03 Ekim 2017

Bilge Kral Aliya'nın kaleminden: Kur'an'ı nasıl okumalıyız?

Bilge Kral Aliya'nın kaleminden: Kur'an'ı nasıl okumalıyız?


Doğrusu Kur'an'ı defalarca okumuştum. Ancak daha önce "Kur'an'ı gerçek manada nasıl okumalıyız?" sorusunu sormamıştım.
 
Bu soru beni düşünmeye şevketti. Bunun için sizlere, kafamda oluşan düşünceler zincirini arz etmeye çalışacağım.
 
Her şeyden önce şunu göz önünde bulundurmalıyız ki, Kur'an-ı Kerim bölük pörçük edilemez. Kur'an'da siyakından koparılarak ele alınan her münferit ayet bize tam olarak gerçeği veremez. Ancak ondan bir cüzünü verir. Çünkü eğer Kur'an bir bütün olarak değerlendirilirse ancak tam bir gerçeği ifade eder. Sadece bazı ayetlerin ele alınması da kaçınılmaz olabilir. Ancak şunu bilmeliyiz ki bu sınırlı sayıdaki ayetler için geçerlidir. Bunu bir mozaik tablosuna benzetebiliriz. Bir mozaik tablosunda kırmızı veya siyah parçalar ancak diğer parçalar ile beraber anlam kazanır. Tabloya ait parçalardan sadece bir parçayı alırsak bu durumda tek basına aldığımız bu parça tabloyu oluşturan diğer parçalar olmaksızın tablonun güzelliğinden herhangi bir şeyi bize vermez. Bunu daha iyi açıklayabilmek için bazı örnekler vereceğim.
 
"Ey iman edenler, öldürme konusunda kısas sizin üzerinize farz kılındı." Kur'an ayeti kısası destekler. Diğer bir ayette ise affetme ve bağışlamaya çağrı yapılır. "Kötü bir işin cezası misliyledir. Kim ki bağışlar, ıslah ederse onun ecri Allah katındadır. Allah zalimleri sevmez." Bir ayette de, "Ey iman edenler Allah'ın sizin üzerinize helal kıldığı temiz (rızıkları), kendinize haram kılmayın ve haddi de aşmayın." Başka bir ayette de "Dünya hayatının çiçeği eşlere... " buna benzer misaller çoğaltılabilir.
 
Kur'an okuyan bir kimseye bazı ayetlerde tenakuz varmış gibi görünebilir. Ancak asla böyle bir şey söz konusu değildir. Bilakis durum bunun tam tersidir. İşin gerçeği ise Kur'an'ın ve İslam'ın yüksek ve en harikulade bir şekilde ayrıcalıklı olmasıyla ilgili bir durumdur. Zahiren Kur'an emirleri arasında tam bir uyum olmakla beraber ilk bakışta tenakuz varmış gibi gözükebilir. Çünkü Kur'an bizden sadece bir tek iş yapmamızı istemiyor. Bilakis iki işin beraber olmasını istiyor. O bizden sadece kısas yapmamızı istemiyor. Bununla beraber affetmemizi de istiyor. Bunu ters çevirerek de düşünebiliriz. O bizden sadece ahiret için çalışmamızı istemiyor aynı zamanda bu dünya için de çalışmamızı istiyor. Yani biri olmadan diğerinin olamayacağını vurguluyor. Bundan dolayı hak üzere olsalar bile -cezadan başka- hiçbir şey düşünemeyen Müslümanların imanı olgun bir iman (kamil iman) seviyesine ulaşamayacağı gibi, sadece affetmeyi düşünen Müslümanların imanı da olgun bir iman (iman-ı kamil) değildir. Öyleyse olgun Müslüman iki emri de bilip mutedil olan insandır.
 
Daha önce özetlediğimiz bu neticelere ulaşmak ancak Kur'an'ı bir bütün olarak değerlendirmeye tabi tutarsak mümkündür; yoksa sadece bir cüzünü alarak değil. Bunun için ben İslam'ı ve İslam risaletini tam olarak anlayabilmemiz ve bu yüksek seviyeye ulaşmamız için en iyi ve üstün aracı olarak bu üslubu (metodu) görüyorum.
 
Diğer bir mesele de periyodik ve devamlı olarak Kur'an okunmasının zaruriyetidir. Bu, Kur'an ışığının aydınlığını keşfetmemiz için en güvenilir yoldur diye düşünüyorum. Çünkü Kur'an'ı her bir okuyuşumuz bize O'ndan yeni şeyler anlamamıza yardımcı olacaktır. Kur'an'ı Kerim hiçbir değişikliğe uğramadan kalmıştır. Ancak değişen bir şey var, biz değiştik. Bizi kuşatan durumlar ve üzerinde yaşadığımız dünya değişti. İşte bu olağanüstü değişiklikler bizim yeni derinliklere dalmamıza neden oldu. Bu da daha önce okuduğumuz Kur'an-ı Kerim'den tamamen gafil kalmamıza yol açtı. Ve ansızın kalplerimizin derinliklerinde ayetlerin yankılarını işittiğimizde Kur'an'ın önceki öz anlamından tamamen gafil olduğumuzu fark ettik.
 
Herkesin bu durumu kendi kendine doğrulatması mümkündür. Ancak ben burada bazı şahsi tecrübelerimden örnekler vermek istiyorum.
 
Çok zaman önce, ömrümün ilk yıllarında Kur'an'ı Kerim okumam esnasında cihad, adalet ve amelden bahseden ayetler üzerinde duruyordum. Bunun delili o zamanlar not aldığım küçük defterimdir. Allah-u Teala diğer defterlerim arasından onun tahrib olmadan ulaşmasını bana bahşetti. Bu defter Kur'an-ı Kerim'den alınmış olan bu ayetlerle ve buna benzer ayetlerle dolu idi. Çok iyi hatırlıyorum bu ayetlerin birinde düşmanların ve istibdadın reddinin vücubu ile ilgili Müslüman kişinin şahsiyetinden bahseder, "Bir zulüm ve saldırıya uğradıkları zaman kendilerini savunurlar" (Şura, 39) ayetidir.
 
Ben her fırsatta yukarıda belirttiğim ayetler üzerinde durup düşünürken "bir" Allah-u Teala'dan bahseden ve dünya hayatının gelip geçici olduğunu anlatan ayetler dikkatimi çekti. Yani insanı düşünmeye yönelten ayetler, harekete değil... Allah-u Teala dışında her şeyin yok olup gideceği ile ilgili ayetlerin bütün benliğimi sardığını ve etkisinin şiddetini bugün bile çok iyi hatırlıyorum. Çünkü Allah'ın vadettiği gerçek çelişmez bir gerçekti. "Her şey fanidir. Ancak kerem ve iyilik sahibi Rabbin kalıcıdır (bakidir)." Yani Allah-u Teala tek başına bütün yıldızlardan önce ve onlardan sonra da baki idi. İşte bu tek başına ve değişmeyen hakikat idi. Annem, Allah'ın rahmetine intikal ettiği zaman kalbim hüzün ve keder dolu idi. Fecr Suresi'ndeki harikulade olan "Ey huzura eren nefisi Razı edici ve razı edilmiş olarak Rabbine dön. İyi kullarım arasına gir. Cennetime gir." (Fecr, 27-30) ayetlerini hiç o zamana kadar fark etmemiştim. Ancak ben bu ayetlerden daha iyi teselli olacak bir şey bulamamış ve kendi kendime şöyle soruyordum: "Kim annesi öldüğü zaman bir çocuğa ölümü kabullenmesi için bundan daha güzel bir söz söyleyebilir?"
 
Öyle ise Kur'an bir durumda şeriat, bir durumda da cihadı yüceltirken diğer bir durumda da zamanın ölçeklerinden çıkış yolu bulamayanlara tesellidir. Buna binaen kişisel durumumuza göre dikkatimizi bir şey çekebilirken diğer bir halde dikkatlerimizi daha başka yönlere çekebilir.
 
Bu ihtivanın Kur'ani yankıları insanın özel durumları ile ilgili olduğu gibi toplumsal düzey ve tarihi şartlarla da ilgilidir. O zaman toplumla veya tarihi şartlarla ilgili durumlar, etnik ayrılığın toplumu parçalaması, bakışlarımızı kadınların eşitliği, insanlığın ortak gelişmesi gibi bazı ayetlere öncelik verilmesine ve onlar üzerinde yoğunlaşmaya çevirir. Mesela dini hukukun çiğnendiği veya hangi türden olursa olsun bu konuda ayrılıkların ve ihtilafların baş gösterdiği bir toplumda üç kelimeden oluşan apaçık şu ayeti gündeme getirir, "Dinde zorlama yoktur."
 
Biz Müslümanlar ayetler arasında ayırım gözetmeyiz. Ancak gayri müslimler bu kısa Kur'an ayetinin, dini hoş görü açısından en yüksek ve harika manayı ifade ettiği konusunda ısrarlıdırlar. Bu yönde düşünmemiz mümkündür. Ancak bu konu kısa olan makalemizin çerçevesini aşar.
 
Şüphesiz Kur'an'ın okunmasından veya dinlenmesinden neyi kasdettiğimize de işaret etmemiz gerekir. Bazı insanlar Müslümanların genelinin Kur'an'ı anlamadıklarına bakarak bunu faydası az olan bir iş olarak görüyorlar. Bense bu görüşe katılmıyor ve asla unutamadığım bir olayı burada hatırlatmamın zorunlu olduğunu düşünüyorum. Seneler önce uluslararası bir İslami konferansa katılma fırsatı elde etmiştim. Konferans Avrupa'nın büyük şehirlerinden birinde düzenlenmişti. Konferansa birçok ulema ve düşünür İslam düşüncesinin yenilenmesi (tecdid) konusunda görüşlerini ve araştırmalarını sunmak üzere katılmışlardı. Her gün konferansın başlangıç ve bitiminde dünyanın meşhur kurralarından biri tarafından Kur'an-ı Kerim okunuyordu. Orada hazır bulunanlar büyük bir ilgi ile ulema ve konferansçıların kelimelerini dinliyordu. Ancak biz salonda bulunanlardan yüzlercesinin fısıldaşarak konuştuklarını, sandalyelerini hareket ettirdiklerini ve ellerindeki evrakların sayfalarını karıştırdıklarını duyuyorduk. Ancak Kur'an-ı Kerim'den ayetler okunmaya başlandığında ansızın duruyorlar ve salona sessizlik çöküyordu. Herkes nefes almamacasına büyük bir huşu ile okunan Kur'an-ı Kerim'i dinliyorlardı. Karinin ağzından Kur'an kelimeleri dökülmeye başladığı zamanki durum bir nehrin sessiz ve sakin bir şekilde " akmasına benziyordu. Sonra da insanı daha uzaklara alıp götüren bir şelalenin başına götürüyordu. Ancak olayın en zirve noktası anlatılamayacak, sadece yaşanacak bir hal olan son gün idi. Bu olay da karinin bize ayrılıktan önce özel olarak seçtiği Rahman Suresi hediyesidir. Bu harikulade meşhur sure ki, üslubunun güzelliği ve ayetleri arası uyumuyla onu anlatmak insanı aciz bırakıyor. Özellikle de Sure'de tekrarlanan, "Rabbinizin hangi nimetini yalanlıyorsunuz?" ayeti bütün dinleyenleri adeta derin bir okyanusun dibine çekti.
 
Ancak ben o anda şunu hissettim ki okunan ayetleri tamamen anlıyorum. Kendimi de konferans süresince orada bulunan diğerlerine daha yakın gördüm. Diğerlerinin yüzlerinde de aynı ifade okunuyordu. Sanki şöyle demek istiyorlardı: "Görmüyor musunuz? Hepimiz İslam'da kardeş değil miyiz?"
 
Bu olaydan sonra Kur'an'ı anlayarak okumanın önemini daha iyi anladım. Zira bütün Müslümanlar'ın kalpleri Kur'an'ı bu şekilde veya diğer bir şekilde anlayabilir. Ve anlamakla da yükümlüdürler.

Mimberu'l Hak ve'l-Hürriyye / Çeviri: Yusuf Aydın


02 Ekim 2017

Kısacık Hayat

Kısacık Hayat

Hakk'a varmaktı muradımız;
Kol kol..
Serildi dünya önümüze;

Yol yol..
Faydalandık nimetlerinden;
Bol bol..
Yetinmedikçe el uzattık;
Dol dol..
Sonra, nasıl oldu, dağıldık;
Sağ sol..
Güleni var, ağlayanı var;
Rol rol..
Uyuştuk hep farklı zevklerle;
Gol gol..
Ve
Bekliyoruz son günde
Herşey O'nun tek sözünde;
Ol..
Yeniden Ol..!

Peyami Bayram
18/09/2017

13 Haziran 2017

Hayat küçük bir masal


















Hayat küçük bir masal

Bir varmış bir yokmuş;
Düşünenin aklı yokmuş,
Konuşanın fikri çokmuş..

Kentler beton köşeli,
Kırlar pet şişe döşeli,
Issız evler sanal neşeli!

Gençler dijital hapiste,
Evli çiftlerin hepsi kapriste,
Yaşlılar ayakta otobüste..

Zenginler tok ağırlar,
Bükrokratlar ya kör ya sağırlar,
Bilim adamları yapıştırıp kopyalar..

Sanat ahlaktan uzak,
Spor desen para, kumar ve tuzak,
Siyasette sanki dürüstlük yasak!


Peyami Bayram
13.06.2017
İstanbul 

Market Duası

Şevket Hüner


Ya Rabbi;
Ailemin zoruyla dâhil olduğum tüketim yarışının bir ferdi olmaktan aklımı muhafaza et.
“Herkes sepetini doldururken ben bundan geride kalıyorum” eleminden kalbimi halas eyle.
Şu an önünde durduğum tüketimi artırmak için tasarlanmış Marketten nefsimi himaye eyle.
İsrafa teşvik eden bu yere istemeyerek sol ayakla giriyorum sağ ayağımla çıkmamı nasip eyle
Küçük esnafı yok edip her şeyi kendi bünyesine alarak canavarlaşmış olandan ailemi gözet.
Asgari ihtiyaç listemin dışında alışveriş etme isteğimin israf olduğu kanaatine eriştir.
Diğer dolu sepetlerin tesiriyle elindekinin azlığıyla gönlü ezilen mağdurları muhafaza buyur.
Lüzumlu olanı alacağım reyonun etrafındaki dolu rafların ayartmasından gözümü sakındır.
Aileme alışveriş ederken ihtiyaç sahiplerini de unutmayıp onları memnun etmeyi nasip eyle.
Tüketerek mesut olunacağını vehmeden nefsime, paylaşarak hoşnut olmaktan hissedar eyle.
“Kendini iyi hissetmediğinde alışveriş etmelisin” şeytani yönlendirmesinden zihnimi arındır.
Kasap reyonundan et alırken, Kurban bayramında eti paylaştıklarımı da unutturma.
Türlü türlü çikolataları ve şekerleri görünce bunlarla yetimleri bir an sevindirmeyi nasip eyle.
Gün boyu indirim peşinde market market gezmeye meyyal nefsime hasta ziyaretine meylettir.
Hafta sonlarının aileme, alışverişi değil ihtiyaç sahipleriyle paylaşımı hatırlatmasını özendir.
Bozukluğumla kasa yanındaki ıvır zıvırı değil cam silen garibanlara harçlık vermeyi sevdir.  
Yaşlı ve hasta komşuların alışverişini yapıp poşetlerini evlerine teslim etmeye müyesser kıl.                
Semt pazarlarının kurulduğu gün marketlerin yaptıkları indirimlere itibar etmeme mani ol.
Vücuduma ve aileme zarar veren şeyleri alıp doktorlara ve ilaçlara muhtaç kalmaktan koru.
Gerekli olmadığı halde kampanyalara kanıp “yığıp durma” hastalığından nefsimi hâlas eyle.
İhtiyacımız olmayan ürünleri sırf yanında hediyesi var diye alma ahmaklığından beri eyle.
Tüketimi arttırmak için çalınan müziğin coşkusuyla çılgınca alışverişten nefsimi uzaklaştır.
Girişteki dolaba elimdekileri bırakıp yeni yükler edinme konforuyla aldatılmaktan koru.
Alışveriş sepeti üzerinde gezdirerek bebeklerimizin pirupak fıtratlarını kirletmemizi engelle.
Marketin, kızlarımın masum evcilik oyunlarına sinsice sızmasından muhafaza buyur.
Çocukları markete götürüp tüketim alışkanlığı edindirme aymazlığından cümlemizi beri eyle.
Henüz kazanmadığım parayı harcamama sebep olan kredi kartının şerrinden zatına sığınırım.
Eşimize ve çocuklarımıza ek kart çıkartıp ipin ucunu kaçırmamızı bekleyenlere fırsat verme.
Kredi kartıyla tüketince “bonus” biriktirmenin kazanç değil kayıp olduğunun izanına ulaştır.
Slip çektirme kolaylığına kanıp borcunu ödeyemeyince özgürlüğünden olandan haberdar eyle.
Evlere servisin, taşıyamayacağımız kadar alışveriş ettirme tuzağı olduğunun idrakine erdir.
“Tükettiğin kadar medeni ve çağdaşsın” diyen Neoliberal politikaları yerin dibine geçir
Camilerimizin vakfiyesi dükkânları marketlere kiralayıp israfı meşrulaştırmaktan uzaklaştır.
Ekstrede ayrıntısını gördüğüm halde tövbe etmediğim harcama kalemlerinden affına sığınırım.
Kapıma bırakılan market broşürlerinin tesiriyle ihtiyaç listemi şişirmekten nefsimi koru.
Reklâmlarda aciz gösterilen erkek ve öne çıkarılan kadınla kurulan tuzağın idrakine erdir.
Küsuratlı etiketlere kanıp sanki çok ucuz alıyorum izlenimine kapılma safdilliğinden koru.
Bizleri, yeni bir ürünü tattırmak adına kurulan reyonda doyma kurnazlığından beri eyle.
Tüketmek istediğimde ayaktayken oturmayı, otururken yatıp bu histen nefsimi koru.
Her türlü ateşi söndüren “abdest” almanın içimizdeki israf ateşini söndürmesini nasip eyle.
Âmin…


02 Haziran 2017

UYDURULMUS DİN/İNDİRİLMİS DİN KANDIRMACASI

Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ

UYDURULMUS DİN/İNDİRİLMİS DİN KANDIRMACASI

Medyaya yansıyan, kendisiyle yapılan bir röportajda, Diyanet İşleri Başkanımız Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ hocamıza sorulan; "Hocam, dinî tartışmalarda sık sık gündeme gelen bir tasniftir: İndirilmiş din, uydurulmuş din. Bundan ne kastediliyor. Siz bu tasnife katılıyor musunuz?" sorusuna verdiği cevap, bu hususu tartışma konusu yapan herkesi ikna edecek ve uyaracak netliktedir.
Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ hocamız bu soruya şöyle cevap vermiştir. "Asla. Buna hem ilmen hem de ahlaken katılmak mümkün değildir. Arap âleminde de bu tasnifi “din-i münezzel” ve “din-i mübeddel” şeklinde dile getirenler oldu. Türkiye’de de medya önünde yapılan pek çok tartışmada da bu tasnifi duymaya başladık. Bu doğru değildir. Üç ihtimal söz konusu olabilir.
1.Eğer biri böyle bir tasnif ile “indirilmiş din” benim inandığım dindir. Benim size anlattığım dindir. Başkalarının anlattığı ve yaşadığı din ise uydurulmuş dindir, demek istiyorsa -ki ben herhangi bir Müslümanın bunu kastedebileceğine ihtimal vermiyorum- bu tasnif ideolojik tekfirciliğin en aşırı ve en kötü ifadesi olur. Böyle bir şey elbette kabul edilemez.
2.Eğer bu tasnifte kastedilen; “indirilmiş din” Hz. Peygamber’e (s.a.s.) gelen, onun ve ashabının uyguladığı dindir. Ondan sonra gelen Müslümanlar bu dini topyekûn değiştirdiler ve “uydurulmuş din” ortaya çıktı, denmek isteniyorsa bu da hiç şüphesiz İslam’ın tarihine atılmış en büyük iftira olur. İslam’ın topyekûn tahrif ve tebdil edildiğini iddia etmek Allah’ın kitabına ve o kitaptaki bütün vaatlerine de aykırıdır. Bu İslam’ın tarihini tekfir etmek manasına gelir.
3.Üçüncü ihtimal eğer bu tasniften maksat dinin sadece Cebrail vasıtası ile inen vahiyden ibaret olduğunu, vahyin de sadece Kur’an’dan ibaret olduğunu iddia etmek ise yani Hz. Peygamber’i (s.a.s.) onun sünnet-i seniyyesini, sahih hadis ve sadık haber mirasını “uydurulmuş din” kategorisine katmak için ifade ediliyorsa bu din İslam olmaz. Zira İslam bir bütün olarak Hz. Peygamber’e (s.a.s.) gelen vahiyden onun beyan edip yaşayarak bize tebliğ ettiği hakikatler bütünüdür. Ümmetin icmaı, rey ve kıyasa dayanan fıkıh mirası aklıselimin içtihadı, istihsanı, maslahatı ve bütün bunları da “uydurulmuş din” kabul etmek hem ilme hem akla ziyandır. Bütün hüsn-ü zannımızı kuşanarak değerlendirelim ve diyelim ki; bu tasnifi yapanlar tarih içinde dine karışan yanlış düşünceleri, gelenekleri, israiliyatı, mesihiyatı, bidat ve hurafeleri kast ediyorlar varsayalım, bu da doğru değildir. Zira dinde mübalağa sanat değil yalandır. Üç beş uydurma haber üzerinden topyekûn Rasul-i Ekrem’in (s.a.s.) sünnetini ve hadis mirasını reddetmek indirilmiş dedikleri dinin de her ayetine aykırıdır."
Gereksiz yere toplumun bu konuda zihni karıştırılmak istenmektedir. Ancak, sağduyulu ve arif olan milletimiz inanç değerleriyle ilgili hiçbir müdahaleye prim vermemektedir. Hiçbir Müslüman, İslam dininin tahrifi anlamına gelecek bir cümle söylemez, söyleyemez. İndirilmiş ve uydurulmuş din diye ortaya atılan kavramların tarafları, maksatlı bir söylem gelişirmektedirler. Bu söylemlerle, hurafelerin dini hakikatlerle karıştığı söylenmek isteniyorsa, bunun ne söylemi ne de yöntemi bu değildir.
Bakir olan zihinler, hain olan fikirlerle şekillenemez. Korunması Allah c.c. ait olduğu belirtilen din, hiçbir dış müdahaleyi kabul etmez, içinde bulundurmaz ve barındırmaz.

01 Haziran 2017


Vatan ve millet sağ olsun!

Bugün içim ağlıyor.
Harp Okulu'ndan devre arkadaşım Tümgeneral Aydoğan AYDIN'ın şehadeti içimi çok yaktı.
Her şehit haberi beni üzer lakin evveliyatını, eğitimini, mücadelesini, özverisini, görev aşkını ve fedakarlığını bildiğim bir askerin şehadet haberi bir başka oluyor.
Senin makamın çok yücedir aziz şehidim.
Devre arkadaşımdın, askeri rütbece bizi geçmiştin, seninle gurur duyduk. 
Şimdi rütbelerin en yükseğine, şehadet mertebesine ulaşarak hayranlığımızı kat be kat artırdın.
Seni Cennet-i Ala'da bekleyen büyük mükafata nail oldun inşallah. Seninle Harp Okulu sıralarında olduğu gibi cennette de komşu olmayı Allah bize nasip eder inşaallah.
Rabbim bizi şehitlerimizin emanetini muhafaza edecek bir iman, istikamet, kararlılık, azim, basiret ve ferasetle donat.
Ya İlahi memleketimizi ve milletimizi bütün düşmanlardan, şer güçlerden, hain teşebbüslerden, ikiyüzlü ve döneklerden muhafaza eyle, bu gibilere fırsat verme, onlara karşı aziz milletimizin sillesine kuvvet ver.
Ey alemlerin Rabbi olan Allah'ım sensin sığınağımız, sana iltica ediyoruz, bizim üzerimize sabır yağdır, devletimizi yücelt, Ordumuz'u muzaffer eyle, askerimizi ve tüm güvenlik kuvvetlerimizi kafirlere, zalimlere karşı güçlü ve üstün kıl.

Bir ölür, bin diriliriz evvel Allah, buna inancımız tamdır!

Peyami Bayram
01/06/2017
İstanbul

05 Mayıs 2017

HEP AYNI

HEP AYNI

Beni dinle ey kadı
Bozuldu işin tadı
Zulümse eğer adı

Kenan yapsa da aynı
Yunan yapsa da aynı

Söylenecek söz varsa
Söyle sende yüz varsa
Hak'ka tecavüz varsa

Nokta yapsa da aynı
Yekta yapsa da aynı

İpe sermeyin unu
Herkes biliyor bunu
Hazineden soygunu

Turgut yapsa da aynı
Nemrut yapsa da aynı

Zirvedeki uç beyi
Çeker gözden sürmeyi
Rüşvet alıp vermeyi

Fazıl yapsa da aynı
Rezil yapsa da aynı

Halka tepeden bakan
Göğsüne benlik takan
Yalana yatıp kalkan

Moiz olsa da aynı
Vaiz olsa da aynı

Doğruluktan kaçan zat
Menfaatı seçen zat
Haram yiyip-içen zat

Murdar olsa da aynı
Serdar olsa da aynı

Bu gemi böyle gitmez
Giderse zulüm bitmez
Kim örnektir farketmez

Hasmım olsa da aynı
Nefsim olsa da aynı 

Abdürrahim Karakoç

RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...