17 Kasım 2025

Sorular ve Sorunlar

Çocuklar hiç çekinmeden her ortamda her türlü soruyu sorarlar.

Çocuklar merakları sosyal kaygılarından büyük olduğu, toplumsal sınırların henüz farkında olmadıkları ve beyinsel gelişimleri filtreleme mekanizmasını desteklemediği için sorularını çekinmeden sorarlar. 

Bu nedenledir ki çocukların önemli sorunları olmaz. Küslükleri çabuk son bulur, kırgınlıkları kolay onarılır. 

Yetişkinler ise soru sormaktan çoğu zaman imtina ederler. Kimi zaman sosyal kaygılardan, kimi zaman “ben bilirim”düşüncesiyle ve bazen de “ne gerek var” diyerek akla gelen sorular askıda bırakılır, zihnin bir köşesine atılır. Zira akla gelen sorular cevaplanmamışsa asla silinemez. 

Böylece insan büyüdükçe kendi kendine yeter hale geldiği zannına kapılarak sorularını azaltır. Öğrenmeyi, soru sormayı bir kenara bırakan insanın zihinsel gelişimi körelmeye, sosyal ilişkileri de zayıflamaya başlar. 

İşte bundan dolayı insan muhtelif sorunlarla baş başa kalır. Kendini yeterli görerek, çekingenliğinden, üşengeçliğinden veya ertelediğinden zihninde biriktirdiği sorular ayrı ayrı veya bir araya gelerek birer sorun haline gelirler. 

İnsan sorun sahibi olmamak için sorularını yerinde ve zamanında sormalı, tatminkar cevap buluncaya kadar da takipçisi olmalıdır. 

Öte yandan bir sorunu olduğunu düşünen insanın da o sorun ile ilgili kendi kendine sorular sorması ve cevaplarını araması gerekir. Yani insan sorunlarla sorular aracılığıyla yüzleşmek zorundadır. 

Fakat pek çok sorun artık insanın kendi kendine çözemeyeceği bir mesele haline gelmiştir. Bu yüzden bu tür sorunlarda zihninin derinliklerinde sakladığı soruları cevaplanması için bulup çıkaracak bir dosta ve belki de bir uzmana başvurmalıdır. 

Kısacası;

- Cevaplanmayan sorular soruna dönüşür. 

- Sorusu olmayanın sorunu olur. 

- Sorunlar sorularla çözülür.

- Sorularınızın peşine düşmezseniz sorunlar peşinizi bırakmaz.


Peyami Bayram

17 Kasım 2025

İstanbul 

08 Kasım 2025

Ebeveyn Olmak

"Eşek ölür semeri kalır, insan ölür esri kalır" demiş atalarımız.

Bence evlat sahibi olan her insanın yapabileceği en iyi eser geride bıraktığı hayırlı bir nesildir. Bu sebeple iyi ebeveyn olmak çok çok önemli. 

İnsan özellikle yetişme çağlarında yaşadığı olumlu ve olumsuz hatıraları unutmuyor ve unutamıyor. Ayrıca varsa yaşadığı psikolojik travmaları hayatı boyunca içinden bir türlü atamıyor ve bu travmanın büyüklüğü oranında sorunlarla boğuşuyor. Sorunlar bazen ufak arızalar şeklinde karşımıza çıkıyor, bazen de psikolojik/psikiyatrik vakalar şeklinde zuhur etmesinin yanında toplumsal yaşamda çok farklı türden arızalara, çatışmalara, hatta felaketlere sebep olabiliyor. İnsanın yetişme çağlarında yaşadıkları o derece önemli ki ebeveyn şefkati, sevgisi, ilgisi, eğitimi ve olumlu yönlendirmesi ile bir çocuktan bir mucit, bir dahi, bir ozan, bir zenaat erbabı, bir lider çıkabileceği gibi bunların tam zıddı ilgisizlik, sevgisizlik, şefkat noksanlığı ve eğitimsizlik ile o masum çocuğun bir haydut, bir terörist, bir seri katil veya sapığa dönüşmesi de büyük ihtimal değil öncelikle ebeveynlerin eseridir. 

Çocukları dünyaya getirme sebebi olabilirsiniz. Bu yemek, içmek gibi doğal ve fizyolojik olarak çok temel ve basit bir döngünün sonucudur. Tüm canlılar bu üremeyi yapar. İnsan ise tekamül ederse insan olur, insanlaşır. Irkı, dili, vatanı, inancı ve ideolojik görüşü ne olursa olsun dünyaya gelmesine vesile olduğu yavrusuna şunları verebilen ebeveyn insanlık ailesine faydalı bir birey kazandırmış olur:

- Tanrı'ya şirk koşmadan inanmak. O'ndan başkasına kulluk etmemek ve O'ndan başkasından yardım, tavassut beklememek.

- İnsanları hiç bir ön koşul olmadan sevmek. Her insanın kendisi gibi bir canı, hisleri ve değerleri olduğunu düşünmek.

- Eleştirmeden sevmek, bakmadan görmek, gönülden hissetmek.

- İffetli olmak. Haysiyetini ve namusunu korumak.

- Aile ve akrabalık ilişkilerini güçlü tutmak.

- Dostluklara önem vermek, dost kalmak, dostlukla yaşamak.

- Başta ailesi olmak üzere yakınlarına sevdiğini sözlü olarak, hediyeleşerek, gülümseyerek, yardımlaşarak, paylaşarak ifade etmek.

- Yüzünü tebessümle donatmak.

- Selamı her zaman, herkese vermek, hal-hatır sormak.

- Özü ile sözü bir olmak. Sözünün eri olmak.

- Helal lokma yemek ve yedirmek.

- Komşularla iyi geçinmek, yardımlaşmak.

- Kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapmamak.

- Cömertliğin varlıktan değil gönülden olduğunu her durumda ve ortamda göstermek. 

- Yoksulluk yaşarken bile çocuğuna yoksunluk hissettirmemek. 

- Yakınlarının mutluluğundan keyif almak, kederlerini paylaşmak. 

- Emanete ihanet etmemek.

- Vatanını sevmek. Milletine hizmet etmek.

- Kamu malını korumak.

- Doğayı sevmek, çevreyi korumak, doğal hayatı yaşatmak.

- Geçmişini bilmek, atalarını tanımak.

- Gıybet etmemek.

- Çalışkan olmak.

- Her nefes alışı bir umut bilerek umudunu hiç bir zaman yitirmemek. 

- Kanaatkar olmak, mevcuda şükretmek.

- Her gün bir iyilik yapmak.

- Ahde, dostluğa ve iyiliğe vefalı olmak.

Tüm bunların kaynağı ise inanç, sevgi, şefkat ve sabırdır.


Peyami BAYRAM

31 Ekim 2020, İstanbul

RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...