19 Eylül 2025

Ramazan Notları 3 ÜLFET

Ramazan Notları 3

ÜLFET

Sözlükte “alışmak, birleşip kaynaşmak, sevmek” anlamındaki ilf (elf) kökünden türeyen ülfet insanların birbirine ilgi ve sevgi duymasını, destek olmasını sağlayan, toplumsal uyum, birlik ve beraberliği güçlendiren kaynaşma ve birlikte yaşama eğilimini ifade eder.

Kur’ân-ı Kerîm’de ülfet kavramı sosyal ve ahlâkî anlamıyla iki yerde geçmektedir. Âl-i İmrân sûresinin 103. âyetinde müslümanlar Allah’ın dinine ve kitabına sarılıp tefrikadan kaçınmaya çağrıldıktan sonra asırlardan beri birbiriyle çatışma halinde bulunan Arap topluluklarının, özellikle Medineli yerlileri Evs ve Hazrec kabilelerinin Allah’ın kalplerine verdiği ülfet sayesinde kardeş oldukları belirtilmekte, bu değişim, “Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken Allah sizi oradan kurtardı” şeklinde dile getirilmektedir. Enfâl sûresinin 63. âyetinde Hz. Peygamber’e hitaben, “Dünyanın bütün servetlerini harcasaydın onların gönüllerini birleştiremezdin” ifadesiyle aynı çatışmacı kültüre işaret edilmiş ve Allah’ın kalplerine koyduğu ülfetle onları kaynaştırdığı bildirilmiştir. İslâm öncesi çatışma ve savaşlar, İslâm sonrası ise ülfet ve muhabbet dönemidir. Hadislerde de Araplar arasındaki eski düşmanlıklara temas edilerek İslâm’ın ve Resûlullah’ın birbirine düşman olanları birbiriyle uzlaştırdığına dikkat çekilmektedir (meselâ bk. , I, 190; III, 76, 104, 253; Buhârî, “Meġāzî”, 56). Resûl-i Ekrem’in ashabına öğrettiği bir duada, “Allahım, kalplerimize ülfet ver, aramızı düzelt!” ifadesi de yer alır (Ebû Dâvûd, “Ṣalât”, 178). Resûlullah mümini “başkalarıyla ülfet eden kimse” diye tanımlamış, başkalarıyla ülfet etmeyen kimsede hayır bulunmadığını bildirmiş (, II, 400; V, 335), münafıkların kusurlarını sayarken, “Kibirlidirler, ne onlar başkalarıyla ne başkaları onlarla ilişki kurabilir” demiştir (, II, 393). Diğer bir hadiste, insanlarla bir arada yaşayıp sıkıntılarına katlananların, müslüman kardeşinin sıkıntılarına katlanmayanlardan daha çok sevap alacakları belirtilmiştir (, II, 43). Hadislerde ülfet anlamında “muâşeret” ve “muhâlata” gibi kavramlar da geçmektedir. Bazı hadis mecmualarında “Hüsnü’l-muâşere” başlığı altında aile içinde kaynaşmayı teşvik eden hadisler toplanmıştır (Buhârî, “Nikâḥ”, 82; İbn Mâce, “Nikâḥ”, 50; Dârimî, “Nikâḥ”, 55). Hadis kitaplarında, Resûlullah’ın insanlarla bir arada bulunmaktan duyduğu memnuniyeti ve başkalarına karşı güzel davranışlarını anlatan çok sayıda rivayet mevcuttur. Gazzâlî’nin bunlardan derlediğine göre (İḥyâʾ, II, 358-367) Hz. Peygamber insanların en yumuşak huylusu, en müsamahakârı, en cömerdi ve en afifiydi. Herkesin davetine icabet eder, insanlarla hediyeleşir, fakirlerle birlikte otururdu. Hastaları ziyaret eder, cenazelere katılırdı. Hiç kimseye sıkıntı vermez, özür dileyenin özrünü kabul eder, insanlarla şakalaşırdı. Herkese karşı güler yüz gösterirdi. İnsanların ihtiyacını karşılar, birinin ihtiyaç için geldiğini hissederse namazını kısa tutup ihtiyacını sorardı.

İslâm ahlâkçıları toplumsal kaynaşmanın, uyum içinde birlikte yaşamanın gerekliliği ve faydaları üzerinde durmuştur. Ebû Bekir er-Râzî aklın insana başkalarıyla iyi ilişkiler ve dostluklar kurmayı öğütlediğini, hayattaki güzelliklerin büyük bir kısmının insanlarla dostça bağlar kurup yardımlaşmaktan doğduğunu belirtir (Resâʾil felsefiyye, s. 80). Fârâbî siyaset felsefesini, insanın kendi yetkinliğini başkalarıyla birlikte yaşayıp yardımlaşmakla kazanabileceği fikri üzerine kurmuştur (el-Medînetü’l-fâżıla, s. 117). Hiç kimsenin yetkinliğini tek başına yaşayarak kazanamayacağını belirten İbn Miskeveyh’e göre ihtiyaçlardan dolayı farklı insan grupları birleşip kaynaşmakta, bir bedenin organları gibi toplumun fertleri arasında birlik ve ülfete dayalı ortak hayat doğmaktadır. İbn Miskeveyh, bazı ibadetlerin toplu icra edilmesiyle insanlar arasında sevgi, iyilik ve mutluluğun yaygınlaşmasının hedeflendiğini ifade eder (Tehẕîbü’l-aḫlâḳ, s. 125, 130-131).

İslâm ahlâk düşünürleri arasında sosyal ahlâka büyük önem verdiği bilinen Mâverdî, Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn adlı eserinde geniş bir şekilde incelediği ülfeti (s. 148-208) huzur ve mutluluğa ulaşmanın başlıca şartlarından biri olarak görür. Ülfet insanlar arasında duygu bağını sağlayan bir motiftir. Zira insanların ilkel tabiatları başkalarına eziyet etmeye meyillidir. Fertler arasında ülfet bağı kurulmazsa düşmanlık ve kıskançlık duyguları hayatı çekilmez duruma getirir. Mâverdî ülfet sebeplerini beş başlık altında inceler: Din, akrabalık, hısımlık, sevgi, iyilik etme. Din toplumda dayanışmayı sağlar, fertlerin birbirinden uzaklaşmasını önleyen ahlâkî bir işleve sahiptir. Hz. Peygamber’in müslümanları birbirine sırt çevirmekten, birbirini kıskanmaktan sakındıran, küskünlüğü üç günden fazla sürdürmeyi doğru bulmayan hadisi (, I, 3, 5, 7; Müslim, “Birr”, 24; Tirmizî, “Birr”, 24) dinin bu işlevine işaret eder. Resûlullah’ın Araplar arasında çok derin kopmaların, ayrılık ve düşmanlıkların yaşandığı bir dönemde gönderildiğini söyleyen Mâverdî, onun tebliğ ettiği din sayesinde düşmanlıkların güçlü kardeşliğe dönüştüğünü ve aralarında dayanışma ruhu oluştuğunu belirtir. Bu arada mezhep farklılıklarının tefrika, düşmanlık ve çatışmaya sebebiyet verdiğine dikkat çeker. Soy birliği aile ve akrabalar arasında dayanışma duygusunu besler. Hûd sûresinin 80. âyetindeki “sağlam bir destek” ifadesini “koruyucu aşiret” diye açıklayan Mâverdî’ye göre dinde sıla-i rahime önem verilmesinin sebebi de insanlar arasında ülfetin güçlendirilmesidir. Ülfetin önemli bir aracı da hısımlıktır. Mâverdî evlilikle ilgili bazı âyetleri (en-Nahl 16/72; er-Rûm 30/21) ülfet amaçlı olarak yorumlamaktadır. Sevgi duygusunun ülfeti güçlendirdiğine dair bazı hadisler ve ahlâkî sözler aktaran Mâverdî’ye göre dostluğun gelişme sürecinde psikolojik uyumdan ünsiyet, ünsiyetten halis niyet, bundan da sadakat ve muhabbet doğar. Muhabbetin asıl sebebi kişinin sevdiğini güzel görmesidir. Bu güzellik ruhun erdemlerindeki güzellikse bundan saygı, görünüş güzelliğiyse bundan da aşk doğar. Aşk sevginin, dolayısıyla ülfetin en yüksek derecesidir. Sevginin bu derecesinde insanların ruhları birbiriyle kaynaşıp bütünleşir. Gerçek dost insan için en değerli hazine, en büyük servettir. İyilik gönülleri sevgi ve şefkate yöneltir. Mâverdî, “İyilik ve takvâ üzerinde yardımlaşın” meâlindeki âyeti (el-Mâide 5/2) yorumlayarak Allah’ın hoşnutluğunun takvâda, insanların hoşnutluğunun iyilikte olduğunu, ikisini kazananın en ileri seviyede mutluluğa kavuşacağını ifade eder. Ayrıca âyet ve hadislerle zengin edebî literatürden yararlanıp, hayırların özellikle sosyal barış ve kaynaşmaya yapacağı katkılar üzerinde durur.

Gazzâlî’nin İḥyâʾü ʿulûmi’d-dîn’inin on beşinci bölümü “Ülfet, Kardeşlik, Sohbet ve Farklı İnsan Kesimleriyle Muaşeretin Âdâbı” başlığını taşır (II, 157-221). Gazzâlî’ye göre ülfet güzel ahlâkın, ayrışma kötü ahlâkın ürünüdür. Güzel ahlâk karşılıklı sevgiyi, kötü ahlâk nefretleşmeyi, kıskançlığı doğurur. Bu arada ülfet ve kardeşliğe dair âyet ve hadislerle İslâm büyüklerinin sözlerinden örnekler veren Gazzâlî birlikte yaşamanın sosyal, psikolojik ve ahlâkî sebeplerini incelerken insanlar arasındaki karakter uyumunun sevgi ve ülfet üzerindeki etkisine dikkat çeker. Ruhları ordu birliklerine benzeten, tanışıp uyuşanların aralarında ülfet kurduklarını, uyuşmayanların birbirinden uzaklaştıklarını bildiren hadiste de (Buhârî, “Enbiyâʾ”, 2; Müslim, “Birr”, 159, 160; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 16) buna işaret edildiğini belirtir. Sevgi duygusunun geniş bir tahlilini yaparak gerçek sevginin Allah için ve Allah’tan dolayı olması gerektiğini söyler; kardeşlik ve dostluğun yüklediği ödevleri, birlikte yaşamanın sorumluluklarını geniş biçimde inceler. Eserin “Uzletin Âdâbı” başlığını taşıyan on altıncı bölümünde uzlete ve birlikte yaşamaya dair farklı görüşler açıklanır. Gerek Gazzâlî gerekse diğer âlimler birlikte yaşamanın gerekliliği üzerinde dururken kişinin dinî ve ahlâkî hayatı için zararlı olan bir çevreyi terketmek gerektiğini de hatırlatmışlardır.


BİBLİYOGRAFYA

, “elf” md.

, “elf” md.

, I, 3, 5, 7, 190; II, 43, 393, 400; III, 76, 104, 253; V, 335.

Ebû Bekir er-Râzî, Resâʾil felsefiyye (nşr. P. Kraus), Kahire 1939, s. 80.

Fârâbî, el-Medînetü’l-fâżıla (nşr. Albert Nasrî Nâdir), Beyrut 1985, s. 117.

İbn Miskeveyh, Tehẕîbü’l-aḫlâḳ (nşr. Hasan Temîm), Beyrut 1398, s. 125, 130-131.

Mâverdî, Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn (nşr. Mustafa es-Sekkā), Beyrut 1978, s. 148-208.

Râgıb el-İsfahânî, eẕ-Ẕerîʿa ilâ mekârimi’ş-şerîʿa (nşr. Ebü’l-Yezîd el-Acemî), Kahire 1405/1985, s. 369.

, II, 157-221, 358-367.

, VIII, 164; XV, 189-190.

Hasan eş-Şerkāvî, Muʿcemü elfâẓi’ṣ-ṣûfiyye, Kahire 1987, s. 282-283.


Prof. Dr. Mustafa Çağırıcı, TDV İSLAM ANSİKLOPEDİSİ

13 Eylül 2025

Hayat Yormadı Beni

Dost bildiklerim vardı;
Yolunu ayırdı unuttu beni. 

Yâr bildiklerim oldu;
Menfaati bitince sormadı beni. 

Yakınlarımdı bazıları;
Makamdan inince sevmedi beni. 

Arkadaşlık ettiğim kimseler;
Uzakta olunca unuttular beni. 

Akrabalarımdı kimileri;
İşi düşmeden aramadı beni. 

Vefasız ve benciller dışında
Hayat hiç yormadı beni. 

Şükürler olsun ki Hakk’a sığındım;
Her an yanımda, hiç bırakmadı beni.

Peyami Bayram 
20 Ağustos 2025
Fatih, İstanbul 

14 Temmuz 2025

DERİN FETÖ VE DERİN PKK


15 Temmuz 2016'da ABD ve ITrail'in beslemesi FETULLAHÇI TERÖR ÖRGÜTÜnün darbe teşebbüsüne tiyatro diyenler son günlerde PKKnın silah bırakma sürecine de büyük bir tepki gösteriyorlar. Türlü bahanelerle  akılları sıra bu olayı da hafife alıyorlar. Adeta öfkeleri boylarını aşıyor. 

Neden?

Çünkü her iki olayda da kaybeden ABD ve ITrail olduğu için.

Üzerinden dokuz yıl geçen hain darbe teşebbüsünün taşeron örgütü FETÖ her yerine sızdıkları devletimizin bütün organlarından henüz tamamen temizlenebilmiş değildir maalesef.

PKKnın kendini feshi ve silah bırakma süreci ise daha yolun başındadır.

Gelinen noktada söylenebilecek en net ifade şudur:

Her ikisi de ABD ve ITrail beslemesi olan FETÖyü ve PKKyı Türkiye Cumhuriyeti'nin güçlü iradesi yenmiştir.

Tarih bunu böyle yazacaktır.

Şimdi bu iki hıyanet şebekesine kimin ne kadar yakın durduğuna bu iki olaya verilen tepkilere göre anlayabilirsiniz.

Bazıları göremese de Türkiye Cumhuriyeti, Ukrayna'dan Somali'ye, Libya'dan Katar'a uzanan geniş coğrafyada başat bir ülke olmuştur. 

Bu bölgede uzun yıllardır darbelerle ve çeşitli yollarla rejimleri ve hükümetleri değiştiren güçlerin çekemediği de budur. 

Dolayısıyla FETÖ ve PKK sempatizanlarının da kimin dümen suyuna gittikleri artık kolaylıkla anlaşılmalıdır.

Bu arada hükümetin ve idarenin yaptıklarını usulünce ve yapıcı bir şekilde eleştirmek elbette herkesin hakkıdır. Yalnız; bilmediği, anlamadığı ve yeterli bilgiye sahip olmadığı konularda hiç kimse ahkam kesmemelidir.

Sözün özü  "Korkma!" diyerek başlayan İstiklal Marşımız'dadır;

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın;

Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.

Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın…

Kim bilir, belki yarın… belki yarından da yakın.


Bastığın yerleri "toprak!" diyerek geçme, tanı!

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehîd oğlusun, incitme, yazıktır atanı;

Verme, dünyâları alsan da, bu cennet vatanı.


Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?

Şühedâ fışkıracak, toprağı sıksan şühedâ!

Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.


Ruhumun senden, İlâhî, şudur ancak emeli:

Değmesin ma’bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!

Bu ezanlar-ki şehâdetleri dînin temeli;

Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.


Korkmuyoruz, çünkü biz biliyoruz ki;

Türkiye Cumhuriyeti tüm dünya mazlumları için umuttur,

Ve;

Türk beklenendir..🇹🇷

Peyami Bayram

14 Temmuz 2025

Arnavutköy, İstanbul 

22 Haziran 2025

Dünyanın Baş Belaları

ABD sonunda çok havlayan tasmalı köpeği İTRAİL’in yetişemediği yere uzanıp bizzat ısırmıştır. 

Bu ikili kendilerini her türlü eleştiri ve yargılamanın üzerinde gören, kendilerini yeryüzünde kimseye hesap vermeyen mutlak güç ve kudret sahibi zanneden bir anlayışla hareket ediyorlar. Bu sıfatları kendinde gören ilahlık iddiasındadır. Tarih boyunca böyle hadsizlik yapanların sonu dünyada yenilmek ve yok olmaktadır. Ahiretteki yerleri ise ebedi cehennem. 

Nerede Firavun, Nemrut, Hitler, Stalin, Mussolini, Esed, Pol Pot, Cengizhan, Caligula, Mao, Kazıklı Voyvoda, Korkunç İvan, Leopold?

Kimini düşmanları, kimini daha zalim bir kral, kimini zulmettiği halkı, kimini afetler ve hatta kimini de bir sivrisinek yeryüzünden silmiştir.

Hiçbir zulüm karşılıksız kalmaz. Mazlumların bir kısmı zalimlerin helak oluşunu bu dünyada göremese de er ya da geç zulüm imparatorlukları yıkılmıştır ve yıkılır.

Biz her durumda zulme ve zalime karşı durmaya bakalım. Hz. İbrahim için yakılan o koskoca ateşe bir damla su taşıyan topal karınca misali safımız belli olsun. 
Cesaretle ve korkusuzca zalime zalim, zulme de zulüm diyebilmeliyiz. 

Ve elbette dünya beşten büyüktür!

Yerlerin ve göklerin gerçek ve mutlak hükümdarı, geceyi ve gündüzü yaratan, tüm mahlukatı yaratan, bu mahlukat arasında insanları belli bir süre yaşamdan sonra öldüren ve sonra tekrar diriltecek ve topal karıncanın hakkını dahi soracak yegane ilah olan Allah’tır. O’nun şanı pek yücedir.

Peyami Bayram
22 Haziran 2025
Arnavutköy, İstanbul

21 Haziran 2025

Ne tatili, neyin tatili, kime tatil?

"Muhakkak her güçlükle beraber bir kolaylık vardır.
Evet, her güçlükle beraber bir kolaylık vardır.
O halde her fırsatta kararlılıkla yeni şeyler yapmaya giriş.
Ve yalnızca Rabb'ine yönel." (İnşirah Suresi 94/5-8)

Çalışan insanın yorgunluğunu atması için dinlenmesi fiziksel ve ruhsal bir ihtiyaçtır. Günlük dinlenme, haftalık dinlenme ve sezonluk/yıllık dinlenmeyle insan bu ihtiyacını giderir. 

İnsan bedenini ve zihnini dinlendirirken inancını, ahlakını, töresini, geleneklerini, kültürünü ve insaniyetini de tatile çıkarmaz, onları bir kenara bırakmaz. 

Öğrenciler/talebeler tatilde talip oldukları her ne ise ondan tamamen uzaklaşırlarsa hedefe erişemezler. Bu tatil boyunca ders çalışmak demek değildir. Lakin öğrenme merakına ara verilirse zihin tembelleşir ve tekrar odaklanmak güçleşir. 

Talebe olmayanlar ise tatil sürecine girince adeta ipini koparmış gibi her şeye müsait bir duruma girmemeli. Beden ve zihin dinlendirmek tüm ahlak kurallarını tatile göndermek değildir. 

İnsanın inancı, ahlakı ve ilkeleri her durumda yanında değilse o insan kimliğini ve kişiliğini gözden geçirmelidir. Yok bunu da yapamıyorsa şeytan birinin daha ayağını kaydırmış demektir. 

Akıl, iz’an ve ahlak sahibi olanların da tatil yapmaya hakkı var elbette. Ne tatili olduğunu, neyin tatili olduğu ve kimin tatili olduğunu unutmadan!

Sağlıklı ve zinde kalalım. 
Bedenimizi ve ruhumuzu dinlendirelim ama benliğimizi ve şuurumuzu asla tatile çıkarmayalım!

Unutmayalım;
Dünyada her türlü kötülük çok!
Türkiye ateş çemberinin tam ortasında!

Her an teyakkuzda olalım, 
daima müteyakkız kalalım!

Peyami Bayram
21 Haziran 2025
Arnavutköy, İstanbul 

17 Haziran 2025

Yalana dair

Biri size yalan söylediğinde belki onu o anda anlamayabilirsiniz. Bu öncelikle sizin o kişiye karşı hüsn-ü zannınızdan sonra da onun tutarlı senaryosu ve inandırıcı oyunculuk kabiliyetindendir. Lakin hüsn-ü zannı ortadan kaldırınca en tutarlı senaryo ve en inandırıcı oyunculuk bile kar etmez: aldatmak artık imkan dışına çıkmıştır. Aldanmış gibi görünmek aslında o insanın ya çaresizliği veya çatışma cesaretinden yoksunluğundandır. Bu da aslında yine bir iyi niyet ve bu iyi niyete bağlı bir beklentidendir. Çok mu saflık bu kadarı da? Evet, biraz öyle görünse de yalan söyleyene karşı yapılacak şey ona yalanını yüzüne vurmaktan ziyade hakikati bildiğini hissettirmek belki daha iyi bir yoldur. Böylelikle belki insani yönü ağır basar da yalandan vazgeçer. Yine de vazgeçmezse mi? Elbette ondan uzaklaşmak son çaredir ve zor da olsa mutlaka uzaklaşmalıdır. 

Herkes yaptıklarının bedeline katlanmalı!

Peyami Bayram 

17 Haziran 2014

İstanbul 

04 Haziran 2025

Vaktin Resmi Geçidi

Vakitler sıraya girmişler 
hepsi geçit resminde
Bir bir ilerliyor önümde
Durduramadım hiç bir vakti
           denediğim her seferinde 
Ne dün ne de önceki gün 
           sıralarını vermediler birbirlerine
Geçti gitti hepsi tam vaktinde..

İstikbal de vaktinde gelecektir,
                   sabırsızlık nafile
Mukadder müstakbeldir
                   sıradaki kafile 
Ne kadar istemesek de kabullendik;
                   ömür tek seferlik..

Anlamayan kalmadı;
         zamanı geri döndürmek ham hayaldir,
Ola ki bir daha başlasa bu hayat seyri;
        yine aynısını yaşar ademoğlu besbelli.
İnsan sabırsız, aceleci, nankör ve bencildir,
Nefsine söz geçirebilen insan-ı kâmildir..

Peyami Bayram 
4 Haziran 2025
Arnavutköy, İstanbul 


RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...