07 Eylül 2016

Seçkinler

Seçkinler

hep şimdi 
ve 
daima burada
yarın ve ötesi yok,
yalnız siz varsınız 
dünya sizin
tepe tepe tüketin
bütün güzelliğini
ülkemizin..

ne de olsa
siz bilirsiniz 
doğrusunu ve eğrisini
her şeyin..
vardır hak etmişliğiniz,
öyle ya; ayrıcalıktır
seçkinliğiniz..

kimsenin sizden fazla
ne aklı olabilir,
hele ki
ne de serveti..
makam, mevki mi dediniz
o da ne ki
sizden başkası
zaten beceremez ki..

nerden çıktı
halk için bu haklar?
vatandaş ne güzel
kurulmuştu baş köşeye..
atıp tutar
kendi kendine,
boşa gitmez;
dayanır kuvvetlice
vatana millete
ya da dine
işine gelince..

ey aklı ve kerameti 
kendinden menkul,
bilmelisin şunu;
herkes ölümlü
ve
sonunda
hesap verecek
her kul..

varsa söyle
ölümsüzlük için bir yol
yoksa unutma
musallada birleşir
sağ ya da sol...

Peyami Bayram
07/09/2016
İstanbul 





02 Eylül 2016


İSKEMLE....

Genç adam, antika merakı sebebiyle Anadolu’nun en ücra köşelerini dolaşıyor
ve gözüne kestirdiği malları yok pahasına satın alarak yolunu buluyordu. Kış kıyamet demeden sürdürdüğü seyahatler sırasında başına gelmeyen kalmamış gibiydi. Fakat bu seferki hepsinden farklı görünüyordu.

Yolları kapatan kar yüzünden arabasını terk etmiş ve yoğun tipi altında donmak üzereyken bir ihtiyar tarafından bulunup onun kulübesine davet edilmişti. Yaşlı adam antikacının yürümesine yardım ederken:

- Günlerdir hasta olduğumdan, odun kesmek için ilk defa dışarıya çıktım, dedi. Meğer seni bulmak için iyileşmişim. Diz boyuna varan karla boğuşup kulübeye geldiklerinde, antikacının beyaz göre göre donuklaşan gözleri fal taşı gibi açıldı. Odanın orta yerindeki kuzinenin etrafını saran üç-dört iskemle, onun şimdiye kadar gördüğü en güzel antikalar olmalıydı. Saatlerdir kar içinde kalan vücudu bir anda ısınmış, buzları bir türlü çözülmeyen patlıcan moru suratını ateşler kaplamıştı. Yaşlı adam misafiri yatırmak için acele ediyordu. Ona birkaç lokma ikram edip sedirdeki yatağını hazırlarken:

- Bugün soba yakamadım evladım, dedi. Ama bu yorganlar seni ısıtacaktır. Ev sahibi, yıllar önce vefat eden eşiyle paylaştıkları odaya geçerken, antikacı da tiftikten örülen battaniyelerin arasına gömüldü. Ancak bütün yorgunluğuna rağmen bir turlu uyuyamıyordu. Ertesi gün gitmeden önce ne yapıp yapıp o iskemleleri almalı, bunun için de iyi bir senaryo uydurmalıydı. Mesela hayatını kurtarmasına karşılık ihtiyara birkaç koltuk satın alabilir ve eskimiş olduğu bahanesiyle dışarı çıkarttığı iskemleleri çaktırmadan minibüsün arkasına atabilirdi. Hatta onları kaptığı gibi kaçmak bile mümkündü. Yürümeye dahi mecali olmayan ihtiyar, sanki onun peşinden koşacak mıydı?

Genç adam, kafasındaki fikirleri olgunlaştırmaya çalışırken dalıp dalıp gidiyor ve rüzgarın sesiyle uyandığı zamanlar kaldığı yerden devam ediyordu.

Bu arada yaşlı adamın sabah namazına kalktığını farketmiş hatta hayal meyal olsa bile odun parçaladığını duymuştu. Gözlerini açtığında, onun kuzine üzerinde yemek pişirdiğini gördü ve yattığı yerden etrafına bakınırken birden iskemleleri hatırladı. Hafifçe doğrulup çevresine baktı: Aman Allahım..! Antikalardan hiçbiri ortada yoktu. İhtiyar kurt, herhalde planını hissetmiş ve belki de uykudayken konuşmasını duyarak onları emin bir yere kaldırmıştı.

Sakin görünmeye çalışarak:

İliğim kemiğim ısınmış, dedi. Çorbanız da güzel koktu doğrusu. Ama akşamki iskemleleri göremiyorum. Yaşlı adam odanın köşesine yığdığı iskemle parçalarından birini daha sobaya atarken:


İskemle dediğin dünyanın malı be evladım, dedi. Biz misafirimizi hiç üşütür muyuz...! 

(ALINTIDIR)

RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...