03 Ocak 2017

DİKKAT EKONOMİSİ, Kemal Sayar






DİKKAT EKONOMİSİ


Yıllar geçtikçe daha da meşgul bir adam oluyorum. E-posta kutum daha hızlı doluyor, benden acele cevap bekleyen konuşma veya yazı talepleri, görüşme temennileri, uzman soruları derken zihnim öylesine dağılıyor ki kendimi bunların hiçbirine karşılık veremez halde buluyorum.  Bazen de sevdiğim bir insanın yüzüne dalgın bakarken buluyorum kendimi, zihnim bir yerlerde gezindiği için onun hal ve sözlerini kaçırmış oluyorum. Zaten dikkat gerektiren bir işim var, bana emanet edilen öyküleri dikkatle dinlemeli ve süzebilmeliyim ki onca kelimenin arasına gizlenmiş değerli madeni bulabileyim. Bilmiyorum belki yaşlanmaktan, belki de modern hayatın hızlı temposuna katılıp sürüklenmekten ama, bir yazılı metne yoğunlaşmam giderek daha da güçleşiyor. (Birisi Yavaşla diye bir kitap yazmış mıydı?) Elbette şehir hayatı içinde sessizlik oyukları bulmak da zorlaşıyor, reklam endüstrisi tarafından kirletilmemiş bir boşluk bulmak da. Zihinlerimiz sürekli bir bombardıman altında. Türkiye’de hayat sanki dünyadan daha hızlı akıyor, sayısız olay biz daha onları hazmetmeye zaman bulamadan hızla güncelliğini yitiriyor. Günümüzde kıtlığı çekilen şeylerden birisi de dikkat. Derinleşme ve adanma zorluğu çekiyoruz, büyük emek gerektirecek işleri daha ucuz ve kolay yollarla halledebilmek, derin mevzulara şıpın işi formüller bulmak istiyoruz.  Felsefeyi elli soruda bir el kitabından halletmek gibi. Bu yazıda kendi kel başıma bir merhem arayacağım, konumuz dikkatin ekonomisi.

Georg Simmel yüz yıl önce sinir sisteminin modern şehirde aşırı uyarılmasından söz etmişti. Bugün sosyal medyadan üzerimize yağmur gibi yağan mesajlarla birlikte kişinin kendine sahip olma ve dikkatini iradesi yönünde celbetme iktidarımızı kaybetmiş durumdayız. Anda tam manasıyla olamıyor, bir kitaba veya sohbete kendimizi kolaylıkla kaptıramıyoruz. Değişen teknolojik çevremiz daha fazla uyarılma ihtiyacı yaratıyor gün be gün. Uyarının muhtevası anlamsızlaşıyor. Neyin değerli ve dikkate değer olduğuna dair sarih bir cevabımız bulunmuyor. "Dikkat, en üst seviyeye vardığında dua ile aynı şeydir. Ön şart olarak inanç ve sevgiyi gereksinir. Katıksız dikkat, duadır" der Yerçekimi ve Tanrı'nın Lütfu'nda  Simone Weil.

Endişe, sıkıntı veya çatışmayla başa çıkmak yerine dikkatimizi yüzeysel olana yönlendiriyor ve orada teselli arıyoruz. Yüzeysel ilgiler derin düşüncenin yerini alıyor. Medya, özellikle ergenlerin kendileri üzerine eleştirel bir biçimde düşünebilme, ahlaki bir tutum ve sorumluluk geliştirme yeteneklerini köreltiyor. Giderek artan sayıda çocuk ve ergen; bir düşünce, duygu veya ödevde kalabilme, onun üzerine yoğunlaşabilme melekelerini kaybediyor. Gürültü ve çelinme her yerde, hep daha fazla uyaran aranıyor ve odaklanma, nadir bulunur bir meziyet haline geliyor. Sonuç: Büyük bir dikkat eksikliği salgını.

Seçimlerin oluşturduğu bir siste, neyin kayda ve seçilmeye değer olduğuna dair bir kararsızlık içinde bocalıyoruz. Ruhsal hayatlarımız biçimsizleşiyor ve önüne sunulan her şeyi şuursuzca tüketen obez bir bünyeye dönüşüyor. Ivır zıvır, hayatı sömürgeleştiriyor. Zihinlerimiz artık bedenlerimizin olduğu yerde değil, bu yüzden kendiliğinden bir etkileşim giderek daha az gerçekleşiyor. Geçtiğimiz günlerde bir kafenin masaları arasından seyirtirken, şaşkınlıkla neredeyse her masada birilerinin önündeki telefon veya tablet ekranına baktığını fark etmiştim. Karşılıklı sessiz oturmak bile bir keyfiyettir, en azından muhatabınızın varlığının farkındasınız. Önümüzdeki ekrana baktığımızda ise muhatabımızı görmemiş oluruz, onun görülme talebini geri çeviririz. Kamusal alanların dikkat çekici teknolojiler tarafından işgal edilmesi insanı insandan uzaklaştırıyor ve üretilmiş bir gerçekliğe yönlendiriyor. Bu üretilmiş gerçeklik de özel şirketlerin mutfağında pişirilip maddi kazanç amacıyla soframıza konuyor. Oysa nefes almak için nasıl temiz havaya ihtiyaç duyuyorsak, düşünmek için de sessizliğe ihtiyaç duyarız.

Dikkatimiz bize aittir. Her şeyin normal seyrettiği bir zamanda neye dikkat edeceğimizi biz seçeriz ve bu da bizim için neyin gerçekten değerli olduğunu gösterir. Ama aynı zamanda dikkatimizi paylaşılan bir dünyaya yöneltiyoruz, bizim nazarımızı celbeden şey bir başkasının nazarını da celbediyor. Dikkatimizi dünyaya çevirerek başka ses ve sözleri dinlemek, başka insanların ve onların iddialarının farkına varmak, ahlaki bir görevdir de. Başkalarının acılarına dikkat kesildiğimiz her seferinde içimizdeki kötülüğün bir kısmını yok ederiz.

Nasıl gıda mühendisleri şeker, tuz ve yağ seviyeleriyle oynayarak damak tadımızı okşayan gıdalar oluşturuyorsa medya da uyaranlarını en cazip paketler halinde, karşı konulamaz bir biçimde sunar. Dikkatin çelinebilirliği, obezitenin zihinsel eşdeğeri olmuştur. Uyarım daha çok uyarılma ihtiyacını beraberinde getirir. Uyarım olmazsa huzursuzlanırız. Hızla akan imgeler, yüz kırk harfe sıkıştırılmış düşünceler ve gün boyu bizden bir cevap isteyen kısa mesajlar, bize bir kitabın sunduğundan çok daha fazla uyarım vaat eder. Modern tüketici benlik, sabır ve adanmışlığı sevmez. Al ve git. Bak ve git. Sığlaşan dikkat. Liberal agnostisizm bize insan için iyi olanın seçme imkânında saklı olduğunu söyler. Ancak tercihlerimiz çoğu zaman bize bile ait değildir, biz seçtiğimizi sansak da birileri bizim yerimize seçer, kapitalizm çağında tercih bir sosyal mühendislik eseridir. Büyük veriye sahip zengin şirketler, internet ve diğer sosyal sosyal mecralarda izimizi sürer ve bize neyi seçebileceğimize dair bir paket sunar. Geçenlerde sosyal medya uzmanı bir arkadaşım, sosyal medya ağlarının bizi bilgisayar ve telefonlarımız üzerinden dinleyebildiğini ve konuşma içeriğimizi analiz ederek, önümüze yeni alışveriş seçenekleri yığdığını söylemişti. Dehşet verici değil mi?

Düşünmek inziva ister. Tefekkür, dünyaya gitmek, onunla konuşmak ama sonra yaşadıklarımızı hazmedebileceğimiz bir tecrit hücresi bulmakla gerçekleşir. İçe dönüş olmadan ne güzel bir dize çıkar, ne de ilham verici bir düşünce. İbadet de önünde sonunda bir sevgi yoğunlaşmasıdır, Tanrı’yla aradaki perdelerin kalkması, onun varlığına dikkat kesilerek sadece huzurda olma halidir. Dikkat, hayret ve şükranı besler. Bir çiçeği dikkatle inceleyen kişi onun yaratılışındaki güzelliği görmezden gelemez. Dikkat, bizi kendimizden alıp güzelliğe taşır.

Dikkatimize el koyan teknolojilerle  doymuş bir kültürde, içsel hayatlarımız ekilip biçilecek boş bir arazi gibi düşünülüyor. Reklam ek, tüketim biç. Reklamın zihnimize çarpmadığı bir zaman ve mekan aralığı bulmak zorlaşıyor. Teknolojinin ne amaçla kullanıldığına ve insanı nasıl suiistimal ettiğine bakmamız gerekiyor. Neden bu biçimde tasarlandı ve hayatın her alanına nüfuz etmesine izin verildi? Yakın zamanda açıklanan Pisa verileri ülke olarak gençlerimizin okuduğunu anlamak konusunda hiç de iyi olmadığını gösterdi. Eğitim zahmet ve çile ister. Bir kitabın sayfalarında ısrarla kalabilmeyi, bir meseleyi anlayabilmek için saatler boyunca masadan kalkmadan didinmeyi gereksinir. Dikkat ve dirayet. Yıllardır bu sınav sisteminin Türkiye’nin nesillerini mahvettiğini yazıyorum. Çocuklarımızı gerçek olana geri çağırmalıyız. Bu haliyle eğitim dünyanın soyut ve uzak bir resmini sunuyor bize. Okulda öğretilen pek az şeyin gerçek hayatta bir mütekabiliyeti var. Çocuklar elleriyle de öğrenmeli, bir şey yaparak, bir tahtayı sabırla oyarak, kendi elinden çıkan şeyi tutkuyla ve hevesle inşa ederek. Çocuklarımıza bir dizenin güzelliğinde kaybolmayı da öğretebilmeliyiz.

Aman dikkat.

Dr. Kemal SAYAR
02/01/2017, Serbestiyet
http://serbestiyet.com/yazarlar/kemal-sayar/dikkat-ekonomisi-750475

02 Ocak 2017

ŞEHİD VE ŞEHİDLİK NEDİR?, Erkan Erdoğan

ŞEHİD VE ŞEHİDLİK NEDİR?

Kurani kavramların içi boşaltılıp rivayet kültürü ile dolunca şehid kavramıda anlam kaymasına uğramıştır.
Şehid şahid olan demek olup, çok ileri derecede bilgi sahibi olan demektir.
Kuranda geçen ifade ile Allah ile ilgili en yüksek derecede bilgi sahibi olan demektir.
Şehid hayatını canını imanına inancına şahid kılandır.
İlmiyle amel eden insanlara da şehid denir.
Kurana göre şehidlikle ölmek arasında bir ilişki yoktur bilinenin aksine şehidlikle hayatta olmak arasında organik bir bağ vardır.
Şehid olmak için Allah yolunda öldürülmekten ziyade Allah yolunda yaşamak vardır.
Allah yolunda ölmek ve öldürülmekle ilgili bir çok ayetin şehidlerle alakalı olduğu ileri sürülsede ,sözü geçen ayetlerin şehidlikle alakası yoktur.
‘’Allah yolunda öldürülenlere "ölüler" demeyin. Hayır, onlar diridirler. Fakat siz sezemezsiniz.’’(bakara suresi 154.ayet)
‘’Eğer Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, Allah'ın bağışlaması ve rahmeti, (sizin için) onların topladıkları (dünyalıkları)ndan daha hayırlıdır.’’(ali imran suresi 157.ayet)
‘’Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rab'leri katında rızıklanmaktadırlar.’’(ali imran suresi 169.ayet)
‘’Allah'ın lütfundan verdiği nimetle sevinçlidirler. Arkalarından kendilerine ulaşamayan kimselere de hiç bir korku olmayacağını ve üzülmeyeceklerini müjdelemek isterler.’’(ali imran suresi 170.ayet)
Şehidlik ölüme endekslenince,
Allah tan değilde rivayet kültüründen öğrenince ortaya içi sulanmış ve kokuşmuş bir şehidlik olayı çıkmaktadır.
Doğum yaparken ölen şehid,hastalıktan ölen şehid,suda boğulan şehid,yanarak ölen şehid…..
Freni patlayan kamyon misali giden şehidlik açıklamalarına , devrim şehidi,moda şehidi,örgüt şehidi,sendika şehidi,patates şehidi….. gibi saçmalıklar eklenerek uzarda uzar.
Şehidleri şehid yapan ölmeleri yada öldürülmeleri değil ,Allah yolunda olmaları ve hayatlarını inançlarına şahid kılarak yaşamalarıdır.
Şehidlik kuranda övülmüştür,
‘’Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle, iyilerle birliktedir. Bunlar ne güzel arkadaştır!’’(nisa suresi 69.ayet)
Nitekim İsa, onlarda inkârı sezince, dedi ki: "Allah için bana yardım edecekler kimdir?" Havariler: "Allah'ın yardımcıları biziz; biz Allah'a inandık, bizim gerçekten müslümanlar olduğumuza şahid ol" dediler. (ali imran suresi 52. Ayet)
"Rabbimiz, biz indirdiğine inandık ve elçiye uyduk. Böylece bizi şahidlerle beraber yaz."(ali imran suresi 53.ayet)
Rablerine olan halis inancın hayata aktarılması ve takvada yarışarak Allah’a kulluk biliciyle yaşayan ve hayatını imanına şahid tutan herkes Allah’ın izni ile övülmüş olan şehid makamına ulaşmıştır.
Bir yanılgıyı daha düzelterek konuya ışık tutalım, yiğit ve gerçek bir Müslüman olarak bildiğimiz hamza için şehidlerin efendisi denir. İnanıyoruz ki hamza Allah’a olan inancını hayatına şahid kıldı ve şehidlerden oldu.
Ama bir paye verilecekse şehidlerin büyüğü olarak peygamberimizi söyleyebiliriz. Peygamberimizin şehidliğini bizzat Allah belirlemiştir.
‘’İşte böylece sizin dengeli bir ümmet olmanızı istedik ki, insanlığa örnek ve model olasınız ve Rasul de size örnek ve model olsun. Elçi'ye uyanların arasından topukları üzerinde geri dönenleri seçip ayırmak için, senin daha önce yöneldiğin yönü kıble olarak tayin ettik. Hiç şüphesiz bu olay Allah'ın yol gösterdikleri hariç, herkes için çok zor bir sınavdı; Allah sizin imanda ısrarınızı kesinlikle zayi etmeyecektir: Elbette Allah insanlara karşı sınırsız bir şefkat, sonsuz bir merhamet sahibidir.’’(bakara suresi 143.ayet)
‘’Ve Allah uğrunda üstün çaba sarf ederek gereği gibi mücadele edin: O (mesajını hayata taşımak için) sizi seçti; ve O din konusunda sizi zora koşmadı. (Sizden tek istediği) atanız İbrahim'in inanç sistemine (tabi olmanız). O sizleri bundan önce de bu vahyin (gelişinden) sonra da müslüman olarak isimlendirdi ki, elçi sizin için iyi bir model ve tanık olsun, siz de insanlık için iyi bir model ve tanıklar olasınız. Şu halde, artık namazı hakkını vererek kılın ve zekatı içten gelerek verin; bir de Allah'a sımsıkı bağlanın: O'dur sizin tek efendiniz; O ne güzel koruyup kurtarıcı, ve O ne güzel yardımcıdır!’’ (hac suresi 78.ayet)
Yukarıda ayetlerde gördüğümüz üzere resul yaşayanlara örnek model olarak bizzat Allah tarafından belirlenmiş . resul hayatına inancını şahid kılarak şehidlerden olmuş ve bütün insanlığa örnek gösterilmiştir.
Anlaşılıyor ki şehidlik ölüm şekli ile değil yaşam şekli ile alakalı. Bu yüzden yok şu sebepten öldürüldü yok bu sebepten öldürüldü acaba şehid midir gibi tartışmalarında aslında anlamsızlığı ortaya çıkmaktadır.
Herşeyin doğrusunu bilen Allah’tır.
ERKAN ERDOĞAN

30 Aralık 2016

Giden zaman

"Bütün uyuyanları uyandırmaya bir uyanık yeter."


Çok sıkıntılı, kasvetli, hüzünlü, korku, endişe, keder ve acılarla dolu bir yılı geride bıraktık. 


Herkes için barış, adalet ve esenlik dolu bir yıl dilemekle beraber pasif iyinin aktif kötüye destek verdiğinin bilinciyle 2017 yılında ümitsizliğe ve yılgınlığa kapılmaksızın aktif iyilerden olacağım ve bu uğurda elimden geleni de esirgemeyeceğim inşallah. 


2017 yılının ilk gününde ASR Suresi bende şu çağrışımı yaptı. 


Tanıklık edin

şu göz göre göre

hızla akıp giden zamana!


Kesinlikle ziyanda olmayan yok.


Ancak;

gerçekten iman edenler

ile

imanının gereği 

insanlığa yararlı işler yapanlardan başka,

ve

bir de;

insanlık onuru ve sözün namusu için

birbirlerine Hakk'ı söyleyen

ve insani değerleri yaşatmak için direnenler İle birbirlerine bunu tavsiye edenler dışında...


Peyami Bayram

01/01/2017

İstanbul 


29 Aralık 2016

Gizli ajandası, hedef ve ülküsü olan örgüt(lenme)ler

Gizli ajandası, hedef ve ülküsü olan her türlü ideolojik/dini örgüt(lenme)ler, istihbarat örgütlerinin kuklası/maşası/piyonudur.
Kim(ler) belli bir ideoloji/din referansı ile yerel ya da uluslararası düzene karşı bir yapılanmaya girişirlerse ya başında ya da sonunda ya bilmeden/farketmeden kendilerinden daha büyük olan yapılanmaların kontrolü altına girerler ya da onlarla bilerek ve isteyerek menfaat birlikteliğine giderler. Şayet kendinden büyük güç(kurum/yapı/örgüt)lerle çatışma halinde ise o nispette güçlenmesi ve/veya farklı güçlerle birlikte olması gerekir.


23 Aralık 2016

BİMER'e yaptığım başvuru No: 1600666517 

Diyanet İşleri Başkanlığımız ülkemizin en önemli birleştirici kurumlarından birisi ve halkımız için de ana referans kaynak olmak durumundadır.
Bu konumunun gereği olarak halkımızı irşad etme vazifesini camilerimiz ve camilerdeki görevliler aracılığı ile yaptığı gibi internet ortamında da bihakkın ifa etmek durumundadır. Ülkemizin ve dünyanın içinde bulunduğu dijital bir çağ yaşanmakta ve insanlar soru ve sorunlarını bu dijital ortamda paylaşmakta veya bilgi ve çözümler aramaktadır. DİB'nın web sitesinde daha önceden soru-cevap bölümü bulunmaktaydı. Burada eskiden sorulmuş soruları ve verilmiş cevapları bulmak mümkündü. Eğer sorunuz bu indekste bulunmazsa yeni bir soru sorabilmekteydiniz. Ben de buradan bazı sorularıma cevaplar aramış, soru sormuş ve cevaplar almıştım. Son olarak 2015 yılı Temmuz ve Ağustos aylarında sorduğum iki soruya cevap aldım. Ne zamandan beri olduğunu tam bilemesem de uzunca bir zamandan beri ne eski sorulara(kendi sorum dahil) ulaşmak mümkün olabiliyor ne de yeni bir soru sormak. Sadece sıkça sorulanlarla ilgili hazırlanmış bir bölüm var, orada da sadece hac, kurban, oruç ve zekat konuları var.
Ülkemizde onlarca dini grup ve yapılanma, yüzlerce hatta binlerce din/islam ile ilgili yorum yapan, fetva veren, kalem oynatan web sitesi veya sosyal medya hesabı varken ve bu tür yapılanmaların bir kısmının nasıl ayartılarak nerelere kanalize edildikleri bugün daha da belirginleşmekte ve bunu herkes görüyor. 
Ülkemizin dünyada sürmekte olan asitmetrik bir savaşın ana hedefi olduğu Cumhurbaşkanımız ve MGK tarafından ısrarla ve altı çizilerek dile getirilmektedir. Bu asimetrik savaşın din/inançlar ve yol/mezhepler üzerinden de yürütüldüğü ayan beyan ortadadır. FETÖ ve IŞİD gibi örgütler esas olarak müslüman alt kimliği üzerine sapkın fikirlerini sözde "İslam" ve dini esaslara göre inşa etmektelerdir. Biz müslümanlar, Türkiye Cumhuriyeti ve bölge ülkeleri için esas tehlike de işte buradadır.
Böylesine ciddi ve büyük bir saldırı altında olan biz müslümanların ve özellikle de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının sahih olan bilgileri doğrudan elde edebileceği en güvenilir kaynak DİB olmalıdır.
Bu hem günlük hayatın içinde camilerimiz ve Kuran kurslarımızla ameli ve fiili olacağı gibi dijital ortamda ve sosyal medyada da olmak durumundadır kanaatimce.
Bu bağlamda DİB web sitesinde soru-cevap kısmının tekrar aktif hale getirilmesinin uygun olacağı kanaatindeyim.
Ayrıca sosyal medyada da bir şekilde varlık gösterilmesi gerektiği kanaatindeyim ancak yol ve yöntemi konusunda çok iyi düşünülmesi gerekir. Bunun da saygıdeğer DİB'mız kıymetli Mehmet GÖRMEZ Beyefendi ve ekibi tarafından elbette dikkate alınacağından eminim.
Saygılarımla,

Peyami BAYRAM
23/12/2016

Hayat bir nefestir..

Hayat bir nefestir; aldığın kadar.
Hayat bir kafestir; kaldığın kadar.
Hayat bir hevestir; daldığın kadar.

23.12.2016

15 Aralık 2016

Vatan Sağolsun III (dünyanın gözdesi İstanbul)













Vatan Sağolsun III
(dünyanın gözdesi İstanbul)

Kasvetli bir şehirdi 
çocukluğumun Ankara'sı,
kışın kömür karası
is kokan havası
kışın çamurlu,
yazın tozlu yolları,
hipodromda resmi geçit
askerin sert adımları
yine de diyemem bahtımın karası
ne güzel günlerdi 
çocukluğumun hatırası,

başkent olsa da Ankara;
hep gözdeydi,
hep öndeydi İstanbul
kısmetini bekleyen iffetli bir kız gibi
alımlı olsa da bir o kadar sade ve temiz
duygu dolu bir şehirdi şairlere ilham veren..
film mekanları İstanbul'dur,
tarih İstanbul'dan fışkırır.
zengin oğlan İstanbulludur
fakir kız Anadolu'dan
gurbetçilerin menzil-i maksududur
yurdun dört bir yanından kopup gelene
taşı toprağı altın hep İstanbuldur..

bütün yolların kesiştiği,
doğunun batıdaki nihai noktası
batının doğuya giriş kapısı,
içinden deniz akan
yeşili erguvan kokan
martıların kanatlarında uçtuğum
İstanbul'um..
dünyanın gözü O'nda
O'nun gözü dünyada,
yurdun bütün çocuklarına
kucak açmış bir ana..
gümrah bir nehir
besler bütün yurdu.
İstanbul'um
seni kimler vurdu?
biliriz yöresinde kahpelik bulunur 
bu hep böyledir Bizans'tan beridir
ne ölür bu şehir
ne de geri döner yolundan
kim çıksa karşısına savurur
düşmanı biliriz de
dost bilinenler sinsice vurur
biliriz bitmez bu savaş
ne hainler tükenir
ne de annelerin, 
yetimlerin gözünde yaş..
dinleyin
ey nadanlar!
zalimin beslemeleri!
silahların efendisi!
küffarın ta kendisi!
"Korkma!" diye başlayan
İstiklal Marşı'nı yazan bir millettir bu
korkmaz evvel Allah 
ölümü korkutan yiğitler
yer yarılsa, gök patlasa 
yıkılmaz imandır kalesi
her haneden dua dua yükselen al bayrağın sesi
kefensiz yatanlar namusudur toprağın.
bak diriltiyor 
ölüm saçan taarruzlarınız bizi
hakikatte kimmiş gösteriyor kader tek tek 
kapısının önünde beklediklerimizi.

ayranla bulgur ziyafettir bize 
şehitlik ve gazilik ünvandır bizde
korkmadık yüzyıl önce
korkmayız binyıl sonra
bilmekteyiz gözünüz var İstanbul'da
bilin ki bizim de sözümüz var İstanbul'a
ne modern ordularınız yenebildi
ne de sahte mehdileriniz
yenilmeyiz!
buradayız, 
bekleriz..
gelsin  yine örgütlerin
ya da bilmem ne bela uşakların
ya şehidin oğlu ya da babasıdır en önde
"vatan sağolsun" der gider yine
senin o çok korktuğun ölüme...

Peyami Bayram
14/12/2016, İstanbul









RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...