek yerindedir ve bu, o zamanlardan biri olabilir. Öğretim üyelerinin hakları ve dokunulmazlıkları, Üniversite Yönetmeliği’nin 70. Bölümü’nde, Columbia’daki “akademik özgürlüğün” tartışıldığı bölümde açıklanmaktadır:
“Akademik özgürlük gereğince, ders anlatan herkes sınıfta konuları tartışırken özgürdür; araştırma yaparken ve araştırmalarının sonuçlarını yayımlarken de özgürdür; ve özel veya kamusal alanlardaki açıklamaları ve bağlılıkları nedeniyle Üniversite tarafından cezalandırılamaz; ancak akademik camiadaki konumlarından kaynaklanan yükümlülüklerini akıllarından çıkarmamalılar.” [Fakülte Elkitabı, Columbia Üniversitesi, 2000, s.184]
Profesör Said’in ve üniversitenin diğer mensuplarının faaliyetleri, akademik özgürlüğe ilişkin bu kurallarla korunur. Columbia’da bir ifade nizamnamesine inanmıyoruz, ve bir ifade polisi gibi de davranmamalıyız. Profesör Said’in sınırda öteki tarafa taş fırlatması meselesine gelince: bildiğim kadarıyla, taş birisini hedef almış değil; herhangi bir yasa ihlâl edilmiş değil; herhangi bir yasal şikayette bulunulmuş değil; Profesör Said’e karşı cezai veya aslî bir dava açılmış değil. Elimizde kulaktan dolma bilgiler ve Profesör Said’in kendisinin inkâr ettiği çeşitli iddialar var.
Bunlara inanç duyarız ya da duymayız, Profesör Said, Üniversite’nin karışamayacağı, koruma altındaki “açıklamalar ve bağlılıklar”la iştigal etmiştir. Profesör Said hakkında, bizim ülkemizde veya başka bir ülkede dava açılsa bile onu Üniversite’nin davranış kurallarına dayanarak cezalandırmak uygun değildir. Kısaca Üniversite, bir mensubunun fikirlerini açıklamasına veya davranışlarına karşı, bunlar cezai veya aslî bir davanın konusu olsa da, herhangi bir yaptırımda bulunamaz. Tepkiyi, koşullar belirler.
Aynı şey öğrencilerimiz için de geçerli. Eğer bu son olay, bir taşı herhangi birini hedef almadan sınırın öbür tarafına atmaya dair olsa, orada bırakabiliriz. Fakat bu tartışma, taş atmaktan çok Üniversite’nin yapısıyla daha temelden ilgili, çünkü bence bu, Profesör Said’in herkesçe bilinen siyasî görüşleriyle bağlantılı olmasaydı, ateşli ve sürüp giden bir tartışmanın konusu olmazdı. Bu mesele, büyük bir Üniversite’nin temel değerlerinin neler olduğuyla doğrudan bağlantılı.
Bir üniversite için, siyaseten egemen ideolojinin pasifleştirici etkisinden korkmadan görüşlerini ifade etme özgürlüğüne sahip bireylerin söylem özgürlüğünü korumaktan daha temel bir şey yoktur. John Stuart Mill, olağanüstü eseri Özgürlük Üzerine’de, bir insanın kendi fikirlerini çürüten ya da tehdit ediyor görünen ve çoğunluk tarafından benimsenmeyen fikirlerin ifade edilmesini desteklemenin, neden özgürlük için son derece önemli olduğunu etkileyici bir şekilde tartışır: “Eğer tüm insanlığın, farklı düşünen tek bir kişiyi susturmasını haklı buluyorsanız, gün gelip de o tek kişi iktidarı ele geçirdiğinde tüm insanlığı susturmasına karşı çıkmaya da hakkınız olmaz…”
Sınıfta veya dışarıda ifade edilen ve bize çirkin gelen fikirlerin, bizim “gerçek” kavrayışımızı yerinden eden, önyargılarımızı ve peşin hükümlerimizi sorgulayan fikirlerin, akademik düzenimizin temel yapısını tehdit etmedikleri sürece güvence altına alınmaları gerekir.
Öyleyse Profesör Edward Said çevresinde dönen tartışma, fikirlerin serbestçe ifade edilmesini engelleme veya Profesör Said’i cezalandırma çağrıları içermediği sürece bizi rahatsız etmemeli. Profesör Said’in veya onu eleştirenlerin ifade özgürlüğünü kısıtlama fikri, her ne kadar iki konum da muhalifleri için sevimsiz olsa da, hepimize ve akademik özgürlüğe yönelik bir tehdit oluşturur. Öğretim üyelerimizin fikirleri üzerine böylesi kısıtlamalar getirmek, bu Üniversite’nin saygı duyulan bir niteliği -çoğunluğun kabul edilmez olarak nitelendirdiği fikirlere hoşgörü göstermesi- üzerinde uzun süre etkili olacak olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Biz Columbia’da, McCarthy döneminde, farklı siyasî görüşlere sahip öğretim üyelerinin cezalandırılması veya atılması yönündeki baskı ve telkinlere, diğer kurumların tersine, boyun eğmedik; bugün de öğretim üyelerinin kendini ifade etme hakkını güvence altına almaktan vazgeçmeyeceğiz. Profesör Said’in bir Üniversite profesörü olduğu için korunaklı bir konumu olup olmadığı meselesine gelince; böyle bir konum söz konusu değil. Akademik özgürlük hakları bağlamında Üniversite profesörlerine ayrıcalıklı bir muamele yapılmaz. Tüm öğretim üyelerimiz Profesör Said’le aynı haklara sahiptir, daha az ya da daha çok değil. Edward Said bir Üniversite profesörü çünkü kendi alanında büyük bir isim; yeni bir çalışma alanı yaratmış bir insan. Edward Said’in çalışmaları ve düşünceleri üzerine diğer üniversitelerde verilen dersler ve yayımlanmış kitaplar var. Öğrencileri ve arkadaşları dünyanın en iyi üniversitelerinde önemli görevlerde bulunmaktalar. Önde gelen ve etkin hümanist ve entellektüellerdendir.
Akademisyen ve eğitimci olarak yaptığı katkılar gözönünde bulundurularak kendisine en yüksek ünvan, Columbia Üniversitesi profesörü ünvanı verilmiştir. Yaptığı çalışmaların değerini ve Columbia’daki pozisyonunun uygunluğunu, kişinin kendi siyasî görüşlerinden farklı görüşlere sahip olduğu için sorgulaması, Edward Said’i neden Columbia’nın önde gelen öğretim üyelerinden biri olarak onurlandırdığımızı anlamamaktır. Son tartışma, özellikle de Profesör Said’in buradaki pozisyonundan uzaklaştırılması gerektiğini söyleyenler, akademik ünvanların (tenure) ilk çıkışındaki niyetin gerçek değerinin hâlâ geçerli olduğuna dair inancımı pekiştirdi. Eğer biz Profesör Said’in özgürce yazıp konuşma hakkını inkâr edersek bundan sonra kim susturulacak, ceza korkusu olmadan aklındakileri söyleme hakkına kimin sahip olduğunu belirleyen engizisyoncu kim olacak; bunları da şimdiden düşünmeye başlamamız gerekir. Columbia’da öğretim üyeleri ve öğrenciler için farklı farklı belirlenmiş davranış kuralları vardır. Ancak, ifade özgürlüğünü içeren akademik özgürlükle ilgili meselelerde, birine tanınıp da ötekine tanınmayan çok az dokunulmazlık vardır. Profesör Said’e yöneltilen suçlamaların benzeri bir öğrenciye yöneltilseydi, Said’in durumunda olduğu gibi niyet ve sonuca dair sınırlı kanıt bulunsa da, öğrencinin ifade ve hareket özgürlüğünü korumak için de uğraşırdım. Üniversite’nin disiplin mekanizmalarının çalışmasını gerektiren bir mesele olduğuna inanmıyorum.
Öğrenciler ve öğretim üyeleri doğru olduğuna inanmadığım pek çok şeyi yapmakta özgürler, ancak o anda iktidar konumunu işgâl edenlerin fikirleriyle uyuşsun diye bütünlüklü bir fikirler kümesini garantilemek için Üniversite’nin otoritesini hiçbir zaman uygulamam.
JONATHAN R. COLE, 18 Ekim 2000
Columbia Üniversitesi İdari Rektörü

RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...