21 Haziran 2022

ÜNİVERSİTELER(*) KAPATILSIN !



Sanayi planlaması olmadığından belli yerlerde nüfus yoğunlaşması,

imar planı yapılmadığından sanayi bölgelerinde gecekondu yoğunlaşması, şehir ve bölge planlaması olmadığından bu bölgelerde konut, yol, park, okul, hastane yetersizliği,

ve şimdi de üniversite ve işgücü plansızlığı ile her köşe başına üniversite açılınca diplomalı işsizler çoğalıyor.

Fakat berber ve tamirci gibi usta çırak sistemi ile yetişen mesleklerde çırak bulunamıyor. Zira nüfusun çoğunluğu kentlerde yaşıyor, aileler çocuklarından üniversite diploması, hatta yüksek lisans ve doktora diploması bekliyor.

Buna mukabil işletmeler alt kademede çalışacak eleman bulamıyor.
Diplomalı gençler özel sektörde çalışmak istemiyor. Kamuda görev alıp konforlu bir yaşam istiyor.

Sevgiler maddi hesaplara hapsediliyor.

Evlilikler gecikiyor.

Mutsuzluk çoğalıyor.
Sonuç olarak benim görüşüm:
Liseyi isteyen açıktan okusun ve çocuğun istidadına göre bir mesleğe yönlendirilsin.
Akademik eğitim almak isteyenler için her eğitim yılı sonunda ve her eğitim kademesinde bitirme sınavları uygulanmalı.
Eğitimde bursluluk sistemi orta okuldan itibaren geliştirilmeli.

(*) Gereksiz ve fazlalık olanlar

Peyami Bayram
21.06.2021
İstanbul

10 Haziran 2022

Faiz neden haram baba?

Bugün sabah on yaşındaki en küçük oğlumla evde kahvaltı  yaptıktan sonra okula doğru giderken bir soru sordu:

- Faiz neden haram baba?

Gündemimizde faiz ya da buna benzer bir konu hiç yokken sabah sabah nereden aklına geldiğini sormadım. Sadece sorusunu cevaplamaya odaklandım.

- Bak oğlum, bu soruya iki aşamada cevap vereyim. Öncelikle bizim inancımız gereği haram olan şeylerin nedenlerini sorgulamadan uygulamamız gerektiğini bilmelisin.

- Baba, ben onu sormuyorum. Faiz neden haram?

- Yavrucuğum, müsaade edersen oraya da geleceğim. Ama öncelikle şu konuda anlaşmamız lazım. Bizim için faiz, kumar, içki, domuz eti, yalan söylemek gibi haram olan şeyleri inancımız gereği sebeplerini bilmesek de uygularız. Çünkü bazı şeylerin sebepleri veya hikmetini bilemeyebiliriz. Bugünkü bilim de bu konuda yetersiz kalabilir. Tamam mı? Burasında anlaştıysak şimdi faiz konusuna gelelim.

- Tamam baba..

- Çok güzel. O halde cevabın ikinci kısmına geçebiliriz şimdi. Biliyorsun ben hoca, alim falan değilim, ekonomist, finans uzmanı falan da değilim. Fakat senin sorunu benim anladığım kadarıyla cevaplamaya çalışacağım. Mesela bir çiftçi düşün bir tarlası var ve buğday ekecek.  Bir çuval tohumluk buğday ihtiyacı var fakat kıt kanaat geçindiği için tohum alacak parası yok. Tohum satan bir tüccar var tanıdığı. Ona gidip bir çuval buğdayı borç olarak istiyor ama parasının olmadığını, hasat zamanı ödeyeceğini söylüyor. Zaten düşünsene durumu iyi olan, imkanı olan gidip birinden borç para veya borç olarak herhangi bir şey ister mi?

- Yani.. 

- Tüccar da ona bir çuval buğdaya karşılık hasatta beş çuval buğday almak şartıyla verebileceğini söylüyor. Tabii bu tüccar çiftçinin karşı karşıya olduğu hiç bir riski kabul etmiyor, isterse çiftçinin tarlasını sel götürse de istediği beş çuval buğdayı alacak. Sence bu ne kadar insani? Ne kadar vicdanlı? Ne kadar ahlaklı bir davranış?

- Çok kötü baba..

- Yani böyle bir alışverişin buğdayla değil de başka cinsten mallarla veya parayla olanını da düşünebilirsin oğlum. Aynı şeydir hepsi. Borç veren hiç bir risk almadığı halde çok fazla bir kazanç elde eder. Bu arada borçlu borcunu ödeyemezse gidip onun elindeki mallarını, evdeki eşyalarını borcuna karşılık alarak onu daha da fakirleştirir. Bu gibi durumlarda hatalı ve haksız toplum düzeni ve adetlere göre farklı uygulamalar da olmuş tarihte. Mesela Peygamber efendimiz(sa) döneminde borcunu ödeyemeyenlerin mallarıyla beraber çocuklarını da alırlarmış.

- Ya şimdi?

Sizce ne cevap vermeliydim oğluma?

Peyami Bayram

08.06.2022


03 Haziran 2022

Nasihat 11

"Bana nasihat etme" dedi.

Anladım ve sustum;

Belli ki dinlemeyecekti;

ya vicdanı, 

vicdanını da susturabilecek mi?

İç sesine kulak vermeden yaşayanlar var mıdır? Evet, vardır.

Vicdanı veya iç sesi örten bir mekanizma her insanda potansiyel olarak mevcuttur. 

Buna kötülük de diyebiliriz, şeytan da diyebiliriz. 

Çift kutupluluk tüm müşahhas canlılarda olduğu gibi mücerret olgularda da vardır. İnsanın davranışlarına yansıdığı gibi iç dünyasında da -siz buna isterseniz ruhu deyin, isterseniz nefsi, isterseniz psişesi- bu çift kutupluluk mevcuttur. 

Pozitif ve negatif, müsbet ve menfi, olumlu ve olumsuz, iyi ve kötü diyebileceğimiz duygu ve düşünce durumu insanın dışına yansıttıklarıyla açığa çıkar. 

Neyin müsbet neyin menfi olduğu ise insanlığın tarih, coğrafya, toplum veya düzen farkı olmaksızın ortak değer yargıları ile kabul edilen normlarla ayırt edilir. 

Pozitif kabul edilenler her türlü ortam ve koşulda insanın kendisi, insanlık ailesi ve çevre ile barışık olması, bulunduğu ortama huzur veren, yararlı ve kalıcı iş ve eylemleridir.

Buna mukabil negatiflik ise; insanın kendisi, toplumu ve doğayla barışık, iyi kalpli, yüce gönüllü, merhamet sahibi, sevecen, cömert ve iyiliksever olmaktan yani kısacası insanı insan olmaktan uzaklaştıran her türlü olumsuz davranışın bileşkesidir. 

Bu kötülüğün ortaya çıkmasına sebep olan nedir peki?

Sevgiden ve ilgiden uzak bir aile ortamı, ahlak ve maneviyatı dışlayan bir yaşam tarzı, psikososyal ve sosyokültürel olarak kötü çevre şartları,  iyiliğin pratiğinin yapılmaması, eğitimsizlik, kamusal alanda adaletin sağlanamıyor olması, sürekli nefse hoş gelen şeyleri yapmak ve maalesef konforlu yaşamın sürekli ön plana alınması.

Bütün bunlar her insanda doğal olarak asıl olan iyilik potansiyelini maalesef tersine çevirerek kötülüğü ön plana çıkarıyor.

Belki önceleri arızi(geçici) bir durum olabilir. Dalgalanmalar şeklinde gelgitler yapabilir. Ancak insan içindeki kötülük yanını terbiye etmek için çaba sarf etmezse içindeki iyilik kötülüğe çok kolay yenik düşer. 

Şurası bir gerçek ki insan kötülüğün içine girerken kendisini çeldiricilere kaptırdığı gibi zamanla sözde mantık yürüterek de kötülüğü kendi iç dünyasında meşrulaştırır. Yani üstte de belirttiğimiz gibi içindeki kötülük içindeki iyiyi teslim alır.

Dışarıdan refah ve bolluk içinde ve güçlü gibi gözükse de tedirgin, huzursuz ve gergin bir yaşamdır kötülüğün egemen olduğu kişilerin yaşadığı. Bir girdap gibi içine çeken, bir bataklık gibi içinden çıkılamayan yardıma gelenin de tehlikeye atılacağı bir durumdur maalesef kötülüğe dalmak..

Bunu yaşayanlar bilir muhakkak ama bizim her birimizin de zaman zaman kısmen de olsa içine düşmüş olabileceğimiz kötülüğün dayanılmaz zorluğunu insanlığın ortak birikimi olan kutsal metinler ve bilimsel çalışmalar bize uzun uzun anlatırlar.

İyi olmak ve daha doğru ifadeyle iyi kalmak çok mu kolay peki?

İşte bu tamamen sübjektif bir durum. Yukarıda sıraladığımız kötülüğün ortaya çıkmasına sebep olabilen durumlara yoğun bir şekilde maruz kalan insan için hayata 1-0 yenik başlamak gibi şanssızlık, talihsizlik(bu kavramlar halkın dilinden) olarak görülebilir. Buna mukabil tamamen olumlu şartlarda bulunan bir insan da hayat yolculuğunda muhakkak surette pek çok defa kötülükle karşılaşacaktır. Hatta öyle cazip tekliflerle karşısına çıkar ki hiç umulmadık bir aldanışla bütün iyilik müktesebatını elinin tersiyle iterek kendini kötülüğün ortasında bulabilir.

Şimdi asıl soru şu:

İyi kalmak için kötülüğe karşı ne yapmalısınız?

Bu soruya hayatıyla, iş ve eylemleriyle muhteşem cevaplar vermiş, örnek şahsiyetler olan her çağda, her coğrafyada ve her toplumda yaşamış nebilere, resullere ve bu yolda emek sarf eden tüm iyi insanlara selam olsun..

İnsanlık her türlü kötülüğe karşı iyiler ve iyiliklerle ayakta kaldı yüzyıllardır. 

İyiliğe destek olalım, iyi kalmaya gayret edelim, iyi işler yapalım ki iyi olalım ve iyi kalalım. 

Ve en önemlisi etrafımızdaki iyilerin kıymetini bilelim..


Peyami Bayram

03.06.2022

İstanbul




RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...