28 Nisan 2022

SEÇİM BİZİ KURTARIR MI?

SEÇİM BİZİ KURTARIR MI?

Türkiye'de son zamanlarda bir kaç sorun çok belirgin bir şekilde öne çıktı;

1. Yüksek enflasyon neticesinde geçim şartlarının güçleşmesi,

2. Özellikle diplomalı gençlerin gittikçe artan sorunu olan; işsizlik. Buna bağlı olarak yurtdışında yeni bir hayat kurma hayali,

3. Hukuk sistemindeki tutarsızlıklar nedeniyle adliyeye olan güvensizlik,

4. Hayat pahalılığından işsizliğe kadar pek çok sorunla ilişkili olduğu düşünülen ülkemizdeki göçmen fazlalığı,

Bunların ardı sıra daha pek çok sorun vardır elbette ama benim gözlemlediğim toplum içinde öne çıkan ve bütün sohbetlerde dönüp dolaşıp gelinen konuların başında yukarıda sıraladıklarım gelmekte.

Bu sorunların çözümü nasıl olur, kim çözer, ne kadar sürede çözülür gibi soruların cevabını zaten siyasetçisinden akademisyenine, öğrencisinden çalışanına, köylüsünden kentlisine, yaşlısından gencine herkes biliyor(!). Sohbetler derinleştikçe herkesin o derin bilgisi ve keskin zekası öyle müthiş çözümler üretiyor ki bir anda memleket cennete dönüşecek sanırsın.

Hayır, hiç kimse konuşmasın, eleştiri yapmasın, fikrini ve çözüm önerisini söylemesin falan demiyorum asla. Bilakis herkes bildiği kıymetli her bilgiyi ortaya koysun, varsa tecrübelerini paylaşsın, projeleri varsa önersin.

Fakat gerçekte durum nasıl bizde;

Seçime kadar sayısız vaatlerle yola çıkan siyasetçiler işbaşına gelince yüce konjonktür hazretlerine boyun eğerler ve eski düzeni devam ettirirler. En azından benim hatırladığım 40 yıllık dönemde gözlemlerim bu yönde.

Neden mi böyle?

Çünkü yukarıda sıraladığım sorunlar tek bir sebeple ortaya çıkmış şeyler değildir ve çözümü de seçim vaatleri kadar kolay ve kısa süreli değildir. Bu sorunların çözümü hem sistemsel olarak köklü değişim/dönüşüm ister hem de uzun bir zaman gerektirir. İşte buna siyasetçinin köklü değişim için uygulanabilir bir projesi olmadığı gibi uzun zamana yayılmasına da tahammülü yoktur. 

Peki, neden?

Burada da seçmen sorun olarak çıkıyor karşımıza.

Evet ya, seçmen, yani halk, yani biz.

Biz;

içinde bulunduğumuz sorunların sıkıcı hatta boğucu bir hale gelip de nefes bile alamadığımız bir durumda kurtuluş için arayışlara başlarız;

en kolayı da; bir kurtarıcı gelsin, bizi bu halden kurtarsın düşüncesidir(aslında düşüncesizliği), hem de acilen.

Tıpkı suda boğulmak üzere olan bir kişiye can simidi gibi bir kurtarıcının iyi gelmesi gibi.

Kurtarıcı olunca suya niçin düştü, nasıl düştü ya da düşürüldü gibi sorgulamalara gerek kalmaz. Tekrar düşersem kendim çıkayım, yüzmeyi öğrenmeliyim gibi bir zahmete de gerek yok, nasılsa cankurtaran var!

İşte böyle bizim hikayemiz.

Ne sorgulayıp analiz ederek sorunun kökenlerine ineriz ne de uzun vadeli köklü ve kalıcı çözümleri isteriz. Çünkü köklü çözümler çokça ter dökmeyi gerektiren emek ister, bilim ister, felsefe ister, sanat ister, ister de ister. Ama daha önemlisi konforunu kaybetmeyi göze almak ister. Bu da yetmez; ulaşılmak istenen hedefe sabırla, ilk günkü gibi aynı azim ve kararlılıkla çalışmak ister.

Oysa biz ne isteriz?

Bizimkiler işbaşına gelsin, biraz da bizim saltanatımız sürsün.

Bizim konforumuz bozulmasın da birileri bir şeyler yapsın(nasıl oluyorsa?) ve çabucak, bir anda her şey düzelsin.

Oysa sorunlarımızın çoğu uzun vadede toplum olarak köklü değişim ve dönüşümlerle çözüme kavuşturulabilir şeylerdir.

Kısacası kendi dışımızda seçtiklerimize yüklediğimiz kurtarıcı sorumluluğu ile üzerimize düşen sorumluluklardan kaçmak bizim en büyük sorunumuzdur/sorumsuzluğumuzdur zannımca.

İçimizde olanı değiştirmediğimiz müddetçe dışımızda gerçekleşen ve gerçekleşecek olanlar bizi sorunlarımızdan ve sorumluluklarımızdan kurtarmaz. Kurtaramaz!

Bizi kurtaracak seçim ancak akleden bir kalple sorunların kökenini cesaretle ve ferasetle sorgulayarak ilmin ışığında çözüm arayışında kararlı olmaktır.

Yüzon yıl önce de aynı haldeymişiz ki İstiklal Marşı şairimiz merhum Mehmet Akif Ersoy şöyle seslenmiş:

Âtîyi(geleceği) karanlık görerek azmi bırakmak...
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.
Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle:
Îmânı olan kimse gebermez bu ölümle:
Ey dipdiri meyyit(ölü)! “İki el bir baş içindir”
Davransana... Eller de senin, baş da senindir!
His yok, hareket yok, acı yok... Leş mi kesildin?
Hayret veriyorsun bana... Sen böyle değildin.
Kurtulmaya azmin, niye bilmem ki, süreksiz?
Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?
Âtîyi karanlık görüvermekle apıştın!
Esbâbı(sebepleri) elinden atarak ye’se(ümitsizliğe) yapıştın!
Karşında ziyâ(ışık) yoksa, sağından, ya solundan,
Tek bir ışık olsun buluver... Kalma yolundan.
Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!
Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk!

Kalkalım ve önce elimizi, yüzümüzü yıkayıp paklayıp yeniden dirilişin yollarını arayalım.

İlk seçim bugün!

Ve unutmayalım: bu bizim için son seçim!


Peyami Bayram

28 Nisan 2022

İstanbul


19 Nisan 2022

Ramazan Notları 4

 Ramazan Notları 4


Allah'ı tanımadan iman edilmez.

Nebi'yi tanımadan yolunda gidilmez.

Kitabı okumadan rehber edinilmez.

Sonra niye insanlar deist, ateist oluyor düşünürsünüz.

Soru(n)ların üstünü örtmek de bildirileni işitip kulak ardı etmek de küfrdür.

Küfr zillettir.

İman ise itibar ve şereftir.


Peyami Bayram 

18 Ramazan 1443

19 Nisan 2022

09 Nisan 2022

Ramazan Notları 2

Ramazan Notları 2

Nefis terbiyesi.

Nefsine teslim olmama, nefsi teslim alma.

Yaşadığı anı nefsine feda etmek yerine fikir ve inancı uğrunda kıymetlendirme.

Kısa kısa birer an olan yaşamayı bir bütün haline getirerek bir sürece dönüştürmek ve bundan bir hasıla elde etmek için gösterilen azim ve sebattır oruç.

Şayet böyle bir tefekkür ve irade yoksa sadece bedenin aç ve susuz kalmasının kişiye kattığı bir şey var mıdır, bilemiyorum.

Hele de iftarla sahur arasında normal zamanda yediğinden de fazlasını yiyen birinin nefsi bu süreci neye dönüştürmüş olur? Bunu Ramazan sonunda kilo alanlara sormalı.

Mü'min; kendine vahyolunanı okumak, anlamak ve yaşamak derdinde olandır.

Hayat yaşadığımız bir andır. O an nasıl yaşanacak buna biz karar veririz. Her yaşanan an bir sonraki an ve daha sonraki anlarla birleşince bir bütün halinde bizim yaşam serüvenimiz olur. İşte bu yüzden yaşanan her an kıymetlidir.

Oruç; anlarını bir sürece dönüştürmek talimidir zannımca.

O süreci nefsinin kemale ermesi için kıymetli bir hazineye dönüştürmek ve o hazineyi nefsine nefes veren Rabbine sunmak mü'min için hayat yoludur.

Herşeyin burada başladığına ve burada biteceğine inanmak kendini değersiz kılmaktan başka nedir ki. Halbuki yaşamı ilk yaratıldığı bu bedenden ibaret görmeyen, hesap günü ve ötesinde yeniden yaratılışla başlayacak ebedî hayata bir bütün olarak iman edenler için her an değerli bir maden gibidir.

Ramazan'da değerli anlar biriktiren, hayatına Kur'an-ı Kerim'i katan, nefis terbiyesi yaparken iftar, sahur, zekat, sadaka, sohbet, namaz gibi faaliyetler ile de kendini ötekinin yanında tutma çabası mü'min insanın kazancıdır.

Her yıl tekrarlanan bu bir aylık talim ve terbiye süreci aslında hayatımızın kısa bir özeti gibidir.

Ramazan sonu ise bu anlamda kendi heybesini dolduran için bayram olur. Bu bayram ise ömrünü Ramazan gibi dosdoğru, dürüst, samimi,  iktisatlı, kararlı, azimli, sebatlı, titiz, dikkatli, özenli, başkalarına karşı cömert yaşayanlara cennette kavuşacağı hakiki ve ebedî bayram için de bir numunedir.

Veselam..

Peyami Bayram

8 Ramazan 1443

9 Nisan 2022

İstanbul

03 Nisan 2022

Ramazan Notları 1

Ramazan Notları 1

Samimiyet

Karşılıklı olarak birbirlerine yakınlık duyanlar arasında latif bir hissiyat oluşur. Buna samimiyet veya içtenlik denir. Dünyada en çok da samimi dostluklarda mutluluk duyarız. Teklifsizdir, hesapsızdır, güven ve umut vericidir samimi dostluklar. Sır verilir, sır saklanır samimi dostlarla.

Oruç, kişinin oruçlu olduğunu kendisi ve Allah dışında hiç kimsenin bilemeyeceği bir ibadettir. İşte bu samimiyettir. Aç ve susuz kalmak ibadetin sadece bedeni ilgilendiren formudur. Esasında mümin bir kulun samimiyetle Rabbine yönelmesi en önemli kısmıdır orucun. Yoksa yerlerin ve göklerin hakimi yüceler yücesi Allah için bizim aç ve susuz kalmamızın bir önemi yoktur, kesilen kurbanların etlerine de ihtiyacı olmadığı gibi. 

Dostun dosta samimi muhabbeti o ilişkiyi daha da güçlendirmesi gibidir bu samimi, sırlı muhabbet. Oruçla insan yaradanına bu yolla samimiyet gösterir. Bu vesileyle Rabbine daha da yakınlaşır.

İnsanın yaratıcısı ile kurduğu ilişkide ne kadar samimiyet olursa kulluğu da o kadar Rabbinin isteğine uygun olur.

Ramazan ayında şeytanların bağlanması bu yüzdendir. Kulların Rahman ve Rahim olan Allah'a samimi yönelişleri şeytanları adeta işsiz bırakır. Hele bir de Kur'an-ı Kerim'i anlayarak okuyup onu da samimiyetle hayatına rehber edinirse Ramazan ayı gibi dünya hayatının sayılı günlerinin sonu da gerçekten bir bayram olur mümin bir kul için.

Yüce yaratıcıda muazzam bir sevgi var biz kullarına karşı. Hayat verdi, türlü nimetler, hesapsız rızıklar verdi. Bizden tek istediği ise bunları hatırdan çıkarmadan samimiyetle O'na yönelmemiz. Karşılığı ise bu sınırlı ve kısıtlı dünya hayatına mukabil bitimsiz ve sonsuz bir hayat ile ebedî mutlulukların yaşanacağı, sayısız ve hesapsız nimetlerin bulunduğu bir cennet.

Ebedî olarak kalınamayacağını bile bile bu sonlu, ölümlü ve sınırlı dünyayı tercih ederek en büyük kaybı yaşamak ne büyük bir tercih hatasıdır.

İstediğine koşmakta bizi özgür bırakan Rabbimiz ne yücedir!

Peyami BAYRAM

1 Ramazan 1443

2 Nisan 2022


İstanbul


RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...