11 Ocak 2024

ALGORİTMA VE HAREZMİ



Algoritma sözcüğü, Özbekistan'ın Harezm, bugünkü Türkmenistan'ın Hive kentinde doğmuş olan Ebu Abdullah Muhammed İbn Musa el Harezmi'den gelir. Bu alim 9. yüzyılda cebir alanındaki algoritmik çalışmalarını kitaba dökerek matematiğe çok büyük bir katkı sağlamıştır. "Hisab el-cebir ve el-mukabala (حساب الجبر و المقابلة)" kitabı dünyanın ilk cebir kitabı ve aynı zamanda ilk algoritma koleksiyonunu oluşturur. Latince çevirisi Avrupa'da çok ilgi görür. Alimin ismini telaffuz edemeyen Avrupalılar "algorizm" sözcüğünü "Arap sayıları kullanarak aritmetik problemler çözme kuralları" manasında kullanırlar. Bu sözcük daha sonra "algoritma"ya dönüşür ve genel kapsamda kullanılır.

Kimdir mü'min?

Ufak bir menfaat görüp yönünü haktan kırmayan,

Nefsini harama yaklaştırmayan,

Elini pis işlere bulaştırmayan,

Dilini yalana alıştırmayan,

Aklını kiraya verip zihnini donuklaştırmayan,

Yakınlarını kendinden uzaklaştırmayan,

Tebessümü yüzünden eksiltmeyen,

Düz görünüp eğri gitmeyen,

Yüze gülüp arkadan söz etmeyen,

Ölçüde, tartıda hile bilmeyen,

Haddini bilip de hudut çiğnemeyen,

Zalime karşı durup mazlumu ezdirmeyen,

Muhtaç olsa bile en yakınına sezdirmeyen,

Sağ elinin verdiğini sol eline bildirmeyen,

Çalışmayı ilke edinip tembellik etmeyen,

Allah'tan başkasına kulluk edip önünde eğilmeyen,

Kusurlarından dönüp tövbe etmekten çekinmeyen,

Şükründe samimi olup, nimete nankörlük etmeyen,

İhtiyaçtan fazlasına tamah edip aşırılığa gitmeyen,

Bildikleriyle amel edip, bilmediklerinde ısrar etmeyen,

Kendisine yapılmasını istemediğini başkasına reva görmeyen,

Yoksulu, yetimi, yolda kalmışı hor görmeyen,

Mal, makam ve çoklukla öğünmeyen,

Komşusundan habersiz olmayan,

Olduğu gibi görünüp görünmediği gibi olmayan,

Az bilip çok konuşmayan,

Çok konuşup sözüne yalan, yanlış karıştırmayan,

Allah'tan başkasına ilahlık yakıştırmayan,

Cömert olup cimrilerle hesap kırıştırmayan,

Sade yaşayıp gösterişe dalıp israf yarıştırmayan,

Zalime karşı mertlikten çekinmeyen,

Hak yoluna baş koyup geri çekilmeyen,

Mutlak hesabın dünyada değil ahirette olduğunu bilen,

Tek başına kalsa da "Allah yar" diyen..


Peyami Bayram

11 Ocak 2024

Arnavutköy, İstanbul










gidenin ardından

yürüdüğün yollarda iz bırakmadan,

ayağında toz bırakmadan..

kokunu unutturup,

gittin buralardan..

sarılmadan,

ağlamadan, sızlanmadan

gittin buralardan..


bilmiyorum,

huzurun var mı

gittiğin yerde?

bıraktığına pişman mısın

ardındakileri?

yoksa, 

yoksa sen de bilmeden mi gittin

vardığın yere..


Peyami Bayram

11 Ocak 2024

Arnavutköy, İstanbul


20 Aralık 2023

Yine eğitim

Bu eğitim sistemi, pardon sistemsizliği ile ne ekonomi düzelir ne de sosyal hayat.
Acilen mesleki eğitime yönelmeli. 
4+4 veya 4+4+4 gibi saçmalıklarla ve imam hatip sayısı artırmak gibi sadra şifa olmayan projelerle çok vakit kaybettik. 
Paki, Afgan neyse Çinli dolacak yakında ülkemiz.

Irkçı değilim, farklılıklarla bir arada yaşamanın bir zenginlik olduğunu da çok iyi bilirim. 

Bahsettiğim durum bundan çok farklı.

Berberinden beyaz eşya servisine, sanayideki tornacıdan çiftçisine, kunduracısından inşaat işçisine kadar bütün sektörlerde çırak veya ara eleman bulunamıyor. Bu gidişle bazı meslekler ya yok olacak veya o bazılarının beğenmediği göçmenlerin eline geçecek tamamen. 

Aman çocuğum okusun. Diploması da olsun. Hatta yüksek lisans da yapsın diyerek arabasını, arsasını satan anne babalar da “oğlum/kızım işsiz” “kadro bekliyorlar” “mülakatlarda torpilin yoksa şansın yok” diye boş lakırdılarla yakınsın dursunlar. 

Ha, bu arada her ilimize üniversite açtık ya. Çok büyük iş başardık bravo ülkemizin yöneticilerine.
YÖK YÖK sakın kızmayalım ilçelerde de yeterli miktarda ne işe yaradığı belli olmayan meslek yüksek okullarımız da var. Halkımız istedi devletimiz götürdü hizmeti. Ne güzel değil mi?

Bir de o çok havalı sözde vakıf aslında ticari olan özel üniversiteler var. Mezun olan çocuklar bir iş sahibi olabiliyor mu bilinmez ama o okulların sahipleri iyi para kazanıyor ki sürekli her apartmana bir üniversite tabelası asılıyor. Neyse, bu da ekonomiye bir katkı zahir. Bakın öğrenci sayısı artınca işsizlik rakamları azalıyor, o okullara ödenen paralar, okullarda istihdam edilen hoca ve diğer personel, öğrenci yurtları, evleri, servis araçları, kafeler, kırtasiyeler vs vs. Ya sonra?

Sonrasını yukarıda ilk başta yazdım. 

Herkes kendi ailesini ve çocuğunu kurtarmaya baksın. Benden söylemesi. 

Herkese sağlıklı ve neşeli hafta sonları. 

Peyami Bayram
9 Aralık 2023
Arnavutköy, İstanbul

Eğitimin sistemi/sistemsizliği

Ne 4+4, ne de 4+4+4, mesele eğitim sistemimizin çocuklarımızı gerçek hayata hazırlamada çok ama çok yetersiz kalmasıdır. 

Adeta eğitim kasıtlı olarak ihmal ediliyor veya bu şekilde nesiller heba edilmek isteniyor. 

Benim önerim;

1. Her dersin bir hocası olmalı ve öğrenci o derste yeterli seviyeye gelinceye kadar, yani hocadan icazet/yeterlilik alıncaya kadar o derse devam etmelidir. Yani sınıf geçme, yıl tamamlama değil alınan derslerde başarılı olmak esasına göre bir sistem kurulmalıdır. Bir talebenin aynı anda kaç ders alabileceği talebenin isteği/talebi, kapasitesi ve imkanlar nispetinde hocaları, uzmanlar ve ailenin ortak kararı ile belirlenmelidir. 

2. Kesinlikle her öğrenci istidadına uygun alanda eğitim almalıdır. Yani herkese aynı sürede aynı dozda ve aynı usulde eğitim verilmemelidir. Ve her eğitim mutlaka uygulamalı yapılmalıdır. 

3. Başarı ölçümü alınan eğitimin bilfiil uygulanması ile yani hayata intibakı esas olmak üzere tespit edilmelidir. 

4. Herkes her işi yapmayacağına/yapamayacağına göre her talebe de her şeyi bilmek, öğrenmek mecburiyetinde tutulmamalıdır. Balıklar uçmaya, kuşlar da yüzmeye zorlanmamalıdır. 

Aslında böyle sadeleştirilmesi ve güncel hayata adapte edilmesi durumunda eğitim daha verimli olacağı gibi çok da zevkli hale gelebilir. Dolayısıyla;

- eğitim için verilen emek boşa gitmez, 

- eğiten, eğitilen ve ebeveynler azami tatmine ulaşır,

- işgücü piyasasında dengeler yerine oturur, her sektöre uygun evsafta ve yeterli sayıda eleman yetişir, emekte ücret adaleti de sağlanır,

- işsizlik asgari düzeye düşer, belki hiç işsizlik olmaz,

- tarım, hayvancılık, inşaat, sanayi, maden, hizmet sektörü ve daha pek çok alanda üretim artar.

Bunlar benim acizane gözlemlerim. Onca uzman ve bilim insanları ne derler bilmem ama ben çocuklarımız için kafamı çok yoruyorum ve maalesef gördüklerim bana gelecek adına pek az ümit veriyor. Eğitim diye çok fazla kaynak(enerji, işgücü, malzeme ve en önemlisi zaman)israf ediliyor. 

Bu konuda düşüncesi olanlar yorum yaparsa sevinirim.

Herkese selamlar ve saygılar.

Peyami Bayram

7 Aralık 2023

Arnavutköy, İstanbul 

Yağmur


Gökte toplanan sular
Bakar üstümüzden bize 

Ağlar halimize 

İner damla damla

Süzülür için için

Yeryüzünü sular

Türlü nimetler için..


Alem bir insan

İnsan bir alem

Öyle alelâde değil

İnsan olunca bir Âdem

Dökülen yapraklar gibidir 

Gözlerden akan yaşlar 

Vuslatın zirvesidir

Kaynağı kalpteki pınarlar..


Yağmur yüklü bulutlar

Sanki içindedir hisli yüreklerin

Kim bilir ne söyler

Ne diler

Semaya açılan eller

Hangi kirinden arındırır

İblisi kıskandırır 

Göz pınarından akan seller..


Peyami Bayram

20 Aralık 2023

Arnavutköy, İstanbul 


08 Aralık 2023

BİR KUŞ MASALI



Yavru kuşun en büyük dileği uçsuz bucaksız göklerde özgürce kanat açıp uçmaktı. Başka bir şey istemezdi hayatta. 
Karnını doyuracak bir şeyler her yerde bulunurdu nasıl olsa. 
Bu küçük kuş da diğer bütün kuşlar gibiydi, onun da iki ayağı ve iki kanadı vardı. . 
Annesi ve babası vakti gelince uçacağını söylüyorlardı ona sürekli. Fakat bizim yavru kuş onların bu söylediğine inanamıyordu. İnanmaktan öte söylenenlere bir anlam da veremiyordu. Zira anne ve babası bu yaşa gelmiş hala uçabilmiş değillerdi. 
Vadideki diğer kuşlar gibi onlar da daima koşturmaca içindeydiler. Avlayacak bir şeyler varsa onları yakalama, yoksa da buldukları çer çöpün içinden yenilebilecekleri seçip karın doyurma derdindeydiler. Kuş oldukları ve kanatları olduğu halde neden uçmadıkları veya uçamadıklarını hiç konuşmazlardı.


Bununla beraber sürekli uçmaktan bahsediyorlardı tıpkı diğer komşu ve akrabaları gibi.


Neden sürekli uçmaktan bahsederlerdi ki? Üstelik uçmak için gayretli bir çabaları ve kararlı bir tutumları da yoktu. Filhakika bu vadideki bütün kuşlar böyleydi.


Bir de  geçmiş atalarının uçma hikayelerini bol ve abartılı anlatır, onunla gururlanırlardı. Bizim yavru kuş bu hikayelerde anlatılan kuşlarla aynı cinsten olduğuna inanamıyordu bir türlü. Öyle ya; geçmiş nesillerdeki kuşlar öyle güzel uçmuşlarsa neden şimdi bu vadide yaşayan hiç bir kuş uçmuyordu, uçamıyordu? Ya anlatılanlar doğru değildi ya da başka bir şey vardı onun bilmediği, anlamadığı.


Vadide yaşayan bazı kuşlar ise vadiye yakın yamaçlarda yaşayan kuşların uçtuklarını söylüyordu. Aslında vadide yaşayanlar oraya çıkamadıkları için bu da geçmiş nesillerle ilgili hikayelere benziyordu. Belki de yamaçta yaşayan kuşlar vadide yaşayanlara oranla daha yüksekte olduklarından ve onların yaşadıkları yerler tepelerin zirvelerine daha yakın olduğu için vadidekiler onların uçtuğunu zannederek öyle söylemekteydiler. Yamaçta yaşayanların uçtuğunu da bizzat gören olmamıştı nitekim. 


Çok nadiren de olsa gökyüzünde yükseklerde uçan bazı kuşlar görülürdü. Ancak bu görülen kuşların vadide ve yamaçta yaşayanlarla aynı cinsten olup olmadığını dahi anlamak imkansızdı. Çok yüksekten uçtukları için gözle görüp tanımak mümkün olamazdı. Zaten bu vadideki kuşların hangi biri kaldırıp kafasını semaya bakardı ki? Hepsinin kafası yerde sürekli yem aramakla meşguldü. Çok nadir de olsa bazı kuşlar semaya baksa da hiç birisinde uçuş tecrübesi olmadığından havada süzülen kuşların kendi cinslerinden olup olmadıklarını anlayamazlardı.


Bütün bunlarla beraber bizim yavru kuş uçmayı kendisine en büyük hedef haline getirmişti. Her yattığında rüyalarında kendisini masmavi göklerde özgürce uçarken görüyordu. Zaman zaman annesi ve babası da ona uçarken eşlik ediyorlardı fakat çoğunlukla yalnız uçuyordu. Rüyalarında yaşadığı bu doyumsuz hazzı hayatta da yaşamak için bütün gün kanatlarını açıp kapatıyor, nefesini geliştirmeye çalışıyor ve sürekli uçmak için kendini yukarı doğru zıplatıp duruyordu. Onun bu durumu bir çok arkadaşına oldukça saçma geliyordu. 


Yavru kuş kendi başına kalıp ne zaman uçuş denemelerine başlasa çoğu zaman arkadaşları başına toplanırdı. Böyle durumlarda her kafadan bir ses çıkıyordu;

"Ne yani bu vadideki bunca kuşun içinde senden başka uçacak mı kalmadı?"
"Sen mi uçacaksın? Şu haline bakmaz mısın?"
"Eğer uçabilseydi benim babam uçardı, o çok çalışkan bir kuştu."
"Bırak sen bu uçma merakını, ne gerek var kendini yormaya, herkes gibi yaşasana!"
"Uçmak eski nesilde kalmış, kendini boşa yorarsın!" 
"Bu vadide nesillerdir yaşayıp gidiyoruz, burada hepimize yetecek yem de var, sen ne bulacaksın göklerde?"

Yavru kuş bunların hiç birini duymazdan gelerek her gün daha bir azimle uçma talimine devam ediyordu.


Aslında annesi ve babası da onun bu yaptıklarına bir anlam vermiyorlar ama onun kalbi kırılmasın, gücenmesin diye müdahale etmiyorlardı.


Günlerden bir gün babası yamaçtaki kuşların yanına gitmeye bir yol olduğunu söyler bizim yavru kuşa. Belki yavrusunu o yamaca gönderirse bir ihtimal orada uçabilirdi. Nitekim onlar da bazıları gibi yamaçta yaşayan kuşların uçtuklarına inanıyorlardı. Babası çok zor olsa da kendisinin cesaret edip gidemediği yere büyük bir cesaretle ve özveriyle yavru kuşu göndermeye karar vermişti. Ancak annesi yavru kuşundan ayrılmak istemiyordu, onun başına bir şey gelmesinden endişe ediyordu. Çünkü yamaca gidebilen çok az sayıda kuş vardı ve hiç biri de vadiye bir daha asla dönmemişlerdi. Yamaçta yaşamanın getirdiği ayrıcalık mıdır, geri dönmenin utancını yaşamamak için midir bilinmez ama gidip de dönen olmamıştı bugüne kadar. 

Yavru kuş heyecanlanmıştı duyduklarına. Ne de olsa uçmak için bir fırsat, bir yol, bir imkan arıyordu sürekli. Belki bu onun için bir dönüm noktası olacaktı. Çok heveslenmişti, bunu kaçırmak istemiyordu.


Ve uzun tartışmalar sonunda ayrılık vakti gelmişti. 

Yavru kuş anne ve babasıyla vedalaşıp çıktı sonu bilinmez yolculuğa. Bu yolculukta başına her şey gelebilirdi. Bir daha dönmesi neredeyse imkansızdı. Ardına son bir kez baktı, annesinin o andaki yaşlı gözleri hayatında bir daha silinmeyecek bir iz bırakacaktı. Fakat o ileri baktı ve bir de göklere, sonra yürüdü gitti.


Babasının büyük bir gizlilik içinde gösterdiği yoldan çıktı yolculuğa. O andan itibaren sırlarla dolu bir o kadar da zorlu yamaç yolculuğu başladı. Yolculuğa çıkarken yuvasından zihnindeki hatıraları hariç hiç bir şey almadı yanına. Yolculuğun ilk adımı yalnız ve yalın başladı böylece.


Yolculuk çok da uzun sürmedi. Aslında epeyce uzak gözüken yamaç pek de uzakta değilmiş. 


Yamaca ulaştığında yavru kuş merakla her yanı ve her şeyi inceden inceye gözden geçirdi. Neydi burayı doğup büyüdüğü vadiden farklı kılan şey?  

Buradaki hayatın vadideki yaşamdan farkını anlamaya çalışıyordu. 


Yamaçta ilk gördüğü şey, daha doğrusu göremediği ise burada uçan bir tek kuş yoktu! Bu durum ona oldukça garip geldi. Vadide iken buradaki kuşların hepsinin uçtuğu söylenmesine karşın yavru kuş yamaçta bir tane bile kuşun uçtuğunu görmüyordu. Bütün kuşlar vadideki gibi yürüyorlardı. Bir farkla; burada çok iyi bir düzen vardı ve karmaşa yoktu. Sonra "belki de benim buraya geldiğim vakit bunların uçma saati değildir" diye düşündü.


Kalacağı ağaç kovuğu da vadidekinden pek farklı değildi. Olsun, nasıl olsa günü gelince uçmaya başlar ve ağaçların üstünde, tepelerin doruklarında, kayalıkların zirvesinde kendisine çeşit çeşit yuvalar yapacaktı. Şimdi bugünün yorgunluğunu atmak için bir an önce yatıp dinlenmeli..

Sabahın ilk ışıkları ile beraber daha önce hiç duymadığı bir kuş sesi ile uyandı. İşte bu çok hoşuna gitti. Burada farklı şeyler yaşamaya başlıyordu işte. Sonradan öğrenecekti bunun her sabah yamaçtaki kuşları kaldıran özel bir kuş olduğunu..


Dışarıdaki koşturmacayı görünce o da derhal uyuduğu kovuktan dışarıya fırladı. O da ne? Dışarıda gördükleri yavru kuşu çok şaşırttı.Akşam karanlığında görememişti. Meğerse oradaki bütün kuşlar kendisi gibi birer ağaç kovuğunda sabahlamışlardı. Uyandıran kuşun sesiyle bütün kuşlar birer kovuktan çıkmış açık alanda toplanmaya başlamışlardı.


Bugün ilk günü olduğu için çok heyecanlıydı bizim yavru kuş. İçindeki coşku ve merakla bütün kuşların toplandığı yere doğru yöneldi. İki yaşlı kuş orada bütün kuşları bir hizaya dizip derhal harekete geçmelerini istiyorlardı. Yavru kuşu görünce onun da diğer kuşların arasına girmesini söylediler. Yavru kuş da hemen diğer kuşların arasına katıldı. 


Şimdi hepsi bir hizaya dizilmişlerdi. Tecrübeli yamaç kuşlarının liderliğinde meydanı dolduran bütün kuşlar hep birlikte meydanda bir uçtan bir uca defalarca gidip geldiler. Bu hareketleri esnasında ağaçlardan dökülen veya rüzgarla başka yerlerden savrulup gelen çer çöp ne varsa hepsini yediler. Tecrübeli yamaç kuşları yiyecek bir şey olmasa dahi gagalarıyla yere eğilip kalkmalarını, yeri didiklemelerini söylüyorlar ve bunu sık sık yüksek sesle tekrar ediyorlardı.


Yavru kuş çok yorulmuştu. Diğer kuşlar da çok yorulmuşlardı. Bir an önce bu işin bitmesini istiyorlardı fakat hiç biri ses çıkaramıyordu.


Sonunda bir sesle hepsi durdu. Şimdi tekrar hizaya geçmeleri istenmişti.

Bütün kuşlar yorgun argın tekrar hizaya girdiler.

İşte ne olduysa o toplanmada oldu. 


Tecrübeli kuşların yanında daha irice ve daha yaşlı gözüken bir başka yamaç kuşu başladı konuşmaya.


"Hepiniz farklı vadilerden buraya gelmiş kuşlarsınız. Sizler seçkin kuşlarsınız, uçmak sizin hakkınız. Burada uçmayı öğrenecek ve bütün kuşlara da öğreteceksiniz. Vadideki hayatınızı buraya taşımayacaksınız. Orada öğrendiklerinizi unutun, her şeye burada sil baştan başlayacaksınız. Burası seçkin ve asillerin yurdudur. Hepiniz asil bir kuş olarak bir gün mutlaka uçacaksınız."


Bu sözler yavru kuşu daha da heyecanlandırdı. Evet, tam da istediği olacak ve uçma hayalini gerçekleştirecekti.


Sonrasında başlayan eğitimler de kendisinin daha önceden vadideyken yaptıklarından başka bir şey değildi. Hiç dert etmedi bunu, hatta herkesten çok çalıştı ve hep başarı üstüne başarı kazandı. Bütün çabası bir gün uçabilmekti. Bunun için her türlü yorgunluğa katlanıyordu.


Günler geçti, aylar geçti bizim yavru kuş bir tane de olsa uçan bir kuş görmedi. Evet uçmaktan çok söz ediliyordu. Yaşlı lider kuşların her konuşmalarında hep uçmaktan, uçmanın faziletlerinden, uçan kuşların ne kadar yüce bir iş başardıklarından bahsediyorlardı. Yamaçtaki diğer kuşlar da bu söylevlere öyle inanmışlardı ki kendi aralarında da aynı sözleri tekrar edip duruyorlardı.


Bizim yavru kuş bu duruma hiç anlam veremiyordu. Buradaki kuşlar da tıpkı vadidekiler gibi iki ayakları üzerinde yürüyor, yemlenmek için gagalarını yerde buldukları yeme uzatıyorlardı. Kanatları, ya kanatları? Yavru kuş hep bunu düşünüyordu. O rüyalarında gördüğü uçsuz bucaksız göklerde süzülüp uçarken açtığı kanatlar. O kanatlar sırtında taşıdığı bu kanatlar değil miydi? Neden hem vadidediler hem de yamaçtaki kuşlar bu kanatlarını hiç kullanamazlar buna bir türlü akıl, sır erdiremiyordu yavru kuş.


Bir gün bir arkadaşıyla etrafta gezintiye çıkmışlardı. Arkadaşı ona "sana bir sır vereyim mi?" dedi. Yavru kuş aylardır ailesinden ayrılıp geldiği bu yamaçta ilk defa heyecanlanmıştı "evet, tabii ki, nedir o sır?" diye merakla sordu. "Gel benimle" dedi arkadaşı ve yamacın yukarısına doğru koşmaya başladı. "Ama oraya gitmemiz yasak değil mi?" diye endişe ve aynı zamanda merakla seslendi arkasından bizim yavru kuş. Arkadaşı kararlı bir şekilde ve yüksek sesle "evet, biliyorum, unutma ki bu riski göze alamazsan hiç bir zaman uçamayacaksın!" diyerek koşmaya devam etti. Yavru kuşun merakı iyice arttı. Ama aynı esnada korkusu da arttı. Bir yandan arkadaşının peşi sıra koşuyor bir yandan da heyecanla mı yoksa korkuyla mıydı bilinmez kalbi hızlı hızlı çarpıyordu. Bir yandan da vadideki hayatını, sonra uçabilmek için verdiği mücadeleyi, rüyalardaki uçuşlarını, vadiden yamaca yolculuğunu ve sonra yamaçtaki hayal kırıklıklarını düşünüyordu. Evet, buraya, yamaca geleli beri belki de ilk defa birisi ona uçmakla ilgili ham hayal ve kuru bir konuşmadan öte gerçekten heyecan verici şeyler söylemişti. Bunları düşünürken koşarak arkadaşının ardından yasak bölgeye geçti. 


Bu noktadan itibaren korku ve heyecanın birbirine karıştığı duygular zirveye çıkmıştı yavru kuşta. Kalbi öyle atıyordu ki adeta yerinden çıkacak gibiydi. Ayaklarında da hiç derman kalmamıştı. Nihayet arkadaşına yetişti. Aralarında bir kaç adım kalmıştı.


"Gel" dedi önden giden arkadaşı "artık zirvedesin, bundan ötesi özgürlük" dedi.

Şaşkın bir şekilde "nasıl yani?" diyebildi hem yorgunluk hem de karmaşık duygulardan bitkin bir halde olan yavru kuş.

Yavru kuş duyduklarına bir anlam veremiyordu. "Ne zirvesi, ne özgürlüğü, nasıl yani?" derken bir kaç adım daha atıp arkadaşının yanına yaklaşınca gerçekten bir zirvede olduklarını gördü. Aşağıya doğru yamaç ve daha aşağıda dümdüz ova gözüküyordu. Bu çok harika bir manzaraydı. İlk defa gördüğü bu manzaraya hayran kaldı. Bakmaya doyamıyordu. Bütün yorgunluğu geçmişti.


"Zirve tamam, çok güzel, harika görünüyor" diyerek duygularını ifade ederken "peki, ya özgürlük?" deyiverdi.

"Yasak bölgeye geçmek ve zirveye çıkmakla özgürlüğe kavuştun işte, manzaranın tadını çıkar" derken gülümsüyordu ve hemen ilave etti "yetmedi mi bu kadar özgürlük sana?"

"Manzara gerçekten müthiş, çok etkileyici, ama ne bileyim işte, belki de uçabileceğimi düşünmüştüm. Hani öyle bir laf etmiştin ya?" dedi yavru kuş merakla ve kuşkuyla karışık.

"Bundan sonrası sana kalmış" dedi arkadaşı bilgece bir tavırla.

"Yani?" diyekaldı yavru kuş.

"Bak bu güzel manzaraya, bir de şu uçsuz bucaksız masmavi semaya. Sonra bir de kendine bak, sende olanlara" derken kanatlarını işaret ediyordu yavru kuşun.

"Nasıl yani?" diyebildi şaşkın ve çaresiz bir edayla yavru kuş.

"Evet, tam da aklından geçtiği gibi, tam da rüyalarındaki gibi"

"Yani?"

"Yani, sen bir kuşsun ve senin uçmak için kanatların var. Unut bütün herşeyi. Sana öğretilenleri, ve sana öğretilmeyenleri ama senin hissettiklerini düşün, bir de sık sık gördüğün rüyalarını hatırla!"

Bunları duyunca yavru kuşun tıpkı rüyalarındaki gibi uçmak geldi içinden. Ayakları titriyordu korkudan ama içindeki uçma arzusu onu uçurumun kenarına kadar getirdi. Arkadaşı öylece izliyordu onu. Evet, tıpkı rüyalarındaki gibiydi. Rüyasında da böyle yüksek yerlerde geziyor, uçuyor da uçuyordu. Şimdi nasıl olacaktı? Artık buraya kadar gelmişti, olan olmuştu, bundan böyle hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Korkuların geride kalması gerektiğini umudun peşinde koşmaya devam etmesi gerektiğini düşündü. Ve buna ailesinden ayrılırken nasıl inandıysa öylece inandı. Bu inancı bütün benliğini kapladığı anda kanatları kımıldamaya başladı. Bu harika bir şeydi, buna kendisi de hayret etti. Artık vakit gelmişti. Arkadaşını geride bırakarak kanatlarını açtı ve kendini boşluğa bıraktı. 

Aman Allahım, bu ne müthiş bir his, bu ne muazzam bir duyguydu böyle. Rüyada gibiydi adeta. 

Hayır, hayır o defalarca gördüğü rüyalarda bu kadar haz almamıştı. 

Bu gerçeğin ta kendisiydi. 

İşte özgürlük buydu. 

Bundan daha güzel bir şey olamazdı.

Artık o gerçekten uçsuz bucaksız göklerde kanat açıp uçan bir kuştu.


Ona artık herkes HÜRKUŞ diyecekti.


Bir yandan doyasıya uçuyor, bir yandan da avazının çıktığı kadar haykırıyordu;

HÜRKUŞ

HÜRKUŞ

BEN BİR HÜRKUŞUM..


Peyami Bayram

8 Aralık 2023

Arnavutköy, İstanbul














RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...