KISA YAZI
Çok sıcak olsa da ben hep severim uzun yazı.
Ders almaz, çoğunluğun okuduğu kısa yazı.
Dostum, bulduğun değil aradığındır nasibin.
Kim ne derse desin tercih ederim kışa yazı.
Peyami Bayram
İstanbul
31 Aralık 2021
KISA YAZI
Çok sıcak olsa da ben hep severim uzun yazı.
Ders almaz, çoğunluğun okuduğu kısa yazı.
Dostum, bulduğun değil aradığındır nasibin.
Kim ne derse desin tercih ederim kışa yazı.
Peyami Bayram
İstanbul
31 Aralık 2021
Ey Türk iyi bak denize!
Yollar var sularda, saraylar ve köprüler. Altında türlü nimetler, nice cevherler; dostluğa liman, düşmana engeldir rotası denizin. Sema da senindir açıldıkça denize, Anavatanın huzur, güven ve bereketi denizde. Deniz tükenmez hazine Haydi Türk denize!Saat kuleleri geleneksel şehir mimarisinde önemli bir yeri olan unsurlardandır.
Şehir meydanlarının vazgeçilmezi de denilebilir.
Bulunduğu mekana bir kimlik, bir karakter katar.
Yaşanılan mekanı zamanla irtibatlandırır. İnsana zaman ve mekan ilişkisini hatırlatır.
Civarındakilere geçip giden zamanı hatırlatır. Mekanı bırakıp gidecek olanlara zamanın sürekli akmakta, mekanın sabitliğine mukabil zamanın hiç durmadığını her an hatırlatmaktadır.
Ayrılmalar, kavuşmalar, buluşmalar, başlamalar, bitişler hep belirli bir zamanda ve mekanda olur.
Saat kulelerinin bizim mekana ait şuurumuzu zaman boyutu ile ilişkilendirmekle alakalı çok önemli bir işlevi vardır. Bu nedenle saat kuleleri mekana herhangi bir aksesuar gibi değil oraya kimlik ve kişilik kazandıracak, belki de o mekanın mührü olacak bir eser olarak tasarlanmalıdır.
Tarih iz bırakanların hatıralarıyla yazılıyor. Dünyadan göçüp giden milyarlarca insandan iz bırakanlar sayılıdır. Sayılanlardan olmak ve saygın olmak eser bırakmakla ilgilidir tamamen.
Kayaşehir merkezinde bulunan saat kulesi benzeri bu dikitteki işlemeyen saatler bana ne çok şey hatırlattı böyle..hayat bu;
yaşanıyor işte
ya pislik içinde bir böcek
ya da mis kokulu nadide bir çiçek
sebeb-i hikmeti elimde:
tuttuğum işte..
ne ben başladım,
ne de ben bitirebilirim..
kudret kaleminin yazdığını
ben nereden bilebilirim..
vardır benim de günahlarım;
kimi aniden çıktı karşıma;
cazibedar bir edayla,
kimi benim sırlı odalarım;
bazen firar edip içine dalarım.
bazı zaman tufan, kar olur
ben yine baharı ararım..
ben her şeyi hayra yorarım;
yolda karşılaştığım manzarayı,
içinden geçtiğim her olayı,
ardımda bıraktığım bir yarayı;
bilemem müsebbibi kimdir
dargınlıkların, kardeş kavgalarının,
amele sofrasındaki yavan aşın,
açlığın, yoksulluğun, savaşın..
amenna ve saddakna;
bilirim
ve
ilahi emre uyarım;
daima çalışırım,
varsa iki elim ve bir de başım..
ne gelirse başıma;
bendendir,
ilahi yazgı deyip geçmem,
her birine ibretle bakarım,
vicdan pınarında ellerimi yıkarım,
sonra,
sonra o içten nazarım,
ve
seslenir kalbim;
mazlumun gözyaşında,
mağrurun dik kaşında,
ya varsa benim de payım?
eyvah!
işte o zaman yanarım..
fitne katilden beter..
bakışı fitne olanlar
her yerden biter,
sinsi sinsi yüzüme bakar,
içimdeki şeytana akar,
ya gözümü çevirir ondan,
ya uzaklaşırım bakışından..
üç kuruşluk menfaattir;
insanın insana ettiği,
yok aslında;
kimsenin kimseye yettiği..
hangi dünyalıyla dalsam sohbete
karın tokluğuna and içer,
bol yalanlı sözlerle günü dün eder.
yaşamaktadır kendisinin olmayan her anı,
bırakmıyor insanda güzel bir anı,
ne çok oyalandım der
ve çeker gidersem
kendimi bahtiyar hissederim
özüme dönersem..
özüm benden yana mı?
onu bilemedim işte,
içime bakıp da
kendimi göremedim
mesnetsiz hiç bir yönelişte..
şükür ki namaz var;
sırlarımı paylaştığım,
yalvarıp yakardığım;
sensin Rabbim..
içimi benden iyi bilen,
her anımı sicil defterime kaydeden,
beni bana bırakma diye sığındığım,
yoktan yaratan,
yaşamı elinde tutan,
bana benden daha merhametli,
yardan ve anadan daha şefkatli
bağışlaması bol,
türlü türlü nimetleri veren,
izzet ve şerefin asıl sahibi,
her şeyi işiten ve gören
Rabbimle buluştuğum,
kendimi bulduğum,
gönlümün hakka baktığı,
gözümün önüme aktığı,
istikametimi düzelten,
beni benden alıp O'na yönelten,
iyi ki niyaz var,
çok şükür namaz var..
Peyami Bayram
22 Kasım 2021
Arnavutköy, İstanbul
Başladığımız her işe bitirilmesinin neticesinde bir beklentimiz olduğu için başlarız.
Bilgi, beceri, meslek veya diploma edinmek için eğitim alır ya da öğrenim görür;
muhtelif ihtiyaçlar için gerekli parayı kazanmak maksadıyla ücretli bir işte çalışır veya ticaret yapar;
çeşitli mahsuller elde etmek için bağ, bahçe, tarla işleri ile uğraşır;
hastalığa şifa bulmak için hastaneye gider;
ziyaret, dinlenmek ve eğlenmek için seyahat eder;
mutlu bir yuva kurmak ve çocuk sahibi olmak için evleniriz.
Yani ne yaparsak yapalım o işin sonucunda bir şey elde etmek maksadıyla başlarız.
Herhangi bir işe başlamadan önce kimi insan inceden inceye bir çok plan, program ve hesap yapar, kimisi de tabiri caizse bodoslama girer işin içine. Her iki durumda da bir beklenti vardır elbette neticeden. Çok hesap edenin mi beklentisi ve/veya kazancı daha çok olur, yoksa diğerinin mi bu bilinmez.
Kimin nasıl başladığı ve bitirdiğinden ziyade insanın elinde ne kaldığına bakarak bundan tatmin olup olmadığı ile ilgilidir yazıdaki konumuz.
İlk çocukluk evresi ile ergenlik sürecinde daha çok ebeveyn yönlendirme ve yönetimi altında olduğu için bu kısmı saymazsak insanın okul, iş ve meslek, evlilik, aile ve sosyal hayat gibi bir çok alanda tercihler ve seçimleri vardır. İnsan bütün bu tercih ve seçimlerinin ve tabii ki o yolda sarf ettiği emeğin karşılığını alır.
Başarılı bir eğitim hayatı ve iyi bir kariyer yolunda iş ve çalışma hayatını yürüten kişinin emeklerinin karşılığını aldığını ve bu süreçten kârlı çıktığını düşünebiliriz. Aynı şekilde güzel bir ticaret yapan ve günden güne sermayesini artıran bir tüccarın da süreçten kârlı çıktığını söyleyebiliriz. Gerçekten de bu durumdaki insanların zarar ettiğini kimse düşünmez.
Şurası bir gerçek ki hayat sadece eğitim, sadece iş, sadece aile, sadece sosyal hayat değil bunların da içinde olduğu bir bütündür. Hatta bu saydıklarımızın dahi kendi içinde safhaları, bölümleri vardır. İnsanın hayatın her alanında ve her alanın da her safhasında ve bölümlerinde kazançlı olması, kârlı çıkması neredeyse imkansız. Mesela herkes hastalanabilir, bir yakınını kaybedebilir, bir işinde zarar edebilir, bir dersten düşük not alabilir vs.
Burada üzerinde durmak istediğim konu hayata bütüncül olarak baktığımızda varılacak son noktada neticenin kâr mı yoksa zarar mı olacağının, kazananın veya kaybedenin neye göre belirleneceğidir.
Esasında belki de söylenmesi gereken tek ve en gerçek şey şudur: her insan bir gün mutlaka ölür.
İşte her şey burada bitiyor gibi gözükse de aslında burada başlıyor.
Neden?
Çünkü ölüm herkesi eşitliyor.
Çıplak ve soğuk bir beden ve toprakla buluşma..
Ya sonra?
İşte asıl hesap bundan sonra.
Nasıl mı?
Tıpkı bir ticaret gibi.
Elindeki bir defaya mahsus verilmiş olan sermayeyi(hayat) nasıl yönettin, ne aldın, ne sattın, hangi yatırımı yaptın, nasıl tasarruf ettin veya nasıl israf ettin, kimin hakkı kaldı, kimin gözü kaldı, kimden (ç)aldın, kime/kimi sattın?
Bunun gibi daha pek çok soru gibi soruların yaşanmış cevaplarını da karşımızda bulacağımız bir hesap sonunda hayat sermayemizden kar mı ettik yoksa zarar mı ortaya çıkacak.
Karşılığı mı?
Evet, çok yaşasa yüz yıllık ömrü olan insana bir kez daha dönüşü olmayan yaşanmışlıklardan ebedi bir hayata geçişte kaybettiğini görmüş olmak bile ceza olarak yeter bence. Hiç bir cehennem sahnesini düşünmeye gerek yok, o ebedi pişmanlık yeter. Birilerinin bayram ettiğini, sevinç çığlıkları atıp, mutluluktan uçtuğu bir ortamda tüm sermayesini kaybeden için çılgın alevli ateşlerden daha kötüsü hissedeceği pişmanlık ve hüzündür.
Oysa kazananın sevinci ne büyüktür düşünsenize. Kıt kanaat olsa da geçinip giderken ne en ufak ne bir menfaat ne de geçici bir heves yüzünden hiç bir kötülüğün, ahlaksızlığın, yalanın, dolanın, talanın ve zulmün yanında olmadan dümdüz yaşamış; alnının teri ve emeğinin karşılığında elde ettiği tertemiz kazancı ile hayatını idame ettirmiş bir insanın imtihanı/ticareti kazandığının müjdesini aldığındaki sevinç gözyaşları cennet ırmaklarıdır. Onun yaşadığı ebedi mutluluğun hazzının tarifi imkansızdır.
"Ve öyle kimseler var ki gerçekte inanmadıkları halde “Biz Allah'a ve Ahiret Günü'ne inanıyoruz” derler.
(Aslında) onlar, (böylece) Allah'ı ve imana ermiş olanları kandırmak isterler. Halbuki kendilerinden başka kimseyi kandıramazlar; ve bunu da fark etmezler.
Kalpleri hastalıklıdır, Allah hastalıklarını daha da arttırmıştır ve ısrarlı yalanlarından dolayı onları şiddetli bir azap beklemektedir.
Onlara “Yeryüzünde fesat yaymayın!” denildiğinde “Biz sadece ıslah edicileriz!” diye cevap verirler.
Gerçekte onlar fesat saçan kimselerdir, ama bunu (kendileri de) idrak etmezler.
Onlara: “Diğer insanların inandığı gibi inanın!” denildiğinde, “(Şu) dar kafalıların inandığı gibi mi?” diye cevap verirler. Gerçekte onlardır dar kafalılar, ama bunu bilmezler!
Ve imana ermiş olanlarla karşılaştıklarında, “Biz de [sizin gibi] inanıyoruz!” derler; ama şeytanî dürtüleriyle baş başa kaldıklarında, “Aslında biz sizin yanınızdayız, onlarla sadece eğleniyoruz” derler.
Allah da bu alaycı tavırlarından dolayı onlara hak ettikleri karşılığı verecek ve onları küstahlıkları ile başbaşa şaşkınca bocalamaya terk edecektir.
(Çünkü) onlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almışlar, ama ne (bu) ticaretleri onlara fayda sağlamış, ne de [başka bir şekilde] hidayet bulmuşlardır." (Bakara Suresi, Ayet 9-16)
"Allah'ın vahyine [şeksiz şüphesiz] uyanlar, namazlarında dikkatli ve devamlı olanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli-açık başkaları için harcayanlar: işte ancak bunlar hiç kesintiye uğramayacak bir kazanç umabilirler." (Fatır 29)
"Onlar, ne ticaret ne de alış-verişin kendilerini Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı insanlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar." (NUR 37)
"Allah'ın kitabını okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah için) gizli ve açık sarf edenler, asla zarara uğramayacak bir kazanç umabilirler." (FATIR 29)
Peyami Bayram
12 Kasım 2021
Arnavutköy, İstanbul
Çin Halk Cumhuriyeti
Boşuna dönüp dönüp arkana bakma.
Arkada bıraktıkların geçmişte kaldı.
Geçmiş; ha dün ha beş veya on yıl evvel ne fark eder..
Ne sen geriye gidebilirsin ne de o günler şimdiye gelir.
Hayal kurmak elbette güzeldir.
Lakin hayal geçmiş zamanların hatıralarına değil gelecek tasavvuru için kurulur ve bugünden yaşanır.
Bugünden emek vermediğin şeylerin hayalini istikbalde yaşama beklentisi beyhudedir.
Geçmiş geçti gitti.
İçinde yaşadığın bugün geçmişin pırıltılı günlerinin veya pişmanlıklarının üzerine hayal kurman için değil geleceğine plan yapman içindir.
Gelecek henüz gelmedi ve en yakın gelecekte dahi senin olup olmayacağının bir garantisi yok.
Dünkü olumlu veya olumsuz anılarını iyi değerlendirebilirsen onlar senin kıymetli sermayendir.
Bu sermaye cebindeyken gelecekteki hayaline ulaşmak için iki şeye ihtiyacın var;
Önce istikametini doğrult, sonra sana o istikamette yoldaşlık edecek dostlarını seç.
Şimdi planını yap.
Bu planını seçtiğin dostlarınla, bütün detayları ile şeffaf bir şekilde paylaş.
Her adımın için dostlarınla istişare et.
Az konuş, çok dinle, çok düşün.
Dostlarından onay almadığın en ufak bir adımı dahi atma.
Evet, haklısın, önemli bir soruya cevap bulmalı ilk önce;
Kimdir dost?
Sana ham hayal satmayan,
senden menfaat ummayan,
iyi gününde yanında olduğu gibi sıkıntılı zamanlarında da senden uzak durmayan,
seni eleştirmekten çekinmeyen ve sana dalkavukluk etmeyen kişi senin gerçek dostundur.
Unutma ki zor zamanda seni sırtında taşıyanlar aslında sana iyilik yapmış olmazlar. Çünkü insan yükü ağırdır ve insan insanı yorar. Seni sırtında taşıyan, bil ki bir vakit sonra yorulur ve bırakır seni. Hakiki dost ise sen yorulduğunda veya sendelediğinde seni tutup kaldıran, yürüdüğün yolda elinden tutan, yol hakkında sana doğru bilgi veren, varmak istediğin menzil hakkında yolda seninle sohbet edendir.
İşte böyle bir dost bulduysan onun ellerinden sıkıca tut ve sakın bırakma. Bırak eleştirileri seni yaralasın, hepsi birer çıban gibi baş vermiş kabahatlerini belki dostunun keskin sözleri keser de içindeki cerahati boşaltır. Böylece rahatlarsın ve sağlıklı bir şekilde dostunla yeni hedefine birlikte yürürsünüz.
Ne demiş eskiler; Evvel refik, sümme-t tarik. Yani önce dost, sonra yol ve yolculuk.
Selametle dostum, yolun açık olsun..
Peyami Bayram
28 Eylül 2021
Arnavutköy, İstanbul
Dünya yalan, ömrü olan neler görüyor neler.
Allah bilir daha nelere şahit olacağız.
Rabbim sonumuzu hayreylesin.
Merhum İstiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un "Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın" dediği gibi, Allah bu milletin değerlerine savaş açanlara bir daha asla fırsat vermesin.
Bu ülkenin tarihi, bu milletin kadim değerleri ve hukuk ayaklar altına alınarak ne orduda ne de devletin başka kurumlarında bu ülkenin hiç bir kesiminden hiç kimsenin emekleri heba edilmesin, idealleri ve hayalleri söndürülmesin.
Türkiye hem coğrafi konumuyla hem de Türk milletinin Orta Asya'dan beri getirdiği ordu ve devlet yönetimi geleneğiyle dünyada tarihin ve coğrafyanın kavşak noktasında duran yegane ülkedir.
Sorumluluğumuz çok büyük, unutmayalım ki;
Türkiye dünyanın umududur..🇹🇷
Türk beklenendir..🇹🇷
Peyami Bayram
30 Ağustos 2021
İstanbul
İşinin erbabı,
mesleğini severek icra eden,
işini hakkıyla yapan,
yeniliklere açık, kendini sürekli geliştiren,
malzemeden çalmayan,
sözünde duran,
yalansız, dolansız iş yapan,
zamanında başlayıp vaktinde bitiren,
yanında çalıştırdığını hem eğiten hem doyuran,
müşteri memnuniyetini önceleyen, beğenilmeyen ürün ve hizmeti zorla kabul ettirmeye çalışmayan,
işine ve ürününe hile katmayan,
hak ettiğinden fazlasını istemeyen,
müşterisini, patronunu, tedarikçisini, çırağını, kalfasını aldatmayan,
bilmediği, anlamadığı işi sırf para kazanma hırsıyla üstlenmeyen,
kendisine yapılmasını istemediğini başkasına da yapmayan
inşaat, otomobil, tesisat, elektrik, gıda, mekanik, temizlik, çiftçilik, kunduracılık, berber, kuaför, marangoz, demirci ve diğer tüm sektörlerde ve branşlarda USTA ARANMAKTADIR.
Bulanın, bilenin en yakın dostuna bildirmesi iinsanlık namına rica olunur.
Not: Söz meclisten içeri :)
Peyami BAYRAM
1 Eylül 2021
İstanbul
Bir kaç yüzyıllık yenilgiler ve geri çekilmelerin ardından yokluk ve sefalet içindeki bir yurdun evlatları adeta küllerinden yeniden doğarcasına inşa ettikleri Türkiye Cumhuriyeti tarihinin çok önemli atılımlarından biri de Köy Enstitüleri ile yapılmıştır şüphesiz. Harap ve bitap düşmüş, yokluklar içindeki bir milletin eğitim noksanlığı giderilmeden tekrar ayağa kalkması düşünülemezdi. İşte Hasanoğlan gibi örnek bir kampüste yetiştirilen köy çocukları tekrar köylere döndüklerinde on parmağında on marifetle donanmış olarak birer eğitici, öğretmen, sağlık memuru,, hemşire ve sanatkar olarak halka ışık saçtılar, örnek oldular, umut oldular. Makus talihini yenmekten ümidi kalmamış bir milletin çocukları okumayı, öğrenmeyi, gelişmeyi ve daha pek çok şeyi onlardan öğrendiler, onların sayesinde sevdiler.
Bunu nereden ve nasıl mı biliyorum? Hasanoğlan Köy Enstitüsü'nden mezun, yıllarca köylerde gece-gündüz, kar, yağmur, çamur, fırtına demeden, Allah rızası ile millet ve memleket sevdası dışında bir karşılık beklemeden canla, başla ve büyük bir coşku ve heyecanla hizmet eden, hatta kendini bu yola vakfeden bir babanın yedi çocuğundan birisi olarak çok iyi biliyorum. Kendindeki o yüce değerleri daha da ileri götürmemiz için ömrü boyunca yedi çocuğunu en iyi şekilde okutmak amacını da yerine getiren babam bizlere en kıymetli mirası olan okuma, gelişme ve ilerleme aşkını bırakarak ebedi aleme göçtü. Gururluyuz böyle bir babanın çocuğu olmakla, ama sadece gururlanmak yetmez. Aynı yolda hala bütün kardeşlerim ve ben, hepimiz çocuklarımızla ve torunlarımızla beraber aynı inanç, kararlılık ve azimle çalışıyoruz. Ve daha çok çalışacağız inşallah. Çok kıymetli babam gibi bu yolda hizmet etmiş ve bu dünyadan ebedi aleme göçmüş tüm insanlarımıza Allah'tan rahmet, halen bu yolda olanlara da azim, karalılık, Allah'ın yardımı ve inayeti ile hayırlı akıbetler diliyorum.Medya ve sosyal medyanın büyüleyici, etkileyici ve yok edici gücü üzerine düşünceler..
OTUZUNCU CÜZ Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...