28 Mart 2023

Şahsiyetli olmak

Şahsiyetli olmak 


Bir futbol takımını tutuyor olabilirsiniz. Bir siyasi partinin çizgisini/ilkelerini benimsiyor olabilirsiniz. 

Bir liderin, bir önderin veya ünlü bir şarkıcı veya oyuncunun hayranı olabilirsiniz. 

Hatta fanatik düzeyde bir hayran veya taraftar da olabilirsiniz. 


İnsanın bir şeyleri sevmesi, benimsemesi veya taraftarı olması olağan bir durumdur. Yalnız bu durumun aşırılığı ve kronik bir hal almasını olağan dışı olarak gördüğüm için bunu ele almak istiyorum. 


Hani derler ya; durumu daha iyi anlamak için manzaraya biraz uzaktan, geniş açıdan bakmak gerekir diye. Şimdi gelin beraberce buna bir göz atalım. 


Şöyle bir düşünün; o taraftarı veya hayranı olduğunuz takım, parti, lider veya şarkıcı/oyuncu size ne kadar yakın bir mesafede? Yani fiziksel olarak siz onu ne kadar mesafeden görüyorsunuz, ne kadar temas kurabiliyorsunuz? Ona rahatça dokunabilir, mesela tokalaşabilir misiniz, doğrudan herhangi bir soru sorabilir misiniz? Doğrudan en ufak bir eleştiri yöneltebilir misiniz? Ya da düşünün; onunla sizin sosyal statünüz, ekonomik durumunuz, gerçek günlük yaşam biçiminiz ne oranda benzeşiyor? Veya ne bileyim siz onun ortamına girebilir misiniz veya aynı ortamda bulunsanız neleri paylaşabilirsiniz? Onun/onların yaşadığı mahalle/muhite siz girebilir, orada yaşayabilir misiniz?


Ve o size ne verir?


Bunları ciddi ciddi düşünmeli ve gerçeklerle yüzleşmelisiniz. Aksi taktirde kendi kişiliğinizi kurgulanmış bir hayal aleminde duygusal sömürüye terk etmiş olabilirsiniz. 


Aslında o hayranlık duyduğunuz kişi/kurum maddi açıdan sizden çok çok büyük, erişemeyeceğiniz bir kurmaca sosyal statüdedir. Bu durumda size bazen hileli senaryolar, bazen sihirli sözler, bazen aldatıcı/çeldirici görseller ve belki bazen nefsinize hoş gelecek umut vaat eden sözler sarf ederek  çoğunlukla sizin zaaflarınızı istismar ederler. Çünkü onlar bu statüden çok büyük maddi menfaatler elde etmektedirler. Böylece onlar konfor alanlarını umarsızca ve azgınca genişletmeye devam ederler. 


Siz hep verirsiniz ve sadece duygusal tatmin beklersiniz. O ise hem duygusal hem de maddiyat olarak sizden hep alır. Böylece aranızdaki mesafe sürekli daha fazla açılır. Onun sizden gittikçe uzaklaşması sizin gözünüzde onu daha da yükseltir ve yüceltir. Çünkü siz maddi bir karşılık almadan sürekli onun için emek veriyorsunuz, mütemadiyen onun size üstten baktığı/bakacağı kulenin tuğlalarını kendi ellerinizle üst üste diziyorsunuz. Onu öyle bir yere koyuyorsunuz ki ona erişilmezlikle beraber adeta bir dokunulmazlık da atfediyorsunuz. Kendi kendinizi düşürdüğünüz bu halde karşınızdaki öyle bir yücelmiştir ki gözünüzde artık sizin için iyinin, doğrunun ve güzelliğin zirvesidir artık o. Bu şekilde farkında bile olmadan kendi putunuzu yontmuş olursunuz zamanla. Artık o bir efendi ve siz de adeta bir köle olmuşsunuzdur. Hem de gönüllü bir köle!


Aman diyeyim kendinizi böyle ucuza, bedavaya, hatta üste bedel ödeyerek hiç kimseye, hiç bir şeye kul/köle etmeyin. 


Sevgide, hayranlıkta ve tarafgirlikte ölçülü davranmadan kendini ve kişiliğini kaybetmenin sonu sadece hüsran ve ızdıraptır. Bir vehimle yücelttikleri kimseler ihtiyaç duyduğu anda insanın yüzüne bile bakmazlar ve dahi ‘peşime takılmanızı ben demedim, siz kendiliğinizden gelip peşime takıldınız’ diyerek yüzüstü bırakırlar. 


Şahsiyet sahibi olanlar ise izzet ve haysiyetini her şeye rağmen koruyanlardır. Çünkü onlar hiçbir şeye muhtaç olmayan, övülmeye gerçekten layık olan ve karşılıksız veren, sevginin asıl kaynağı, göklerin ve yeryüzünün tek ve benzersiz yaratıcısı, insanın görebildiği ve göremediği her şeyin hakiki sahibi olan Allah’tan başkasına ümit bağlamaz, O’ndan başkasına içtenlikle hayranlık duymazlar. Zira Allah insana şah damarından daha yakın, insana hesapsız rızık veren, her türlü noksanlıktan uzak, evrenin tek ve rakipsiz hükümdarı, her şeyi gören, işiten ve kaydeden, ölümden sonra da hesapları adaletle görecek tek hakimdir. Hayat sınavını başarıyla tamamlayanlara ebedi hayatta sonsuz huzur ve mutluluğu da mutlak iyiliğin asıl sahibi olan Allah verecektir. 


Suistimal edilmemek, emekleri ve zamanı boşa israf etmemek ve bertaraf olmamak için Allah’ın tarafında olmak şarttır. 


Ebedi huzur ve mutluluğu kazanmak için şahsiyet sahibi olmak gerekir.


Peyami Bayram 

28 Mart 2023 / 6 Ramazan 1444

Arnavutköy, İstanbul 






22 Mart 2023

Ramazan

Ramazan


Hiç bitmeyecek gibi ama sınırlı bir zaman,

Her şey bolca var ama helaller bile haram.

Sadece bu kadar mı sandın;

Öyleyse çok yanıldın..


Ramazan aslında hayatın özetidir;

Her yıl insana tekrar nefsini öğretir.

Allah’a yakın olmak istersen nefsini tanımalısın,

Sen sayılı orucu değil nefsini tutmalısın.

Bizim gibi midesi olan hayvanlar bile;

Açlığa dayanır sınırlı bir süre;

Sabahtan akşama açlık orucu kime göre?

Açlık ve susuzluk nefsin en alt terbiyesidir;

Sen insan olmak için daha derine gir.


Uykudan başla önce,

Öfkeni tut sinirlenince,

Şakadan olsa da yalan deme,

Haramı hiç düşünme,

Helali gözünle bile yeme,

Çok zor olsa da veremediklerini ver,

İçindeki kötülükleri muhakeme pazarına ser.


Kalbindeki kini, nefreti ve hasedi çıkar,

Göreceksin; 

yerine ne çok iyilik, sevgi ve merhamet sığar. 

Açlığa ve yoksunluğa gülümse,

Sebat ve kanaatten ölmez hiç kimse.

Nefsine hakim olmanın hazzını hisset,

Allah’ı her anında hatırla, çokça zikret,

O'na içtenlikle şükret..


Gözü tok olanın gönlünün de tok olduğunu 

öğretir bize Ramazan. 

Açlık ve susuzluk değildir hatırda kalan. 

Paylaştıklarımızdır, 

azdan az, çoktan çok verdiklerimiz,

ikram ettiklerimiz, 

güler yüzle hoş sohbetlerimiz,

Ve bayrama erişmek için;

sabrın ve tevekkülün verdiği güvendir bize kalan;

aslında hayat kısacık bir Ramazan..


Peyami Bayram

22 Mart 2023, 30 Şaban 1444

Arnavutköy, İstanbul 





16 Mart 2023

NEYİ NEREDE KAYBETTİĞİNİ UNUTMA!

Nasreddin Hoca evinin önündeki sokakta bir şey aranıp duruyormuş. Komşular ne aradığını sormuşlar, o da anahtarı kaybettiğini söylemiş. Komşular da yardımcı olmak için sağa sola beraber bakmaya başlamışlar. Derken komşulardan biri “hocam anahtarı burada mı kaybettin?” diye sormuş. Hoca da “hayır, samanlıkta kaybettim” demiş. Komşusu “peki niye burada arıyorsun?” diye sormuş, bunun üzerine Hoca “samanlık karanlık, burası aydınlık onun için burada arıyorum” demiş. 

Bizim sorularımız/sorunlarımız da tıpkı hocanın anahtarı gibi karanlıkta kaldığı için veya bilerek sorunlarımızı karanlıkta bıraktığımız için bir türlü çözülmüyor.

Üzerine gitmekten çekindiğimiz, ortaya sermekten korktuğumuz her sorun aslında geride bıraktığımız değil sırtımızda yük ettiğimizdir. Farkında olmasak da o bizi yorar ve yıpratır. Ya da başka bir ifadeyle çözülmemiş sorular/sorunlarımız er veya geç önümüzde engel olacaktır. 

Oysa çözüm bekleyen sorular/sorunlar bizim önümüzü aydınlatacak birer ışık olma potansiyeli taşırlar. 

Her sorun aslında bize hayat yolculuğunda birer anahtar gibidir. Onun hangi kapıları açacağını bilemediğimiz için korku ve endişeye kapılırız çoğunlukla. Halbuki neticelerinden veya etkilerinden korktuğumuz, kaygılandığımız şeyler geri planda durdukça endişe ettiğimizden daha çok bize zarar verir de farkında olmayız. 

Kısacası karanlık da olsa kaybettiğimiz anahtarı elimize bir fener alıp samanlıkta aramadığımız sürece o anahtarı asla bulamayız ve o anahtarın açacağı kapıdan da içeri giremeyiz. Konu komşuyu gereksiz yere yorduğumuz da cabası🙃

Sağlıcakla kalalım..

Peyami Bayram 
16 Mart 2023
Arnavutköy, İstanbul 

15 Mart 2023

DIŞ GÜÇLER VE İÇ GÜÇLER

Önce bize hikmet dolu dersler bırakan Nasreddin Hoca'dan bir fıkrayla başlayalım.

Bir gün Nasreddin Hoca'nın eşeği çalınmış. Can sıkıntısı içinde durumu komşularına anlatınca her kafadan bir ses çıkmaya başlamış. Birisi:
- Hocam demiş niye ahırın kapısına iyi bir kilit takmadın sanki?
Bir başkası:
- Evine hırsız giriyor da senin nasıl haberin olmuyor? diye konuşmuş.
Bir diğeri de :
- Hocam demiş, kusura bakma ama eşeğin çalınmasına en büyük sebep yine sensin. Çünkü doğru dürüst bir ahırın bile yok. Nerden baksan dökülüyor. Hoca kızmış:
- Yahu demiş, iyi, güzel de kabahatin hepsi benim mi? Hırsızın hiç mi suçu yok?

İstenmeyen bir durumla karşılaşınca hem kendimizin hem de etrafımızdakilerin farklı yorumları olur. Herkesin bakış açısına göre değişen yorumlardır bunlar. 
"Başıma gelen olayların esas oyuncusu kimdir?" sorusuna ne cevap verilebilir? 
Bu sorunun makul, mantıklı ve tutarlı cevabı "ben" olmalıdır.
Hemen itiraz edecekler vardır bu önermeye elbette. Hem de bir çok örnekle birlikte. Onlara da bir diyeceğim olamaz. Öyle ya, dünyanın bin türlü hali var.

Özgür irade dediğimiz şey insanın eylem serbestiyetidir. Karşılaşacaklarının hiç bir zaman ve hiç bir yerde bir garantisi olmamasına rağmen insan ileri doğru adım atmaya devam eder. Hür ve reşit bir insan olarak attığı her adımın da sorumlusu kendisinden başkası değildir.
Dolayısıyla başına gelenlerin esas oyuncusu ve de birinci dereceden müsebbibi çoğunlukla kendisidir.
Bunları ifade edince hemen herkesin aklına mağdur olduğu senaryolar gelir ve "ama nasıl olur, ben yolda yürürken karşıma kötü insan çıktı ve benim cüzdanımı gasp etti, ben uyurken evime giren cani beni yaraladı, trafikte kurallara uygun araç sürerken alkollü bir sürücü bana arkadan çarptı, sadece evden dışarı çıkmıştım ve maske de takmıştım ama o esnada virüslü bir komşumdan hastalık bulaştı vb.. daha pek çok durum sıralanır.
Biz olayların o anda gördüğümüz ve bizi etkileyen manzarasına bakarak çıkarım yaparız. Bu durumun önceden yaşadığımız bazı olaylarla ilişkisini, aldığımız eğitimin/eğitimsizliğin, hatalı/yanlış bilgi ve/veya yönlendirmenin, olayın diğer taraflarının geri planlarındaki gelişmelerin etkisini etraflıca değerlendiremeyiz, fark edemeyiz veya hissedemeyiz. Bir de bu olayın neticelerinin gelecekte kimlere, nelere ve nasıl sebep olacağını bilemediğimiz için yorumlar bugün makul gözükse de aynı olayla ilgili yarın çok farklı çıkarımlar yapılabilir.

Bireysel olarak içinde olduğumuz bir durumla ilgili en iyi yorumları ve çıkarımları iç sesimiz, yani vicdanımız bize söyler. Nefsimiz, yani egomuz ise dış ses olarak dış güçleri işaret eder daima. Nefsimizi bencillik, cimrilik, cahillik, yobazlık, kıskançlık, kibir, yalan, tembellik, haset, riya, hıyanet, korkaklık, iki yüzlülük, sinsilik, aşırı şehvet ve haz düşkünü olmak gibi kötülüklerden arındırmadığımızda nefsimiz her olayda önüne ve ardına bakmadan dış güçleri işaret edecektir.

Dış güçlerin suçu, kabahati veya kastı yok mudur peki?
Olmaz olur mu hiç, elbette vardır. Lakin bizim çok daha kolay uzanıp yetişebileceğimiz, düzeltebileceğimiz kendi kontrolümüz altında olan, olması gereken içimizdeki şeyler varken neden daha zor ve hatta çoğu kere imkansız olan dış etkenler, dış güçlerle uğraşalım ki?

Evet, hırsız suçludur ama biz yine de tüm kapıları kilitli tutalım.

Sağlıcakla kalın..

Peyami Bayram

15 Mart 2023

Arnavutköy, İstanbul


05 Mart 2023

İz bırakanlar


Geçmiş; geçmiş zamanda, içinde bulunmuş olduğumuz veya olmadığımız tüm yaşanmışlıklardır. 

Hayal; kurgusal umutlar alemidir. 

Realite; yaşadığımız acı ve tatlı, iyi ve kötü, varsıl ve yoksul, sığ ve derin her türlü fiili gerçeklik. 

Tasavvur; olmasını arzu ettiklerimizi zihnimizde rasyonel zeminde canlandırmadır. 

Gelecek; içinde bulunup bulunamayacağımızın hiç bir garantisi olmadığı halde ilerleyen zamanda yaşanacakların bütünüdür. 

İdeal ise; ancak düşüncenin tasarlayabileceği üstünlükleri içinde toplayan bir bütün, ülkü, mefkûre. 

Geçmişe takılıp kalanlar sadece ham hayal peşinde koşanlardır. 

Tasavvur ettiklerini realitede bulamayınca yakasına küsen kişi kendini kutsayan bir kibir abidesi ve kendinden başka herkes ve herşeyi suçlayıcı tembeldir. 

Bir ideali olan ve bu idealini gelecek tasavvurunda hayata geçirmeyi ilke edinenler ise medeniyetlerin hakiki mimarlarıdır. Bu yolda gecesini gündüzüne katarak her türlü olumsuzluklara rağmen emek sarf eden bu insanlar çoğu kere görünmezler, tanınmazlar.  Zaten onların derdi de şöhret olmak, lider olmak değildir. Lakin toplumların gerçek önderleri onlardır. Bunu yaşadıkları zamanın şahitlerinden ziyade ileride bıraktıkları eseri incelerken onların izlerini süren titiz tarihçiler yazacaktır. 

Günler gelip geçicidir. 

Düne takılıp kalmayın. 

Bugünü yarınlar için çok çalışarak değerli hale getirin. 

Bir ideal, bir ülkü, bir mefkûreniz olursa bugünkü çalışmanızda sizin için yüksek bir motivasyon sağlar ve tükenmeyen bir enerji kaynağı olur. 

Unutmayın, kabirler zamanını ziyan eden kibirlilerle doludur.

Sağlıcakla kalın,

Peyami Bayram

5 Mart 2023

İstanbul 




02 Mart 2023

6 Şubat 2023 Büyük Afet Sonrası

 6 Şubat 2023 Büyük Afet Sonrası

 


Katıldığımız yardım faaliyetleri hakkında gözlem ve yorumlarımı paylaşmak üzere yazdıklarım aşağıdadır.

 

Sözün en başında söylemem gerekir ki; her acıyı ve felaketin getirdiği türlü sıkıntıları en iyi bizzat yaşayanlar bilir elbette. Biz ise İstanbul’da deprem bölgesinden uzak bir şehirde yaşayan insanlar olarak ancak üzerinden saatler geçtikten sonra ancak afetin büyüklüğünün farkına varmıştık. Memleketimiz afet bölgesindeki 11 ilden birisi olmadığı ve birinci dereceden yakınlarımız da o bölgede bulunmadığı için sadece medyadan bilgi almak durumundaydık. Bölgede yaşayan veya memleketi o bölgede olan bazı dostlarımı aradığımda acıyı daha fazla hissetmeye başlamıştım.

Ertesi gün ise elimizden ne gelir, neler yapabiliriz telaşına düştük.

Maddi yardımların bir şekilde yapılıyor olduğunu fakat bunun yanı sıra afet bölgesinde bizzat bulunmak gerektiğini düşündüm kendi adıma. Emekli bir asker olarak aldığımız eğitim ve arazideki tecrübelerimizin böyle zamanlarda işe yaramadıktan sonra ne kıymeti vardı ki. Biz öğrencilik yıllarımızda bir gün emekli olabileceğimizi ama bu vatana karşı sorumluluğumuzun mezara kadar bitmeyeceğini öğrenmiştik.

Ne yapabilirim, nasıl yapabilirim diye düşünüp araştırırken çok yakın bir devre arkadaşım olan Davut ÇİL ile konuştuğumda bölgede aşevi kurmak üzere yola çıkacağını öğrendim. Benim de yardıma hazır olduğumu söyledim. İkinci bir kafilenin yola çıkacağını ve o kafileye liderlik yapabileceğimi öğrendiğimde derhal hazırlıklara başladım.

Depremin ikinci günü AFAD gönüllüsü olarak bölgeye gitmek için kaymakamlıkta başvuru yapan oğlum da benim ekibe katıldı ve 10 Şubat Cuma sabahı Adıyaman’a gitmek üzere evden çıktık. O güne kadar hiç tanımadığım, varlığından bile haberdar olmadığım HAKEV VAKFI tarafından yardımsever bağışçıların destekleriyle bir TIR dolusu malzeme ve erzak hazırlanırken yine o gün tanıştığımız üç arkadaşla ben ve oğlum bir binek araçla önden hareket etmiştik. Biz hava kararmadan bölgeye ulaşmak maksadıyla TIR’ın yüklenmesini beklememiştik. Ancak Ankara’ya vardığımızda bizden bir gün önce Adıyaman’a varan devre arkadaşımdan Adıyaman’da yeterli aşevi olduğunu durumu netleştirene kadar beklemede kalmamız gerektiğini konuştuk.

Bu durumda ya başka bir bölgeye yönelmemiz veya geri dönmemiz gerekecekti. Durumu netleştirmek için Ankara çıkışında bir dinlenme tesisinde uzun bir mola vererek bir dizi görüşmeler yaptık. AFAD’da genel müdür olan arkadaşım Mustafa Havan ile yoğunluğunun arasında bir fırsat bularak görüştüm. O esnada yanında olan Kızılay genel başkanına sorarak bizi Kahramanmaraş merkeze yönlendirdiler. Bu arada vakit gece olmuştu. Sonrasında verilen irtibat numaraları ile görüşmeler yaparak yolumuza devam ettik. Ankara’nın çıkışında Gölbaşı yakınlarında uzun süre mola verdiğimiz dinlenme tesislerinde ve daha sonra takip ettiğimiz Kırıkkale, Kırşehir ve Kayseri güzergahında sayamayacağımız kadar çok yardım ekibi, yardım malzemeleri taşıyan TIR, kamyon ve çeşitli araçlar gördük. Her gördüğümüz araç ve ekip bize ayrı bir heyecan verdiği gibi ülkemizin çeşitli kesimlerinden bunca insanla aynı iyilik ve yardım yolunda birlikte yol almaktan gurur duyduk. Asker, polis, ormancı, sağlık ve belediye personeli gibi pek çok kamu personelinin yanı sıra onlarca, belki yüzlerce dernek, vakıf, firmanın yanı sıra bireysel olarak yardım için yollara düşmüş insanla karşılaştık. Yol boyunca kimi yerde eksi 24 dereceye varan soğuğa rağmen bu aziz milletin sinesindeki sıcacık sevgi ve merhametle yolculuk hiçbirimize zor gelmemişti.

Nihayet 11 Şubat cumartesi sabah saat 7 sularında Kahramanmaraş merkez Dulkadiroğlu ilçesinde Fatih Anadolu Lisesi bahçesinde konuşlanmış olan yardım ekiplerinin arasına katıldık. Aynı gün Bayburt’tan HAKEV VAKFI gönüllüsü dört kardeşimiz de mutfak hizmetlerine yardım için bize katıldılar. Böylece toplan dokuz kişi olmuştuk. 

Burada Kocaeli valiliğinin koordinesinde Dilovası Belediyesi ekipleri yardım faaliyetini koordine ediyorlar. Türkiye’nin her yanından ve dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen yardım malzemelerini taşıyan TIRlar burada boşaltılıyor, depoya dönüştürülen okulun alt katı ile halı sahada tasnif ediliyor ve köy ve mahalle muhtarları ile irtibat kurularak Dilovası ve Körfez Belediyesinin araçları ve personeli ile muhtaçlara ulaştırılıyor. Dilovası belediye başkanı Hamza Şayir bizzat ekiplerin başında gerçekten son derece özverili bir şekilde bütün mesai arkadaşları ile canhıraş hizmet ediyorlardı. Başkan yardımcısı Fazıl bey ve başkanın özel kalem müdürü Recep bey aralıksız olarak sahada koşturuyorlardı. Elbette bahçesinde faaliyetlerimizi yürüttüğümüz, binasından istifade ettiğimiz Fatih Anadolu Lisesi’nin çok değerli müdürü Ahmet Yağdıgül beyefendinin kendisi de depremzede olduğu halde şahsi mağduriyetini bir kenara bırakarak bize orada bulunduğumuz süre zarfında gösterdiği güler yüzlü muhteşem ev sahipliği ve bizimle birlikte yardımların daha çok kişiye ulaşması için koşturması hepimize bambaşka duygular yaşattı. Kahramanmaraş’ın önemli ziyaret mekanlarından biri olan Yedi Güzel Adam Edebiyat ve Sanat Müzesi’nin hemen yanı başındaki bu lisenin müdürü olan sevgili Ahmet Yağdıgül artık benim gönlümde hiç şüphesiz Sekizinci Güzel Adam olarak yerini almıştı.

Bizim mutfak ekipmanının kurulacağı yeri tespit etmek üzere Dilovası Belediyesi yetkilileri ile istişare yaptık. Okul bahçesinde depremzede ailelerin barındığı iki adet kamelya vardı ve gün içinde AFAD tarafından çadırlar gönderileceği ve ailelerin çadırlara geçeceği bilgisi verilince bu kamelyalardan büyük olanının mutfak için uygun olacağını değerlendirdik. Aileler boşaltır boşaltmaz da bu kamelyayı temizleyip düzenleyerek mutfak haline dönüştürdük, etrafını da brandalarla çevirdik. Yardım malzemeleriyle beraber mutfak ekipmanlarımızın da yüklü olduğu TIR 11 Şubat öğleden sonra ancak bizim olduğumuz yere ulaşabildiği için hazırlıklarımızı tamamlamamız akşam geç saatleri buldu. Bu yüzden ancak ertesi gün, yani 12 Şubat 2023 Pazar günü ilk sıcak yemeğimizi afetzedelere ikram edebildik.

Bulunduğumuz okul bahçesine on adet AFAD çadırı bu işle görevlendirilmiş askerler tarafından kuruldu. Çadırlara ısıtma için yardım TIRları ile gelen elektrikli ısıtıcılar dağıtıldı ancak ilk iki gün okuldan alınan elektrik bütün çadırları aynı anda besleyemediği için afetzedeler yine yaktıkları ateşlerin ve okulun dış kantininde yakılan sobanın başında sabahlamak zorunda kaldılar. Daha sonra Dilovası Belediyesi ekiplerince trafo desteğinin artırılması ile her çadıra elektrik tesisatı çekilerek aileler sıcak çadırlarda kalabildiler. Bu arada biz de mutfak olarak ilk günden itibaren yemek miktarını artırarak en az iki öğünde üçer kap olmak üzere yaklaşık ilk gün 400 kişi ile başlasak da sonraki günlerde yaklaşık 2600-3000 kişiye sıcak yemek sunmaya devam ettik.

17 Şubat 2023 öğleden sonra oğlum ve ben başlattığımız hizmeti yeni gelen arkadaşlara devrederek ayrıldık, ama gönlümüz gözyaşları ile ayrıldığımız depremzede kardeşlerimiz ile yardımsever, hayırsever ve gönlü güzel dostlarımızda kaldı.

Şahsen ben ve oğlum evde kamp malzemelerimiz hazır olduğu için uyku tulumu ile çadırımızı yanımıza almıştık. Ancak bizim kamp malzemelerimiz daha çok yazlık malzemelerdi. Kahramanmaraş’ta gündüz 8 ila 14 derece arasında olsa da geceleri hava eksi 4 derecelere kadar düşüyordu. Dolayısıyla ilk gece çadır yerine okul kantininin mutfağında yere yardım malzemeleri arasında gelen vatandaşlarımızın gönderdiği kullanılmış yataklardan sererek ve ısıtıcı yakarak yattık. İkinci geceden itibaren ise yine yardım için gönderilen ve okul bahçesine konulan iki konteynerden birisine yerleştik ve orada kaldık. Tuvalet ihtiyacını ise civardaki afetzedelerle birlikte okulda karşıladık. Banyo ihtiyacımız için de hemen yanımızda bulunan Gazi Paşa Kışlası’nın imkanlarından istifade ettik. Bir yandan okul bahçesinde olmamızdan dolayı okulun imkanları, öte yandan kışlanın hemen yanında olmamızdan ötürü askeriyenin imkanlarından yararlanmamızdan dolayı deprem bölgesinde mümkün olabilecek bütün konfora sahip sayılırdık. Bu durumda bütün enerjimizi mümkün olduğunca fazla sayıda afetzedeye ve tabii ki bu arada bölgemizdeki yardım ve güvenlik ekiplerine sıcak yemek vermek için harcıyorduk.

Bir mutfak için gerekli malzeme ve erzakın yanı sıra aşçının da çok önemli olduğu malumdur. Özellikle böyle zamanlarda gönüllü çalışacak büyük mutfak tecrübesi olan usta aşçılar çok kritik bir görev üstenmektedirler. Bizim işlettiğimiz mutfakta da ilk başta vakıf çalışanı bir arkadaş (Osman) ile yine vakıf gönüllüsü bir arkadaşımız (Kemal Canarslan) en güzel şekilde yemekleri yaptılar. Sonraki aşamada yine vakıf duyuruları ile Kayseri’den bir usta aşçı (Emre) aramıza katıldı. Ailesi depremzede olan bu sebeple birliğinden izin alıp ailesinin yanına gelmiş ve esas mesleği aşçılık olan bir uzman erbaş (Kadir Kök) kardeşimiz bize destek verdi. Bize çok yakın konumdaki ağır hasarlı Kahramanmaraş Askeri Gazino Müdürlüğü mutfağı çalışmadığı için yemeklerini bizden alıyordu. Burada görevli aşçı bir uzman çavuş kardeşimiz (Muharrem) de mutfağımıza destek verdi. Okul bahçesinde kurulan çadırlarda kalan afetzede vatandaşlarımız da kendi acılarını bir kenara bırakarak bizimle beraber yemek pişirme faaliyetlerine soğan ve patates soyarak katkı sağlıyorlardı. İlerleyen günlerde yardım faaliyetlerine katılmak için bir çok gönüllü aramıza katıldı. İstanbul ve Kocaeli’den gelen üniversite öğrencileri ile Aydın’dan çalıştığı işinden izin alıp gelen can dostum Osman Soydan ve Ankara’dan gelen yardımsever gönül insanı kardeşim Mustafa Mert ile vakıf merkezinden görevlendirilen İbrahim Zeybek kardeşimiz bizim bizden nöbeti devralan ekibi oluşturdular.

AFAD tarafından koordine edilen ve KIZILAY tarafından kurulan Kahramanmaraş’ta yemek dağıtımı yapan bütün kişi, STK, firma vb grupların dahil olduğu “beslenme platformu” adındaki whatsapp grubuna dahil edildik. Böylelikle sahada kimin, nerede, ne kadar yemek yaptığı ve bu gruplardan kimin fazlası veya eksiği varsa bu platformda paylaşılıyordu. İhtiyaçlar karşılanıyor, eksikler de tamamlanıyordu bu platform sayesinde. Karşılanamayan ihtiyaçlarla ilgili Kızılay görevlileri ile gerektiğinde doğrudan iletişime geçerek de çözüm bulunabiliyordu.

HAKEV VAKFI tarafından hayırsever ve yardımseverlerden toplanan ayni ve nakdi yardımlarla bizim mutfak için gerekli her türlü ihtiyacın karşılanması maksadıyla vakıf başkanı Sezgin Çakır İstanbul’da vakıf merkezinde bütün imkanları seferber etmişti.  Bu arada yardım ekibimizde yer almak için onlarca gönüllü de yardımlarda bilfiil görev almak için bölgeye gelmek istiyordu. Sezgin Bey bu gönüllüler arasından sırasıyla ve tabii ki bizim ihtiyacımız ve kalacak yer imkanları ölçüsünde bir kısmını bölgeye gönderiyordu. Gerçekten bütün Türkiye’nin neredeyse tamamı bu enkazın bir an önce kalkması ve afetzedelerin güvenli ve sağlıklı bir yaşama kavuşması için seferber olmuştu. Bunu sahada olduğumuz her an gözlemleme imkanımız oldu. Zaten kurumsal olarak asli vazifesi olduğu ve sahanın esas koordinasyonundan sorumlu olduğu için AFAD ve uluslararası alanda da en büyük yardım kuruluşlarından biri olan ve bölgedeki tüm yardımların koordinasyonunda AFAD ile birlikte hareket eden KIZILAY başta olmak üzere ülkemizin her tarafından kamu kurum ve kuruluşları, parti farkı gözetmeksizin belediyeler ile yine fikir, inanç, siyasi görüş vb farkı gözetmeksizin yüzlerce sivil toplum kuruluşu, büyüklü küçüklü firmalar ve hatta bireysel olarak gelen binlerce yardım gönüllüsü bölgeye ilk günden koşmuştu. Türkiye’nin her yanından asker ve polis bölgede güvenliğin yanı sıra her türlü kurtarma ve yardım faaliyetlerinde bilfiil canla başla çalışıyorlardı.

Gördüklerim sanki bir savaş halinde bir seferberlik çağrısına milletimizin topyekun olarak katılması gibiydi. Bölgedeki görüntüler çok yakın zamanda bütün dünyanın gözlemlediği Ukrayna topraklarındaki savaş yıkımını andırıyordu. Emekli bir asker olarak sivil ve askerlerin hep birlikte arazideki tüm hizmetlerinin de ancak böylesi bir savaş halinde yapılabilecek şeyler olduğunu müşahede ettim. Asla böyle büyük bir yıkımın olacağı geniş çaplı bir savaşın içinde olmamızı elbette istemem. Ancak 15 Temmuz darbe teşebbüsünde gördüğümüz milli birlik ve beraberliğin çok daha fazlasını bu afette bizzat görmüş olmaktan son derece gurur duydum. Allah korusun, bu tür hadiselerin millet olarak bizim için gerçek hayatta yaşanmışlıklarıyla adeta birer fiili tatbikat olduğunu düşünüyorum. Bu cömert, fedakar, hamiyetperver ve kadirşinas milletimizin fiilen yaşadıklarını devletimizin ilgili organları, bütün kamu kurum ve kuruluşları ile her alanda faaliyet gösteren sivil toplum örgütlerimiz her yönüyle analiz ederek çıkaracakları derslerden bundan sonraki faaliyetlerinde ve gelecek nesillerde de kullanılmak üzere ilkeler edinmeleri elzemdir. Yoksa daha önceleri yaşanan pek çok olaylarda olduğu gibi her hata ve yanlış uygulanmaya devam edilecektir. Bireysel tecrübelerin kurumlara aktarılması başta devlet düzeyinde anayasa, kanun, yönetmelik gibi toplumun genelini bağlayan belgelere girmesiyle sağlanır ve kalıcı olur. Sivil toplum açısından da kendi hazırlıkları, eğitimleri ve iç disiplinleri ile muhtemel senaryolara karşı hazırlık plan ve programlarını hazırlamakla bu büyük ve önemli tecrübelerden istifade edilmiş olur.

Bütün bu gözlemlerimin ardından bizzat ve bilfiil tecrübelerimden çıkardığım sonuçları aşağıda paylaşmak isterim.

1.   Böylesine büyük ve hayati öneme sahip bir konuda afet bölgesine arama-kurtarma, enkaz kaldırma, sağlık, lojistik, yemek ve erzak dağıtımı, çadır, konteyner, tuvalet ve banyo hizmeti vb herhangi bir konuda yardım gönüllüsü veya görevlisi olarak gidenlerin yaşadıkları ile ilgili mutlaka soru cevap şeklinde gözlem ve tecrübelerini derlemek gerekir. (Hiçbir bilgi ve tecrübe heba olup gitmemeli)

2.   Doğal afet bölgesi ilan edilen bölgede derhal olağanüstü hal ilan edilmeli ve bununla beraber bölgeye giriş ve çıkışlar kontrol altına alınmalı. (Bölgede asayiş ve düzenin sağlanması, her türlü yardım ve desteğin hızlı bir şekilde ihtiyaç duyulan yere ulaştırılması, gereksiz yığılmaların önüne geçilmesi için bu gereklidir)

3.   Tıpkı savaş hali durumunda TBMM tarafından ilan edilen seferberlik hakkındaki kanun gibi doğal afet durumunda ilan edilen olağanüstü hal için de özel bir yasa çıkarılarak personel ve araç seferberlik hazırlıkları afet öncesinden planlanmalıdır. Bu meyanda özellikle asker, polis ve jandarma emekli subay, astsubay ve uzman erbaşları bu tür durumlar için öncelik gönüllülük esası olmak üzere gerekirse sefer görev emri gibi olağanüstü hal görev emri ile ihtiyaç duyulan bölgelerde görevlendirilmelidir. Aynı şekilde kamu veya özel sektör farkı gözetilmeden iş makinaları, kamyonlar ve benzeri araçlar ile bunların şoför ve operatörleri de görev emri ile afet öncesinde hazırlıklı olmalıdır. Bu sayede afet bölgesine ve afetzedelere daha hızlı müdahale ve yardım ulaştırılabilsin ve organizasyon ve koordinasyonda gecikmelerin önüne geçilebilsin. (Afet bölgesinde araziye ve zorlu koşullara adapte olamayan, psikolojik olarak gördüklerine ve yaşadıklarına dayanıklı olmayan insanların verimli olamadıklarını bilakis içinde bulundukları ekibe yük olduklarını gözlemledim. Emekli bir asker olarak aradan yıllar geçmiş olsa da arazi şartlarına daima hazır olduğumu ve bu tür işlerin üstesinden gelmenin ötesinde birlikte olduğumuz ekip arkadaşlarımıza olumlu yönde etki ettiğini gözlemledim)

4.   Afet bölgesinde yardımların koordinasyonu tek elden sağlanmalı. Bu maksatla bölgenin mülki amiri koordinasyondan birinci derecede sorumlu olmak üzere yardımcı yöneticiler ile takviye edilmelidir. AFAD bölgedeki kurtarma ve yardım faaliyetlerinin merkezi sorumluluğunu taşımakla beraber başta KIZILAY ile işbirliği olmak üzere bütün paydaşları tek çatı altında toplayacak bir mekanizma oluşturmalıdır. Bu maksatla ilk etapta;

a.   Arama ve kurtarma

b.   İlk ve acil yardım (Sağlık)

c.    Enkaz kaldırma

d.   Asayiş

e.   Lojistik(teknik)

f.    Haberleşme ve enformasyon

g.   Afetzede yönetimi

h.   Barınma işleri (elektrik ve kullanma suyu dahil)

i.     Her türlü erzak ve içme suyu ikmali ile dağıtılması

j.     Sıcak yemek yapımı ve dağıtılması

k.   Ekmek yapımı/temini ve dağıtılması

l.     Giyim kuşam temini ve dağıtılması

m. Temizlik işleri (seyyar tuvalet ve banyolar ile çevre temizliği)

n.   Cenaze ve defin işleri

o.   Ulaştırma (bölgeden ayrılmak isteyen afetzedelere yardım)

p.   Sosyal ve psikolojik hizmetler

Konularında birim başkanlıkları ve bunların konuşlanacakları yerler belirlenerek ilk saatlerden itibaren işbaşı yapmaları sağlanmalıdır. Bunun için afet öncesinde muhtemel farklı senaryolara göre hazırlıklar tam ve eksiksiz olarak yapılmış, ayrıca en azından yılda bir kez fiili tatbikatı icra edilmiş olmalıdır. (Bölgede öncelikli görevin can kurtarma ve afetzedeleri güvenli ve sağlıklı koşullara kavuşturma olduğunun bilinciyle iş bölümü ve koordinasyonun ilk andan itibaren hem can kurtarma hem zamandan hem de her türlü malzeme ve personelden azami istifadeyi sağlayacağı gerçeğinden hareketle)

5.   Afet bölgesine gitmek isteyen yardım ekipleri, STKlar, firmalar veya şahıslar bu koordinasyon merkez(ler)i ile irtibata geçerek gitmeli. İrtibata geçmeden yola çıkmış olanların ise bölgeye girişte bu irtibatı sağlanmalı ve bölgeye girişlerine bu şekilde izin verilmeli. Bölgeye ulaştıklarında hangi konuda yardımda bulunacaklarsa ilgili birimin kontrol ve koordinesine katılmalıdır. Katılan birimler ve personel kayıt altına alınmalı, birimlere ve personele mülki amirlikler veya AFAD tarafından tanıtma kartı verilmelidir. Böylece gönüllülerin faaliyete başladığı andan itibaren görevli statüsüne dönüşmesi ve her birinin grup veya birey olarak bütünün bir parçası olduğu hissi yaşatılmalı ve bunun sorumluluğu verilmelidir. (Afet bölgesindeki en büyük sorunlardan birinin acil müdahalede yetersiz ve eksik kalınması, ikincil olarak da afetzedelere sunulan hizmetlerin bölgede dengesiz dağılımına engel olmak için)

6.   Bölgenin sorunlarını, ihtiyaçlarını ve çözüm yollarını merkezi veya üst yönetimle sürekli ve hızlı koordine etmeli. Bu maksatla afet öncesi, normal zamanlarda Türkiye’nin bütün il ve ilçeleri ile belediyeleri eş/kardeş il, ilçe, belediye olarak eşleşmeli ve afet ve olağanüstü durumlarda yardımlaşmanın nasıl yapılacağı tüm detayları ile planlanmalı ve tatbikatları da yapılmalı. (Afet hazırlığının önceden yapılması çok önemli)

7.   Yurtdışından gelen ekipler ve malzemeler için de aynı prosedür uygulanmalı.

8.   Burada belirtilmesi gereken önemli bir konu da afet bölgesinde koordinasyon yetkililerinin bilgisi ve izni olmadan hiç kimse izin ve yetki verilen görev ve belirlenen alan dışında başka işlerle ve başka alanlarla ilgilenmemelidir.

9.   Yardım görevlileri ve gönüllülerinin dikkat ve riayet etmesi gereken konular şunlardır;

a.   Öncelikle yardım işi bir gönüllülük işidir. Kamu görevlisi, STK veya özel firma çalışanlarının da gönüllülük esasına göre bölgeye gitmeleri sağlanmalıdır. Afet bölgesi zor ve çetin şartlarında gönüllü olmayanların faydası olmadığı gibi bölgedeki idareciler ve diğer yardım personeline yük olabilirler.

b.   Afetzedeler için yardım gönüllüsü olarak bölgede bulunulduğu her an hatırda tutulmalıdır. Özellikle afetzedelerle iletişim kurmada bu husus asla göz ardı edilmemelidir. Çok ciddi hayati tehlike atlatmış ve muhtemelen o şoku üzerinden atlatamamış bir kitleyle karşı karşıya bulunulduğu bilinerek hareket edilmelidir. Afetzedelere çok müşfik ve kibar davranılmalı. Onların sert, kaba, suçlayıcı ve hatta hakaret içeren sözlerine bile sabırlı ve anlayışlı karşılık verilmelidir.

c.    Bölgede bulunma gerekçemiz genel olarak “yardım” olsa da herkes içinde bulunduğu birimin yaptığı hizmet ne ise onun dışına çıkmamaya özen göstermelidir. Örneğin sağlık görevlisinin aşevinde bulunması ne kadar saçma ise bir aşçının da arama kurtarma faaliyetine katılması o derece yanlıştır. İnsanların sırf merak ve ilgisi var diye bu tür görev alanı dışına çıkmalara izin verilmemelidir.

d.   Afet bölgesinde yiyecek sıcak yemek, yatacak sıcak bir yatak, içecek sıcak bir çay, istediği zaman duş alma imkanı, oturup arkasını yaslayacak bir koltuk konforunu bulamayacağı gibi tuvalet ihtiyacını gidermekte dahi zorlanacağını göz önünde bulundurmalıdır. Hele ki bunların hiç birisinden şikayet etmemelidir.

e.   Afet bölgesi ve yardım faaliyetleri ile ilgili sosyal medya paylaşımlarında ölçülü ve dikkatli davranmalı. Aşırı duygusal ve ajite edici şeyler paylaşmamalıdır. Afetzedelerin ve özellikle çocukların ve yaralıların görüntülerini izinsiz paylaşmamalıdır.

f.    Fiziksel ve psikolojik olarak yetersiz kalan görevli ve gönüllüleri derhal yenileri ile değiştirilmelidir.

g.   Son olarak afet ve olağanüstü durumlar için ister görevli olsun ister gönüllü olsun herkes her an hazır ve teyakkuzda bulunmalıdır. Bunun için de normal zamanlarda afet ve olağanüstü durumlara hazırlık maksadıyla personel görevlendirme, işleri planlama, malzemeleri depolama, vazifelerin belirlenmesi ve bunlarla ilgili eğitim ve tatbikatlar yapılmalıdır.

h.   Bu son madde kamu veya özel her kurum ve kuruluş, STK ve okullarda muhakkak uygulanmalıdır. Kurumlar arası iş birliği ve koordinasyon toplantıları senede iki defa yaz ve kış sezonlarında muhtemel senaryoya göre yapılmalıdır.

i.     Mümkün olduğunca her evde de buna benzer hazırlıklar yapılmalıdır.

Bu vesileyle 6 Şubat 2023 tarihinde ülkemizde meydana gelen, 11 ilimizi doğrudan ama bütün milletimizi ise gönülden etkileyen bu çok büyük afette vefat eden bütün vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Milletçe el ele vererek devletimizin de bütün imkanlarını seferber etmesiyle afetzede tüm kardeşlerimizin bir an önce güvenli, huzurlu ve mutlu yuvalarına bir an önce kavuşmalarını sağlamalıyız.

 

    Bu büyük afette yaraların sarılması için AFAD ve KIZILAY gibi kurumların yanında ve bazen de önünde çok güzel doğal bir seferberlik ruhu sergileyen aziz milletimizin tüm yardım gönüllüleri, bağışçıları ve hayırseverlerini en derin sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

 

Peyami Bayram

2 Mart 2023

İstanbul

peyamibayram@gmail.com








RAMAZAN 1447 CÜZ 30

OTUZUNCU CÜZ   Hicri 1447 yılında Ramazan ayı 29 günde hitama erdiği için bu son günde iki cüz birden okuduk ve Kur’an-ı Kerim’in kalbi ve...